ABD-İsrail ve İran çatışması gelinen aşamada askerî söylemler, yeni kuvvet sevkiyatları, deniz ticaretini yeniden şekillendiren Hürmüz kararları ve Avrupa’daki enerji alarmıyla yeni bir evreye girdi. ABD Başkanı Donald Trump, 31 Mart 2026’da ulusa sesleniş konuşmasında, ABD’nin savaşın temel hedeflerine büyük ölçüde ulaştığını belirterek İran’a yönelik ağır hava saldırılarının “iki ila üç hafta içinde tamamlanacağını” söyledi. Ek olarak, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının ateşkes için ön koşul olduğunu vurgularken, 2 Nisan 2026’daki ikinci açıklamasında ise savaşın “sona yaklaşmakta olduğunu” ifade etti. Bunun yanında İran’ı bombalayarak taş devrine geri göndereceği ifadesi ise tepki çekti.
Tahran yönetimi ise ABD’den gelen açıklamalara sert yanıt vermeye devam ediyor. İran saldırıların yalnızca İsrail’le sınırlı kalmayacağını, ABD üsleri ve bölgesel ortak altyapıların da hedef olmaya devam edeceğini belirterek “ezici saldırıların süreceği” mesajını verdi. İran’ın özellikle son günlerde İsrail’e yönelik balistik füze ve İHA saldırılarında yoğunluğu koruduğu, İsrail’de toplam yaralı sayısının 5 bine yaklaştığı bildiriliyor.
CENTCOM Sevkiyatı ve Lübnan Cephesinde Genişleme
Sahadaki askerî hareketlilik ise tırmanmaya devam ediyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 1-2 Nisan 2026’da 82’nci Hava İndirme Tümeni’nden yaklaşık 3 bin personelin bölgeye sevk edildiğini, buna ek olarak Körfez’de deniz unsurlarının güçlendirildiğini açıkladı. Sevkiyatın temel amacının Hürmüz çevresindeki deniz güvenliği ile Körfez üslerinin korunması olduğu değerlendiriliyor ancak bir kara operasyonu yapılabilir mi sorularını da yeniden gündeme getirdi.
Ek olarak İsrail, Lübnan cephesini genişletmeye de devam ediyor. Saldırıların Güney Lübnan’da bulunan BM barış gücü personelini de hedef alması, uluslararası toplumda ciddi endişe yaratırken, çatışmanın vekil cepheler üzerinden daha geniş bir Levant krizine dönüşme riski taşıdığı değerlendiriliyor. İsrail ordusunun Hizbullah’ın Irak askerî işlerinden sorumlu üst düzey bir komutanını hedef aldığını açıklaması da bölge krizinin bir başka boyutu olarak öne çıkıyor.
Hürmüz’de İran Meclisi Kararı ve Avrupa’da Enerji Alarmı
Krizin artık odak noktası olan Hürmüz Boğazı’na ilişkin en önemli gelişme ise 2 Nisan’da İran meclisinin Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler için ücretli geçiş rejimini onaylaması oldu. Geçtiğimiz hafta bu iddialar gündeme gelmiş olsa da İran tarafından resmî bir onaylama gelmemişti. Meclis tarafından onaylanan yeni sistem, özellikle yaptırım uygulayan ülkelere bağlı tankerler için yüksek geçiş ücretleri ve özel izin şartları getiriyor. Bu karar, boğazdaki fiilî askerî kontrolün artık yarı kurumsallaşmış bir jeoekonomik baskı aracına dönüştüğünü gösteriyor. Günlük geçiş yapan gemi sayısının savaş öncesindeki 150 seviyesinden 5’e kadar düştüğü belirtiliyor.
Kriz, yalnızca enerji fiyatları üzerinden değil, ülkelerin günlük tüketim alışkanlıklarını değiştiren yeni tedbirler üzerinden de tüm dünyayı derinden etkilemeyi sürdürüyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinasyonunda acil petrol rezervlerinin devreye alınmasına ek olarak, birçok ülke kendi ulusal enerji kriz yönetim planlarını uygulamaya başladı. Bu kapsamda bazı ülkeler vatandaşlara doğrudan günlük tüketim sınırları getiren uygulamalara yöneldi. Örneğin Sri Lanka’da QR kodlu sistemle araç başına haftalık yakıt kotası uygulanırken, Brunei yabancı plakalı araçların depo doldurma miktarını sınırlandırdı. Bangladeş’te ise özel araçlar için akaryakıt arzına günlük üst limit getirilirken kamu binalarında klima sıcaklığı 25 dereceye sabitlendi. Güney Kore ise kamu kurumlarında haftalık araç kullanım gün sayısını azaltırken, bazı Avrupa ülkeleri otoyol hız limitlerini 10 km/s düşürme, haftada en az bir gün uzaktan çalışma ve toplu taşımayı teşvik eden planları yürürlüğe aldı.
