İsrail’in 13 Haziran sabahı gerçekleştirdiği hava saldırısında, yer altı kısmı vurulamasa da Natanz, Fordo ve İsfahan’daki nükleer tesisler ile Devrim Muhafızları’na ait kritik noktalar hedef alındı. Askerî tesisler dışında İsrail, İran’ın çeşitli komutanları ve üst düzey isimlerine de operasyon gerçekleştirdi. Operasyonlarda Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Hüseyin Salami, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, IRGC İstihbarat Şefi Mohammad Kazemi ve Yardımcısı Hassan Mohaqiq, IRGC Kurmay İstihbarat Başkan Yardımcısı Gholamreza Mehrabi, Khatam-al Anbiya Merkezi Karargâh Komutanı Tümgeneral Gholam Ali Rashid, IRGC Hava Savunma Komutanı Davoud Shaykhian & İHA Birimi Komutanı Taher Pour, IRGC füze programı komutanı Amir Ali Hajizadeh ve toplamda en az dokuz nükleer bilim insanının öldüğü İran tarafından da doğrulandı.
İran, İsrail’in operasyonundan 18 saat sonra “Ağır Ceza” adlı misilleme operasyonuyla Tel Aviv’e yaklaşık 100 füze ve İHA gönderdi. Dört gündür devam eden misillemeleri ile İran Tel Aviv, Hayfa ve Bat Yam çevresine yaklaşık 300’e yakın füze fırlattı. İsrail ordusu, bu saldırılarda en az 14 kişinin öldüğünü, 390 kişinin yaralandığını açıklarken, İran da 224 ölü ve 1.277 yaralı olduğunu kaydetti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi, Natanz Tesisi’nde yer üstü yapının tamamen yıkıldığını ve çevreye radyolojik sızıntı tespit edildiğini duyurdu. İran ise bu bilgiyi kısmen doğruladı. Hürmüz Boğazı’ndaki riskler nedeniyle ise petrol fiyatları 4 dolar birden yükseldi.
Netanyahu, halka hitaben sivilleri İran hükümeti aleyhine durmaya çağırırken, “savaşı İran halkıyla değil, İran hükümetiyle yürüttükleri” mesajını verdi. İran ise misillemenin sadece başlangıç olduğunu vurgulayarak, bir sonraki dalgada İsrail’e 2.000 füze gönderileceğini açıkladı.
Uluslararası Tepkiler
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in planlarından “haberdar olduğunu” belirtirken, ABD, İran füzelerini önlemek için müdahil oldu ve ABD güçlerine yönelik bir saldırı olması durumunda misilleme tehdidinde bulundu. Trump ayrıca ABD’nin İran’la yeni bir nükleer anlaşma sağlanması gerektiğini vurguladı. Trump, İsrail’e “desteklerinin tam olduğunu” belirterek “Bir sonraki saldırılar daha da vahşi olacak” dedi. Komisyon Başkanı von der Leyen, İsrail’in savunma hakkını desteklerken İran’ı “istikrarsızlaştırıcı” olarak nitelendirdi ve diplomasi çağrısı yaptı. BM Genel Sekreteri Guterres ve Almanya Başbakanı Merz de acil ateşkes çağrısında bulundu. Rusya “gerilimi tırmandıran tarafın İsrail olduğunu” savundu ve Kremlin sözcüsü Peskov ve Duma üyeleri durumu “teşvik edici bir tırmanış” olarak nitelendirdi. Çin ise İsrail saldırılarını kınayarak “güvenliği tehlikeye atan eylemlerden” kaçınılması gerektiğini bildirdi. Enerji güvenliği riskine dikkat çeken Çin, diplomatik çözüm çağrısında bulundu.
Değerlendirme
İsrail’in uzun süredir İran’a doğrudan saldırmak istediği, uluslararası kamuoyunun da bildiği bir gerçekti. Ancak Trump’ın yeniden başkanlığa gelişinin ve bu bölgeye yönelik görece temkinli yaklaşımının, Netanyahu’nun saldırı planlarını ertelemesine neden olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyordu. Buna rağmen, Netanyahu’nun geri adım atmamasının arkasında iç kamuoyundan gelen yoğun baskı, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamaları ve siyasi geleceğini savaş üzerinden konsolide etme çabası etkili olarak değerlendiriliyor.
Belli başlı bazı suikast ve operasyonlar da İsrail’in uzun vadeli hedeflerine yönelik mesajlar içeriyor. Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan’ın şüpheli bir helikopter kazasında hayatını kaybetmesi, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi ve Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin Tahran’da Devrim Muhafızları’na ait bir lojmanda İsrail saldırısında hedef alınması, bölgedeki istikrarsızlığın giderek tırmandığını gösteriyordu. Tüm bu gelişmeler, 7 Ekim Hamas saldırıları ve devamında Gazze’deki insani kriz ile Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ve Yemen’de süregelen çatışmalarla birleşince, Orta Doğu’da çok boyutlu bir savaş atmosferi oluşturdu. Bu tablo, İsrail’in İran’a karşı başlattığı büyük çaplı operasyonun yalnızca bir askerî hamle değil, uzun süredir kademeli biçimde inşa edilen bir stratejinin parçası olduğunu ve uzun zamandır bunu beklediğini ortaya koyuyor.
Bugün gelinen noktada savaşın nasıl seyredeceği belirsizliğini koruyor; ancak iki ana senaryo öne çıkıyor. İlki, Trump ve ABD’nin doğrudan devreye girmesiyle kısa vadeli bir ateşkes sağlanması. İkinci olasılık ise İran’ın yeniden müzakere masasına dönmesi ya da içerideki baskılar sonucu bir rejim değişikliği ile Batı’nın kabul edebileceği bir uzlaşının sağlanması. Durum, tarafların saldırılarının büyük çaplı operasyonlara dönüşmesiyle kritik bir evreye girdi. Bölgesel dengeler yeniden şekillenirken, diplomasiye yönelik çağrılar artıyor. Ancak hem askerî hem siyasi cephede tırmanış sürerse, felaket senaryoları “uzak” olarak değerlendirilmiyor.
Hatice Zeynep Şen, İKV Uzman Yardımcısı