İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
6-12 HAZİRAN 2013

TÜRKİYE’DEKİ OLAYLAR AVRUPA PARLAMENTOSU’NDA ELE ALINDI

12 Haziran 2013 tarihinde Strasbourg’da, AP Genel Kurulu’nda “Türkiye’deki Durum” konulu bir oturum düzenlenerek, Türkiye’de Gezi Parkı’nda başlayan ve yurdun çeşitli illerine yayılan protesto gösterileri ve buna karşı polisin uygulamaları ve hükümetin yaklaşımı ele alındı.

Oturumun başında AB Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Catherine Ashton ve Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikası’ndan Sorumlu üyesi Stefan Füle AB’nin olaylara karşı tavrını anlatan birer konuşma gerçekleştirdi. Konuyla ilgili AP kararı 13 Haziran 2013 tarihinde oylandı ve kabul edildi.

Oturumun başında bir konuşma yapan Catherine Ashton, 11 Haziran akşamı polisin Taksim meydanında göstericilere müdahalesine değinerek, yoğun biber gazı ve tazyikli su kullanıldığını ve binlerce kişinin yaralandığını, en az 3 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. Ashton, polisin kullandığı taktiklerin endişe kaynağı olduğunu ve son 2 haftada polisin çoğunlukla barışçı olan göstericilere karşı aşırı güç kullanımına şahit olunduğunu vurguladı. Ashton, konuyla ilgili olarak 2 açıklama yayınladığını, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile görüştüğünü ve Komisyon üyesi Füle ile koordinasyon içinde olduğunu belirtti. Ashton, barışçı göstericilere karşı polisin aşırı güç kullanımının hızla ve detaylı olarak soruşturulması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguladı. Ashton sözlerine özetle şöyle devam etti:

Başlangıçtaki gösterilerin çevreci endişeleri, günümüzde Türkiye siyasetinde seslerinin duyulmadığını düşünen, toplumun önemli bir bölümünün daha geniş endişelerine yol açtı. Görüşler arasında gerçek bir kutuplaşma var. Bu hafta sonu İstanbul ve Ankara’daki büyük AKP mitingleri, gerilimin azalmasına gerek olduğu bir zamanda gerginliği daha da artırma riskini taşıyor. Cevap husumet değil daha fazla angajmandır…

Bir aday ülke olarak Türkiye’nin mümkün olan en yüksek demokratik standart ve pratiklere ulaşmaya çalışması gerektiğini biliyoruz. Bu standartlar arasında ifade, barışçı gösteri, medya, din, inanç ve düşünce özgürlükleri bulunuyor. Demokratik olarak seçilmiş hükümetlerin de, temsil edilmediklerini düşünenlerin ihtiyaç ve beklentilerini dikkate almaları gerekir. Ve barışçı gösteriler bu gibi grupların görüşlerini ifade edebilmeleri için meşru bir yoldur. 

Bunun yanında Türkiye’de gösterilerin başında medya tarafından olayların seyrek olarak verilmesi ve temel iletişim yolu olan sosyal medyayı kınama ve sınırlama çabaları beni şaşırttı.  Türkiye’de medya özgürlüğü bir endişe kaynağıdır.

Bu Türkiye için önemli bir andır. Avrupa değerlerine olan bağlılığını yenileme şansıdır…. Bu Türkiye’den uzaklaşma değil, bilakis daha angaje olma anıdır.  Türkiye’nin de AB ile daha yakın çalışması gerekir… Türkiye ile bu ay içinde yeni bir fasıl açmak, yeni bir vize diyaloğu başlatmak ve geri kabul anlaşması imzalamak üzereyiz. Bu olaylar ışığında, Türkiye ile özellikle reformlar için temel oluşturan fasıllarda çalışmamız gerekir. Türkiye ile olan ilişkimiz bize etkide bulunma şansını veriyor. Elimizdeki araçları en iyi şekilde kullanmalıyız. Ve tabi ki, Türkiye’nin de bizimle çalışması gerekiyor. İki tarafın birbiri ile angajman ihtiyacı iki kat daha güçlü olarak ortaya çıkmıştır.

Ashton’dan sonra söz alan Komisyon üyesi Füle, geçen hafta bir konferans için İstanbul’da bulunduğu sırada Gezi Parkı’na gittiğini ve orada gördüğü insanların ‘çapulcu’ olmadığını, barış, özgürlük ve saygı arayan, konuşmak ve sözlerinin dinlenmesini isteyen Türkiye’nin çocukları olduğunu söyledi. “Bunlar kendi hayatlarını yönetmek isteyen tipik Avrupalı gençler” dedi. AB- Türkiye ilişkilerinde kritik bir noktada bulunulduğunu vurgulayan Füle, ilişkilerde ilerleme sağlanabilmesi için AB’den kaynaklanan blokajların kaldırılabilmesi ve özellikle 23 ve 24üncü fasıllarda müzakereye başlanmasının önemine dikkat çekti.

AB üye devletlerinin Türkiye ile müzakerelerde önemli fasılları veto ederek ilerlemeyi duraklatmalarını da eleştiren Füle, şöyle konuştu: “Temel haklar ve özgürlüklerden bu kadar çok söz ediyoruz ama, neden Türkiye’nin Adalet Bakanı bana “daha fazla reform için kullanabileceğim tarama raporu nerede” diye soruyor? Nasıl oluyor da, 23üncü faslın (yargı ve temel haklar) açılması için açılış ve kapanış kriterlerini benden istiyor? Yeni bir fasıl açarak, sadece yetkililer için değil, sivil toplum için de, yeni bir etkileşim platformu oluşturmak için neden 3 yıl beklememiz gerekiyor?”.

