İzlanda’da 29 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen referandumda seçmenler, AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasını reddetti. Kesin sonuçlara göre seçmenlerin %52,8’i AB ile katılım müzakerelerinin yeniden başlatılmasına karşı oy kullanırken, %47,2’si bu yönde destek verdi. 225.031 seçmenin sandığa gittiği referandumda katılım oranı %82,5 oldu. Seçmenlere doğrudan AB üyeliği değil, “İzlanda AB ile katılım müzakerelerine yeniden başlamalı mı?” sorusu yöneltildi. Dolayısıyla “evet” sonucunun çıkması hâlinde dahi üyelik otomatik olarak gerçekleşmeyecek, müzakerelerde varılacak olası anlaşmanın ikinci bir referandumda seçmenlerin onayına sunulması gerekecekti.
Referandum, İzlanda’nın AB üyeliği tartışmalarında 13 yıllık aranın ardından önemli bir dönüm noktası oldu. Ülke, 2008 mali krizinin ve bankacılık sistemindeki çöküşün ardından Temmuz 2009’da AB üyeliğine başvurmuş, katılım müzakereleri 2010’da başlamıştı. Ancak 2013 yılında göreve gelen AB şüphecisi hükümet süreci askıya aldı. Bu aşamada 27 müzakere faslı açılmış, bunların 11’i geçici olarak kapatılmıştı.
Balıkçılık Tartışmaların Merkezinde
Başbakan Kristrún Frostadóttir liderliğindeki koalisyon, Aralık 2024’te göreve gelirken AB müzakerelerinin geleceğine ilişkin referandumun en geç 2027’de yapılmasını taahhüt etmişti. Ancak Rusya-Ukrayna savaşı, ABD’nin ticaret politikalarındaki değişim ve Başkan Donald Trump’ın Grönland’a yönelik söylemleri gibi gelişmeler sonucunda oylama öne çekildi. Buna rağmen kampanyanın belirleyici başlığı jeopolitik güvenlikten ziyade balıkçılık, ekonomik egemenlik ve para politikası oldu.
Özellikle balıkçılık, üyelik karşıtlarının en güçlü argümanını oluşturdu. Deniz ürünleri 2025 yılında İzlanda’nın mal ihracatının %38,9’una karşılık gelirken, balıkçılık ve tarım politikaları İzlanda’nın AB Tek Pazarı’na katılmasını sağlayan Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) Anlaşması’nın dışında kalıyor. Bu nedenle AB’nin Ortak Balıkçılık Politikası kapsamında ulusal yetkilerin paylaşılması ihtimali, kıyı ve kırsal bölgelerde egemenlik kaygılarını güçlendirdi.
“Evet” kampanyası ise yüksek faizler ve İzlanda kronunun dalgalanması karşısında AB üyeliğinin ve uzun vadede avroya geçişin ekonomik istikrar sağlayabileceğini savundu. Bunun yanında daha öngörülemez bir uluslararası ortamda AB ile siyasi bağların güçlendirilmesi güvenlik açısından da bir kazanım olarak sunuldu. Bununla birlikte İzlanda hâlihazırda AEA ve Schengen’e dâhil bulunuyor ve Tek Pazar’ın büyük bölümüne erişim sağlıyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Referandum sonucu, ilk bakışta İzlanda’nın AB üyeliği seçeneğini bir kez daha geri çevirmesi olarak okunabilir. Ancak ortaya çıkan tablo daha karmaşık. İzlanda, AB’nin dışında kalırken Tek Pazar ve Schengen üzerinden Avrupa bütünleşmesinin önemli kazanımlarından yararlanmayı sürdürüyor. Buna karşılık AB mevzuatının büyük bölümünü uygulamasına rağmen bu kuralların oluşumunda sınırlı etkiye sahip. Bu nedenle 29 Ağustos sonucu, Avrupa’dan uzaklaşmaktan çok, mevcut “yakın entegrasyon ancak tam üyelik değil” modelinin şimdilik korunması yönünde bir tercih olarak değerlendirilebilir.
Bu tercih aynı zamanda AB açısından genişleme politikasının yalnızca ekonomik refah veya güvenlik güvencesi üzerinden cazip hâle getirilemeyeceğini gösteriyor. İzlanda, AB adayları arasında ekonomik gelişmişliği, demokratik kurumları ve AB müktesebatına yüksek uyum düzeyi nedeniyle en kolay üyelik örneklerinden biri olabilirdi. Üstelik Rusya-Ukrayna savaşı ve Arktik’te artan rekabet, ülkenin stratejik önemini daha da belirgin hâle getirdi. Buna rağmen seçmenlerin çoğunluğu, ekonomik ve jeopolitik belirsizliğe karşı ulusal kaynaklar üzerindeki kontrolü korumayı tercih etti. Bu sonuç, AB’nin genişleme söyleminde “güvenlik sağlayan jeopolitik aktör” kimliğinin henüz her toplum için ekonomik ve egemenlik kaygılarının önüne geçemediğine işaret ediyor.
Bununla birlikte %47,2’lik “evet” oyu ve %82,5’lik yüksek katılım, üyelik tartışmasının İzlanda toplumunda tamamen ortadan kalkmadığını da gösteriyor. Frostadóttir hükümeti sonucu kabul ederek mevcut görev süresi boyunca, yani 2028’e kadar katılım müzakerelerini yeniden gündeme getirmeyeceğini açıkladı. Dolayısıyla kısa vadede üyelik seçeneği kapanmış görünse de referandum, İzlanda’nın Avrupa ile ilişkilerinin geleceğine ilişkin tartışmayı nihai olarak sona erdirmekten çok, mevcut AEA temelli modelin şimdilik tercih edildiğini teyit etmiş oldu.
Ahmet Emre Usta, İKV Uzmanı