İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
23-29 OCAK 2010

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Ocak ayının dördüncü ve son haftasını da geride bıraktık. Geride bıraktığımız hafta, Türkiye’nin Avrupa Konseyi ile ilişkileri çerçevesinde tarihi bir olaya sahne oldu. Amacı Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü korumak olan bu kuruluşun Parlamenter Meclisi Başkanlığına, tarihte ilk kez bir Türk parlamenter seçildi. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türk Delegasyonu Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu Parlamenter Meclis Başkanlığı görevini İspanyol parlamenter Luis Maria de Puig’den devraldı. Çavuşoğlu’nun başkanlık dönemi iki yıl sürecek. Bu olayı Türkiye açısından önemli kılan bir diğer unsursa, Çavuşoğlu’nun bu görev için seçilmesiyle birlikte Türkiye’nin 2010 Kasım ayı itibariyle 6 aylık süre için Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devralması. Türkiye’nin 1996-2004 arasında AKPM’nin denetimi altında olduğu hatırlanırsa, bunun gurur verici bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ilk Avrupa kurumlarından biri olan Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi Başkanının Türkiye’den olması, AB’de bazı çevrelerce gündeme getirilen “Türkiye’nin Avrupalı olmadığı” savını da iyice zayıflatıyor.

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran bir başka olaysa Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nin Türkiye’yle ilgili almış olduğu karar oldu. Mayıs 2007’ den beri Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye raportörlüğü görevini sürdüren Avrupa Halk Partisi (European People’s Party (EPP)) üyesi Hollandalı parlamenter Ria Oomen Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye Raporu, 27 Ocak tarihinde Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nde kabul edildi. Raporda özellikle kadın hakları, ayrım gözetmeme, din, düşünce ve inanç özgürlüğü, işkence ve yolsuzlukla mücadele konularındaki yargı uygulamalarının yetersizliğine değinildi. Türk askerinin Kıbrıs’tan derhal çekilmesi ve kapalı Maraş bölgesinin Rumlara açılmasını öngören değişiklik önergesinin rapora girmesiyle Kıbrıs paragrafı ağırlaştırıldı. Ayrıca raporda, Türk limanlarının ve hava sahalarının Kıbrıs Rum kesimine açılmasını öngören Ankara Protokolü’nün Kıbrıs ile ilgili kısmı, Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili olarak uygulaması gereken bir başka başlık olarak gösterilirken, bu konunun Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım süreciyle ilgili düşünceleri büyük ölçüde şekillendireceği görüşüne yer verildi. Rapor bağlayıcı nitelik taşımıyor fakat geçtiğimiz yıl gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye hakkındaki görüşünü yansıtan temel araçlardan biri olması açısından önem taşıyor.

Şimdi de Türkiye’nin bölgesel girişimlerine göz atalım. Komşularıyla sıfır sorun politikası çerçevesinde, “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü dış politikasında şiar edinen Türkiye, içinde bulunduğu coğrafyada, özellikle son zamanlarda barış ve istikrar sağlamaya yönelik hamlelerini artırdı. Siyasi sorun ve çalkantıların yaşandığı Güney Kafkasya ve Orta Doğu coğrafyalarında istikrara ulaşılması için elinden geleni yapmaya çalışan Türkiye, geçtiğimiz hafta da, Türkiye-Pakistan-Afganistan Üçlü Zirvesi’nin dördüncüsüne ev sahipliği yaptı.  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve Pakistan Cumhurbaşkanı Ali Asıf Zerdari zirve çerçevesinde görüşmeler gerçekleştirdi. Zirvede öncelikli olarak, Taliban tehdidiyle nasıl başa çıkılacağı sorunsalını da kapsayan güvenlik konuları ele alındı. Türkiye her zaman söylendiği gibi oldukça çetrefil bir coğrafyada yer alıyor. AB’nin Avrupa’da yaptığını Kafkasya, Ortadoğu ve ilerisinde de gerçekleştirmek için Türkiye’nin çabaları ve bölgesel rolü belirleyici öneme haiz. Ancak bu rolünü oynarken, AB üyeliği perspektifinin ve nihai olarak AB üyeliğinin Türkiye’nin çabalarını güçlendireceğini ve inanılırlığını ve etkisini de büyük ölçüde artıracağını vurgulamakta yarar var. AB üyeliği bölgesel girişimlerin alternatifi değil tamamlayıcısı ve destekleyicisidir.