İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
3-9 MAYIS 2013

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI TÜRKİYE – KORE CUMHURİYETİ (GÜNEY KORE) ARASINDAKİ SERBEST TİCARET ANLAŞMASI İLE İLGİLİ BİR KONFERANS DÜZENLİYOR

17 Mayıs 2013 tarihinde 14.00-17.30 saatleri arasında TOBB Plaza Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek olan konferansta Türkiye’nin Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) ile imzaladığı ve 1 Mayıs itibarıyla yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşması ve ikili ticari ilişkiler ele alınacak. Konferans İKV ve Türkiye – Güney Kore İşadamları Derneği tarafından düzenleniyor.

Konferans programına ikv.org.tr adresinden ulaşılabilir.

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI’NIN 9 MAYIS AVRUPA GÜNÜ DUYURUSU

9 Mayıs her yıl Avrupa Günü olarak kutlanıyor. 63 yıl önce bugün Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tüm Avrupa ülkelerine yönelik bir çağrı yapmış ve kömür ve çelik üretimini ortak bir idare altında birleştirecek olan “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu”nun (AKÇT) kurulmasını önermişti. Fransa ile birlikte bu çağrıya olumlu yanıt veren Federal Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg 18 Nisan 1951’de Paris Antlaşması’nı imzalayarak bu Topluluğu hayata geçirmişlerdi. AKÇT 25 Mart 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşmaları ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ile birlikte bugünkü Avrupa Birliği’nin temelini oluşturdu.

9 Mayıs’ın her yıl Avrupa Günü olarak kutlanmasının önemli bir nedeni bugün Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan insanlara Avrupa bütünleşmesini başlatan günü ve Schuman Bildirgesi’ni anımsatmak ve bu şekilde, AB’nin ortaya çıkışını gerektiren tarihsel koşullara dikkat çekmek.

9 Mayıs günü münasebetiyle AB’nin oluşumuna yol açan ilk adımı anarken, hem Avrupa’nın hem de AB adayı olan Türkiye ile ilişkilerinin gelişimine bir göz atmakta yarar var. Bugünün Avrupa’sında AKÇT’nin kurulmasına yol açan barış arayışı artık kalıcı ve güvence altına alınmış bir kazanım olarak değerlendiriliyor.

Günümüzde AB önemli bir ekonomik ve mali krizden geçmesine rağmen, kriz AB’nin sonu anlamına gelmiyor. Tam tersine, kriz Avrupa bütünleşmesinin ilerlemesini ve kurumsal yapının güçlendirilmesini zorunlu hale getirmekte. Avro alanında yaşanan sorunlar ekonomik ve parasal birliğin ekonomik yönetişim ayağının güçlendirilmesini gerektiriyor ve üye devletlerin ekonomi ve maliye politikaları üzerindeki uluslarüstü denetim ve gözetim mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik yeni anlaşmalar ve önlemler kabul edilmesine yol açıyor. Bu bakımdan krizi fırsata dönüştürebilen bir AB daha güçlü bir gelecek inşa edebilecek.

AB’nin yeni bir kapsayıcı hedefe, farklı uluslardan insanları bir arada tutabilecek bir ülküye ihtiyacı var. Bugünün dünyasında bu ortak ülkü ortak bir Avrupalılık kimliği temelinde, küresel dünyada belirgin, etkili ve güçlü bir yer edinmek olabilir. AB’nin küreselleşmenin kaybedeni olmamasını temin edecek bir ivme yaratılması gerek. Türkiye’nin AB üyesi olması kanımızca bu ivmeyi yaratacak ve değişen dünyada AB’nin daha etkili, dinamik ve dikkate alınan bir aktör olmasına katkıda bulunacaktır. Türkiye’nin AB üyeliğinin gerçekleşmesi ise AB’nin temelini oluşturan Avrupalılık kimliğinin Türkiye’nin de paylaştığı ortak değerler ve ilkeler doğrultusunda inşa edilmesine bağlıdır.

Bugün AB’de Türkiye’nin tam üyeliğine karşı çıkanların yanında bu süreci destekleyen ülkeler ve siyasetçiler de bulunmaktadır. İKV tarafından düzenlenen seminerde bir konuşma yapan İtalya Dışişleri eski Bakanı ve Avrupa Komisyonu üyesi Franco Frattini de “AB’nin küreselleşen dünyada etkili bir aktör olmak için Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiyesiz Avrupa projesi tamamlanamaz” demiştir.

Sayın Frattini şu sözlerle AB’ye de çok önemli bir mesaj vermiştir:

Ancak AB’de bazı çevreler ideolojik bir miyopi ile tarihi gerçeklere gözlerini kapıyor. Türkiye 19uncu yüzyıldaki Avrupa Uyumu döneminden soğuk savaşa, her dönemde Avrupa’nın çok önemli bir parçası olmuştur. Avrupa bugün önemli bir ekonomik ve mali krizden geçiyor. Ancak her kriz ileriye adım atmak için bir fırsattır. Türkiye Avrupa projesinin yeni bir dönemine başlangıç yapmak için de çok önemli bir fırsattır. Krizi atlatmak için daha fazla Avrupa ve daha fazla Türkiye’ye ihtiyacımız var.

Türkiye için AB hedefi her zaman salt bir dış politika konusu olmaktan çok ötedir. AB Türkiye’deki reform süreci, demokratikleşme, askerin siyasi rolünün sınırlanması açılarından önemli bir itici güç olmuştur. Bugün Türkiye’nin AB katılım müzakerelerinde yaşanan yavaşlama Türkiye’nin AB’de yeri olmadığı anlamına gelmemektedir. Bunun sebebi AB’de yaşanan kriz, zorluklarla dolu siyasi tablo ve stratejik vizyon eksikliğidir. AB Türkiye’nin jeopolitik yaklaşımının AB’nin Ortadoğu ve Akdeniz bölgesinde global bir rol oynamasını kolaylaştıracağını anlamamaktadır.  Arap Baharı AB’nin bu bölgede etkili olması için yeni bir fırsat sunmaktadır. AB geleneksel yumuşak gücünü ve çok taraflı stratejilerini burada devrim sonrası rejimlerin demokratikleşmesi ve istikrar kazanması için etkin olarak kullanmalıdır. Türkiye’nin bu bölgede yeni ortaya çıkan elit kadrolar üzerinde önemli etkisi vardır. Türkiye bölge için müdahaleci bir dış güç olarak değil, çok önemli pozitif bir model olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum da AB ve Türkiye modellerinin birbirini tamamladığını ve AB’nin Arap baharının demokratikleşme ile sonuçlanması yönündeki ahlaki yükümlülüğünü yerine getirmek için Türkiye’ye ihtiyacı olduğu sonucunu doğurmaktadır. Türkiye’nin AB üyeliği bölgenin demokratik geleceği için büyük önem taşımaktadır. Evrensel değerlere dayanan dayanışma ve topluluk fikri bu bölgenin istikrara kavuşmasına ve Batıya olan güveni tazelemeye yol açacaktır.