Füle sözlerinin sonunda, iki tarafın da birlikte başarılı olabileceği ve müzakerelerde sağlanmaya çalışılan sürdürülebilir momentumun tehlikeye atılmaması gerektiği mesajını verdi ve “Kimse istikrarlı, demokratik ve modern bir Türkiye’nin bölgesi ve AB için önemini sorgulamamalı” diyerek konuşmasını tamamladı. 

Oturumda söz alan AP Sosyalist ve Demokratlar Grubu Başkanı Hannes Swoboda, Başbakan Erdoğan’ın tutumunu eleştirerek, demokrasilerde hükümet başkanının sadece kendi siyasi kampını değil tüm halkı temsil ettiğini hatırlattı. Swoboda, kendi grubunun Türkiye’nin AB’ye katılımını desteklediğini ve müzakerelerde 23 ve 24üncü fasılların açılmasını istediklerini belirtti.  AP Liberal Grup Başkanı Guy Verhofstadt ise, barışçı gösterilere karşı kullanılan şiddeti eleştirerek, Türkiye’de tutuklu olan gazeteciler sorununa da değindi ve rejimi bir çoğunluk diktası olarak tanımladı.

Oturumun ertesi günü kabul edilen karar metninde, Türkiye’de barışçı göstericilere karşı aşırı güç kullanılması kınandı. 31 Mayıs günü sabahın erken saatlerinde, polisin Gezi Parkı’na girerek aşırı şiddet kullanmak suretiyle, protestocuları dağıtmaya çalışması, protestoların ülkenin diğer şehirlerine de yayılarak halk arasında destek bulması, protestoların alkol sınırlaması ve eğitim ile ilgili yeni düzenlemeler gibi bazı karar ve yasalardan duyulan endişe ile de bağlantılı olduğundan söz edildi ve Türk hükümetinin sert tepkisinin olumsuz etki yaptığı not edildi.  

Kararda barışçı ve meşru göstericilere karşı polisin aşırı güç kullanımının endişe ile karşılandığı belirtildi ve konunun araştırılması, sorumluların adaletin önüne çıkarılması, ifade, barışçı toplanma ve gösteri özgürlüğünün garanti altına alınması ve tutuklanan barışçı göstericilerin hemen salıverilmesi çağrısında bulunuldu.

AP kararında şu noktalar üzerinde duruldu:

-Katılımcı, çoğulcu bir demokraside tüm vatandaşların temsil edildiklerini hissetmeleri gerekir ve çoğunluğun muhalefetin ve sivil toplumun karar alma sürecine katılmasını sağlama sorumluluğu bulunur. Aynı zamanda muhalefet partilerinin de demokratik bir siyasal kültür yaratılmasında üzerlerine düşen sorumlulukları vardır.

-Hükümet ve muhalefet siyasi çoğulculuğun geliştirilmesi ve devlet ve toplumun modernleşmesi ve demokratikleşmesi için birlikte çalışmalıdır.

-Modern demokratik bir devletin temelinde kuvvetler ayrılığına dayanan bir denetim ve denge sistemi yatar.

-İfade özgürlüğü ve medya çoğulculuğu Avrupa değerlerinin merkezindedir ve tam anlamıyla demokratik, özgür ve çoğulcu bir toplum için gerçek anlamıyla ifade özgürlüğü gereklidir.

-AP, medya özgürlüğü, Türkiye’de internet dahil medyada bazı sansürleme girişimleri ve artan oto-sansürden endişe duymaktadır. Medyanın bağımsızlığı, medyadaki şirketlerin mülkiyeti ve idari kontrolü konularını da içeren yeni bir medya yasası yapılması çağrısını yinelemektedir.

Başbakan Erdoğan ve AB Bakanlığı ise konuyla ilgili oldukça sert açıklamalar yaptı. Başbakan Erdoğan AP’nin kararını tanımadığını açıkladı.

Avrupa Birliği Bakanlığı, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye hakkındaki kararıyla ilgili, "Türkiye’nin iç meseleleriyle ilgili bu kadar rahat ve cesur konuşmanın bedeli olduğunu bazı parlamenterlerin anlaması gerekir. Ulusal ve uluslararası kirli planlara alet olup bunların manipülasyonlarına, iftiralarına kanmasınlar. Bu yanılsamayla gaza gelip durumdan da kendilerine vazife çıkarmasınlar. Türkiye muz cumhuriyeti değildir. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir, neyi nasıl yöneteceğini de kendi devlet geleneği içerisinde gayet iyi bilir. Bu geçici durum karşısında gaza gelip bugün sadece hükümetimizi değil Türkiye Cumhuriyeti'ni de hedef almanın maliyetlerini umarım hesaplamışlardır" açıklamasını yaptı.

Bir diğer açıklama da Dışişleri Bakanlığı'ndan geldi. Dışişleri Bakanlığı, AP'nin Taksim Gezi Parkı olaylarıyla ilgili Türkiye kararına ilişkin olarak "Avrupa Parlamentosu’nun ülkemizdeki duruma ilişkin olarak bugün kabul ettiği karar, demokrasinin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması ortak hedefimize zarar veren, gerçeklerden kopuk bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle, bizim açımızdan yok hükmündedir" açıklamasında bulundu.