Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, 6-7 Şubat 2026 tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret etti. Komisyon Üyesi Kos, ziyaret kapsamında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile bir araya geldi. Bahse konu üst düzey görüşmelerde Avrupa Yatırım Bankasının (AYB) Türkiye’ye dönüşü, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, “Made in Europe” gündemi ve vize serbestisi gibi birçok kritik konu masadaydı.
Ziyaretin En Somut Çıktısı: Avrupa Yatırım Bankasının Türkiye’ye Dönüşü
Komisyon Üyesi Kos’un Ankara ziyaretinin kuşkusuz en somut çıktısı, AYB’nin Türkiye’deki faaliyetlerine resmen geri dönmesi oldu. Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri nedeniyle AB’nin uyguladığı yaptırımlar çerçevesinde 2019 yılında Türkiye’ye yönelik finansman akışını askıya alan AYB, Komisyon Üyesi Kos’un ziyaretiyle birlikte bu uygulamayı sonlandırdı. Bakan Şimşek ile Kos arasında gerçekleştirilen ikili görüşme ve heyetler arası toplantının ardından, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile AYB arasında bahse konu gelişmeye dair bir “niyet beyanı” imzalandı.
Varılan mutabakat çerçevesinde AYB, Türk Eximbank ve Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankasına 100’er milyon avro olmak üzere toplamda 200 milyon avroluk kredi sağlayacak. Sağlanan bu finansman paketi, Yeşil Mutabakat hedefleriyle uyumlu olarak; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbonsuzlaştırma projelerinin desteklenmesinde kullanılacak.
Bakan Şimşek, bu adımı yalnızca bir kredi anlaşması olarak değil, ilişkilerde bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi. Komisyon Üyesi Kos ise bu gelişmeyi, Türkiye ve AB arasındaki güvenin yeniden inşası için bir “davetiye” ve somut bir “kazan-kazan” durumu olarak tanımladı.
Gümrük Birliği: “Güncelleme” Değil, “Zemin Hazırlama” Uzlaşısı
Komisyon Üyesi Kos’un Türkiye ziyareti kapsamında Ankara’nın masadaki en acil taleplerinin başında, Gümrük Birliği’nin günümüz koşullarına uygun olarak güncellenmesi geliyordu. Nitekim özellikle AB’nin Hindistan ve Mercosur ile imzaladığı yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı asimetri ve Türk sanayisi üzerindeki rekabet baskısı, güncelleme talebini bir tercih olmaktan çıkarıp ertelenemez bir zorunluluk hâline getirmiş durumda. Ancak görüşmelerden çıkan sonuç, Türkiye’nin beklediği şekilde “müzakerelere derhal başlama” kararından ziyade, diplomatik bir ara formül niteliğindeki “niyet beyanı” oldu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Komisyon Üyesi Kos’un görüşmesi sonrası yayımlanan Ortak Bildiri’de, tarafların “Gümrük Birliği’nin güncellenmesine zemin hazırlama (paving the way)” ve “mevcut Gümrük Birliği’nin uygulanmasındaki sorunların giderilmesi” hususunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu ifade, Brüksel’in güncelleme kapısını tamamen kapatmadığını, ancak süreci doğrudan başlatmak yerine öncelikle mevcut teknik engellerin aşılmasını önceleyen bir “ön hazırlık” evresi kurguladığını gösteriyor.
Sürecin “zemin hazırlama” aşamasında kalmasının arkasında yatan temel neden ise teknik olmaktan çok siyasi. Komisyon Üyesi Kos, Türkiye’yi ziyaret etmeden önce verdiği röportajda, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi hakkında açıklamalarda bulunurken, özellikle GKRY ile ilişkilerin bu alanda ilerlemeye yardımcı olabileceğinin altını çizmişti. Ayrıca Komisyon Üyesi Kos, Bakan Fidan ile görüşmesi sonrasında yayımlanan Ortak Bildiri’de, hukukun üstünlüğüne ve demokratik standartlara ilişkin diyaloğun Türkiye-AB ilişkilerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlatmıştı.
“Made in Europe” Gündemi: Türkiye Tedarik Zincirinden Dışlanacak mı?