Brent petrolün 109 dolar seviyesine çıkması, enerji güvenliğini AB için de doğrudan bir iç politika meselesi haline getirdi. Komisyon 31 Mart’ta Üye Devletlere gönderdiği yazıda petrol ve rafine ürün arz güvenliği için gönüllü yakıt tasarrufu önlemlerinin hızla devreye alınmasını isterken, özellikle ulaştırma sektöründe tüketimi azaltacak tedbirlere öncelik verilmesini tavsiye etti. AB enerji bakanları duruma yönelik bir acil toplantı gerçekleştirdi. Toplantı sonrasında vatandaşlara elektrik tüketiminin azaltılması, toplu taşıma kullanımının artırılması, evden çalışma ve otoyol hız limitlerinin düşürülmesi yönünde çağrılar yapıldı. Toplantıda yalnızca stratejik rezervlerin değil, 2022 enerji krizinde uygulanan gaz fiyat tavanı, rafineri bakım ertelemeleri, biyoyakıt kullanımının artırılması ve dizel talebini sınırlayıcı vergi ayarlamalarının yeniden gündeme alındığı görüldü. Bu durum, Hürmüz kaynaklı arz şokunun artık geçici bir fiyat dalgalanması değil, orta vadeli bir enerji güvenliği meselesi olarak ele alındığını da ortaya koyuyor.
AB’nin krize yönelik tavrı yalnızca iç politikada enerji başta olmak üzere kapsamlı tedbirleri ile sınırlı kalmadı. AB Konseyi, 30 Mart’ta İran’daki ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin yaptırım rejimini Nisan 2027’ye kadar uzattığını açıkladı. Karar, Tahran üzerindeki siyasi baskının yalnızca güvenlik eksenli değil, normatif düzlemde de sürdürüleceği şeklinde değerlendiriliyor.
İsrail İç Siyasetinde Sertleşme: İdam Yasası ve Uluslararası Tepkiler
İsrail iç siyasetinde ise parlamentoda idam cezasının yeniden uygulanmasına zemin hazırlayan yasa tasarısının onaylanması uluslararası tepkilere yol açtı. BM insan hakları mekanizmaları gelişmeyi yaşam hakkı açısından ciddi bir gerileme olarak değerlendirirken, AB yaptığı açıklamada ölüm cezasına karşı ilkesel muhalefetini yineleyerek söz konusu adımın bölgedeki barış çabalarını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı da gelişmeye ilişkin yayımladığı kınama açıklamasında, bu tür düzenlemelerin gerilimi artıracağını ve diplomatik çözüm zeminine zarar vereceğini vurguladı. Düzenleme, çatışma atmosferinde iç hukuk araçlarının daha sert güvenlik politikalarıyla genişletildiğine işaret ediyor.
Barış Girişimleri
Savaş tüm şiddetiyle sürerken, barış girişimleri de gündeme geldi. Çin ve Pakistan Ortadoğu’da barışın yeniden tesisi için 5 maddelik bir planı sundu. Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan paylaşım ile gündeme gelen ortak girişim kapsamında düşmanlıkların derhal sonlandırılması, savaşın yayılmasının önlenmesi için çaba gösterilmesi ve savaştan etkilenen bölgelere insani yardımların geçişine izin verilmesi çağrı yapıldı. Çin ve Pakistan’ın üzerinde uzlaştığı ortak girişim 5 maddeden oluşuyor:
Değerlendirme
Çatışma ikinci ayına girerken, krizin artık yalnızca ABD-İsrail ve İran arasındaki doğrudan askerî kapasite mücadelesi olmaktan çıktığı değerlendiriliyor. Başkan Trump’ın savaşı birkaç hafta içinde sonlandırma söylemine rağmen CENTCOM’un yeni sevkiyatı, İran’ın Hürmüz’de ücretli geçiş rejimini yasalaştırması, Lübnan’da vekil cephenin genişletilmesi ve küresel enerji güvenliği tedbirlerinin devreye alınması, krizin yeni eşiklere taşındığını ortaya koyuyor. Gelinen noktada taraflar diplomatik söylemi tamamen terk etmese de çatışmanın askerî baskı, enerji güvenliği, uluslararası hukuk, bölgesel vekil savaşlar ekseninde daha maliyetli ve öngörülemez bir hibrit yapıya dönüştüğü görülüyor.
Hatice Zeynep Şen, İKV Uzman Yardımcısı