AP’deki Sosyalistler ve Demokratlar, Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı ve Sol grupları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’a hitaben ortak bir mektup kaleme alarak, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini “soykırım” olarak nitelendirdi ve AB kurumlarını derhal harekete geçmeye çağırdı. Mektupta, İsrail’e kapsamlı bir silah ambargosu uygulanması, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması, İsrailli kuruluşlara hedefli yaptırımlar getirilmesi, UNRWA’ya tam finansman sağlanması ve İsrail yerleşimlerinden gelen malların AB ticaretinden menedilmesi talep edildi. Gazze’deki insani krizin artık olağan bir acil durumun ötesinde olduğu belirtilen çağrıda, uluslararası hukukun ihlal edildiği vurgulandı ve AB’nin daha fazla sessiz kalmaması gerektiği ifade edildi. Mektupta, “Daha fazla gecikmeye tahammülümüz yok. Daha fazla kan dökülmesine tahammülümüz yok. Tarih, kitlesel acılar ve cezasızlığın karşısında sessiz kalmayı affetmeyecek. Avrupa Birliği sorumluluk almalı ve hemen harekete geçmelidir” ifadesi yer aldı.
Öte yandan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da Gazze için ciddi çağrılarda bulundu. Gazze’deki ağır insani krize ve İsrail’in yardım girişlerini engelleyen tutumuna dikkat çeken Kristersson, AB’nin İsrail ile mevcut ortaklık anlaşmasının ticaret bölümünü dondurması gerektiğini belirtti. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail’in temel insani yükümlülüklerini yerine getirmediğini vurgulayan Kristersson, AB’nin İsrail’e ekonomik baskıyı artırması gerektiğini ifade etti. İsrail’in, Gazze’ye engelsiz insani yardım girişine izin vermesi gerektiğini belirten Kristersson, aynı zamanda rehinelerin serbest bırakılması için Hamas’a yönelik baskının da artırılmasını önerdi.
Savaşın başlamasından bu yana, Brüksel’in İsrail’e karşı yaptığı en güçlü kınamalardan biri Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Teresa Ribera’dan geldi. Ribera Politico’ya yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Gördüğümüz şey, hedef alınan, öldürülen ve açlıktan ölmesi için mahkûm edilen somut bir nüfus. Somut bir nüfus, evsiz kalmış — yıkılıyor — yiyecek, su veya ilaçtan yoksun — erişmeleri yasaklanmış — ve insani yardıma ulaşmaya çalıştıklarında bile bombalama ve silah atışlarına maruz kalıyor. Herhangi bir insanlık yok ve tanık[lar]a izin verilmiyor…Eğer bu soykırım değilse, anlamını ifade etmek için kullanılan tanıma çok benziyor.”
İsrail’in Ufuk Avrupa Programına Katılımı
Avrupa Komisyonu 28 Temmuz tarihinde İsrail'in Ufuk Avrupa (Horizon Europe) programına katılımının kısmen askıya alınmasını önerdi. Askıya alma, özellikle Avrupa Yenilik Konseyi (EIC) Hızlandırıcısı kapsamında finanse edilen faaliyetlere İsrail'de kurulu kuruluşların katılımını ilgilendiriyor. Komisyon yaptığı açıklamada, bu askıya almanın, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın 2. Maddesinin gözden geçirilmesinin sonucu olarak önerildiğini ve eğer Bakanlar Konseyi tarafından onaylanırsa, yıkıcı yenilikler ve potansiyel çift kullanımlı uygulamalara (siber güvenlik, dronlar ve yapay zekâ gibi) sahip yeni teknolojiler geliştiren girişimler ve küçük işletmeleri hedefleyen EIC Hızlandırıcısı kapsamındaki İsrailli kuruluşların katılımını etkileyeceğini bildirdi.
Uluslararası Yardım ve Destek Artıyor
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Ürdün, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’nın desteğiyle, İsrail’in uyguladığı abluka nedeniyle kıtlıkla mücadele eden Gazze Şeridi’ne havadan insani yardım ulaştırdı. Ürdün Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamada, gün içinde beş ayrı yardım operasyonuyla toplam 36 ton yardım malzemesinin bölgeye indirildiği bildirildi. Operasyonlar, uluslararası iş birliği çerçevesinde gerçekleştirilirken, yardımların bir kısmının denize veya sivillerin üzerine düşmesi, bu yöntemin eleştirilmesine neden oldu. BAE ve Ürdün Dışişleri Bakanları, yardım koordinasyonunu güçlendirmek amacıyla telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İsrail’in sınırlı hava yardımına izin verdiği bu dönemde, Gazze’deki açlık ve insani kriz, özellikle çocuklar arasında artan can kayıplarıyla daha da derinleşiyor. Yerel ve uluslararası çevreler, İsrail’in açlığı ve susuzluğu bir savaş aracı olarak kullandığını vurguluyor.
Öte yandan Komisyon, Doğu Kudüs Hastaneler Ağı’na yapılan sevklerin finansmanı kapsamında Filistin Yönetimi’ne 22 milyon avro katkı sağlandığını açıkladı. İtalya’nın da bu ödemeye 1 milyon avro ek katkı sağladığı bildirildi. Altı hastaneden oluşan bu ağ, Gazze ve Batı Şeria’dan gelen hastalara, kamu hastanelerinde sağlanamayan ileri düzey sağlık hizmetleri sunuyor. Açıklamada, AB ve Üye Devletlerin 2013’ten bu yana bu sevkler için toplamda 213 milyon avrodan fazla katkıda bulunduğu yer aldı. Bu yılki desteğin ise 2025 yılına yönelik Filistin’in Kurtarılması ve Dayanıklılığı için 1,6 milyar avroluk Çok Yıllı ve Kapsamlı Program kapsamında artırıldığı bildirildi. Haziran ayında yapılan 150 milyon avroluk ödemenin ardından, 2025 yılı içinde Filistin Yönetimi’ne toplam 172 milyon avro mali yardım ulaştırıldığı ifade edildi. Yardımlar, şeffaflık ve güvenliği esas alan PEGASE mekanizması aracılığıyla aktarılırken, Komisyonun yeni bir “Filistin Bağışçı Grubu” kurarak PEGASE’i tüm bağışçılar için güvenli bir kanal haline getirmeyi planladığı da açıklandı.
Değerlendirme
Sağlık Bakanlığından 5 Ağustos’ta yapılan açıklamada, Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de ölenlerin sayısının 61 bini geçtiği ve bunların 94’ü çocuk olmak üzere 188’inin açlıktan öldüğü açıklandı. Bu sayı gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Gazze’deki insani kriz derinleşirken, İsrail’e karşı daha sert ve etkili adımlar atılması için AB kurumlarına baskı da artıyor. Artan siyasi tepkinin yanı sıra, havadan yapılan yardımlar ve mali destekler, uluslararası toplumun krize kayıtsız kalmadığını gösterse de bu adımların sahadaki ağır insani tabloyu hafifletmekte yetersiz kaldığı görülüyor. İsrail’e yönelik ekonomik yaptırımlar, silah ambargosu ve uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye alınması yönündeki çağrılar, AB’nin sadece insani değil, siyasi sorumluluklarını da yerine getirmesi gerektiği yönünde güçlü bir mesaj niteliği taşıyor. Yardım ulaştırma biçimlerinin dahi tartışma konusu olması, Gazze’deki trajedinin sadece fiziki değil, aynı zamanda sembolik olarak da uluslararası sistemin sınavı haline geldiğini ortaya koyuyor.
Hatice Zeynep Şen, İKV Uzman Yardımcısı