Görüşmelerin perde arkasındaki en stratejik tartışma konularından biri, AB’nin kamu alımlarında Avrupalı şirketlere öncelik tanımasını öngören “Made in Europe” gündemiydi. Türk iş dünyası, bu korumacı politikanın Türkiye’yi Gümrük Birliği’ne rağmen AB pazarından dışlayabileceği endişesini taşırken, Komisyon Üyesi Kos’tan duruma jeopolitik bir çerçeve çizen net bir yanıt geldi. Komisyon Üyesi Kos, girişimin temelinde “kamu parasının, güvenebileceğimiz yerlerde üretim yapan şirketlere gitmesi” ilkesinin yattığını belirterek, bu durumun bir “güvenlik meselesi” olduğunu vurguladı. Komisyon Üyesi Kos, Türkiye’ye “ekonomik ve jeopolitik mantığı birlikte ele alırsak, bu girişim Türkiye’yi dışlayamaz” güvencesi vererek, Türkiye’nin Avrupa’nın güvenli tedarik zincirinin bir parçası olduğu mesajını verdi. Buna karşın Komisyon Üyesi Kos, “yerine getirilmesi gereken bazı şartlar” bulunduğunu da hatırlatarak, uyum standartlarına atıfta bulundu.
Komisyon Üyesi Kos ile görüşmesi sonrasında açıklamalarda bulunan Ticaret Bakanı Bolat, “AB tarafından geliştirilen yeni ticaret ve rekabet politikalarının, Gümrük Birliği’nin işleyişiyle uyumlu olması gerektiği yönündeki görüş ve beklentilerimizi paylaştık. Son derece olumlu bir ortamda gerçekleşen görüşmede, ticaret alanında karşılıklı fayda temelinde somut adımlar atma ve somut ve pozitif bir gündem üzerinde birlikte çalışma irademizi karşılıklı olarak teyit ettik.” dedi.
Vize Serbestisi ve “Cascade” Sistemi: Tam Serbesti Yok, “Fiilî Kolaylaştırma” Var
Vatandaşların ve iş dünyasının doğrudan ciddi mağduriyetler yaşadığı vize konusunda, Komisyon Üyesi Kos’un Türkiye ziyaretinden radikal bir karar çıkmadı. AB tarafı, vize serbestisi diyaloğunun yeniden canlandırılması çağrılarına karşılık, sürecin tamamlanması için Türkiye’nin Terörle Mücadele Kanunu ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndaki değişiklikler dâhil olmak üzere kalan altı kriteri yerine getirmesi şartını bir kez daha gündeme getirdi. Bu doğrultuda vize konusunda tam bir serbestleşme ufukta görünmezken, Bakan Fidan-Komisyon Üyesi Kos görüşmesi sonrası yayımlanan Ortak Bildiri’de, Türk vatandaşlarına çok girişli ve uzun süreli Schengen vizesi verilmesini kolaylaştıran 15 Temmuz 2025 tarihli Komisyon kararının uygulanmasından duyulan memnuniyet dile getirildi.
Sonuç ve Değerlendirme
Komisyon Üyesi Kos’un Türkiye ziyareti, Türkiye-AB hattında buzların erimeye devam ettiğini gösterse de, ikili ilişkilerin dinamiklerinin ne kadar değiştiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Nitekim son yıllarda Türkiye-AB ilişkileri, AB üyeliği vizyonundan uzaklaşarak, “al-ver” mantığına dayalı ve konu odaklı bir iş birliği modeline dönüşmüş durumda.
Buna karşın AB’nin mevcut tutumu; siyasi saiklerin, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi ilişkileri bugünden çok daha ileri noktaya taşıyacak kritik süreçleri sekteye uğratmaya devam ettiğini gösteriyor. Hindistan ve Mercosur gibi aktörlerle devasa ticaret anlaşmaları yaparken demokrasi ve hukuk kriterlerini görmezden gelen AB, örneğin konu Gümrük Birliği’nin güncellenmesi olduğunda Türkiye’nin önüne aşılması güç siyasi bariyerler koyuyor. Ancak jeopolitik gerilimlerin hiç olmadığı kadar arttığı bir dönemde, her iki aktörün de birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu açık. Bu doğrultuda atılacak adımların, yalnızca günü kurtaran teknik düzenlemelerden öteye geçip, ilişkileri yeniden kurallara dayalı ve öngörülebilir bir rotaya oturtması gerekiyor.
Ahmet Emre Usta, İKV Uzmanı