İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
3-9 MAYIS 2010

İNGİLTERE’DE SEÇİMLER GERÇEKLEŞTİRİLDİ

6 Mayıs 2010 Perşembe günü genel seçim için sandığa giden İngiltere, seçim sonrası kazananın olmadığı bir sonuçla karşı karşıya kaldı. Seçim sonuçlarına göre hiçbir parti mecliste salt çoğunluğu elde edecek ve tek başına hükümet kurabilecek kadar sandalye kazanamadı. Hiçbir partinin çoğunlukta olmadığı parlamento (Hung Parliament) olarak adlandırılan ve 1974 genel seçimlerinden beri ilk defa gerçekleşen bu durum sebebiyle İngiltere’de yeni hükümeti kurmak için partiler arasında koalisyon görüşmeleri başladı.

Seçim sonuçlarına göre David Cameron’un başkanlık ettiği Muhafazakâr Parti 10.683.787 oy ile toplam oyların yüzde 36,1’ini alırken Parlamento’da toplam 306 sandalyenin sahibi oldu ve böylelikle seçimin galibi ünvanını aldı. İşçi Partisi lideri Gordon Brown’un başkanlık ettiği ve toplam 14 yıldır iktidar koltuğunda tek başına oturan İşçi Partisi ise Birleşik Krallık genelinde aldığı 8.604.358 oy ile toplam oyların yüzde 29’unu aldı ve 349 olan milletvekili sayısı 258 milletvekiline düştü. Nick Clegg başkanlığındaki Liberal Demokratlar ise 6.827.938 oy ve toplam oyların yüzde 23’ünü almasına rağmen parlamentoda ancak 57 sandalye kazanabildi ve 2010 seçiminde 2005 seçiminden daha fazla oy almalarına rağmen, İngiltere’deki seçim sistemi sebebiyle 6 sandalye kaybetti.

Her ne kadar seçim sonuçlarında partilerin aldıkları oylar ve parlamentoda kazandıkları sandalye sayıları karşılaştırıldığında Liberal Demokratlar’ın seçim sistemi sebebiyle almaları gerekenden çok daha az sandalyeye sahip oldukları düşünülse de, hiçbir partinin salt çoğunluk sağlayamadığı yeni seçilen parlamentoda, hem Muhafazakârlar hem de İşçi Partisi, koalisyon kurabilmek için önümüzdeki günlerde Liberal Demokratların kapısını sık sık çalmak zorunda olacak. Seçim ardından başlayan hükümet kurma çalışmaları içerisinde Liberal Demokratların sahip olduğu bu kilit rol, aslında partinin uzun yıllardır beklediği büyük bir fırsat. Zira, son 20 yılda her seçimde parlamentoya girme başarısını gösteren Liberal Demokratlar, daha önce hiçbir zaman herhangi bir hükümet içerisinde yer almaya ve İngiltere siyaseti içerisinde Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi ile birlikte ana aktörlerden biri olmaya bu kadar yakın olmamıştı.

Her ne kadar yukarıda belirtildiği gibi İşçi Partisi’nin de Liberal Demokratlarla birlikte bir koalisyon hükümeti kurma olasılığı olsa da, seçim sonrası asıl değerlendirilen seçenek Muhafazakârlarla Liberal Demokratların işbirliği. Bu minvalde, Muhafazakârlar ve Liberal Demokratların hükümette ve meclisteki işbirliği iki yönde gelişebilir; bunlardan birincisi bu iki partinin koalisyon kurmaları. Muhafazakârların Avam Kamarasında sahip olduğu 306 sandalye ve Liberal Demokratların sahip olduğu 57 sandalye, olası bir Muhafazakâr - Liberal Demokrat koalisyon hükümetinin mecliste salt çoğunluğa ulaşması için gereken 326 alt sınırını aşması için yeterli. Bunun yanında ikinci bir olasılık da Liberal Demokratların Muhafazakârlarla yazılı olmayan bir anlaşmaya varması ve Liberal Demokratların Muhafazakârları mecliste önemli oylamalarda dışarıdan desteklemesi olasılığı. Bu ikinci olasılıkta, Muhafazakârlar seçim sonucunda 306 sandalyeye sahip oldukları için salt çoğunluk sağlayamayacak ve yeni hükümetin güven oylamasından başlayarak tüm oylamalarda Liberal Demokratların desteğini istemek durumunda kalacaklar. Bu ikinci olasılık, özellikle göç ve yabancılar konusu, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve seçim sistemi reformu gibi Muhafazakârların Liberal Demokratlarla görüş ayrılığına düştüğü konularda Liberal Demokratların Muhafazakârlara destek vermeme ihtimali sebebiyle gerçekleşmesi uzak bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle eğer koalisyon müzakereleri umulan şekilde seyrederse önümüzdeki hafta içerisinde Muhafazakâr ve Liberal Demokratların anlaşmaya varması bekleniyor.

İngiltere seçimleri sonrasında kurulacak koalisyon hükümetinin yanında öne çıkan iki önemli konu, seçim sistemi ve televizyon tartışmalarının seçim sonuçlarına etkisi oldu. 2005 yılı seçimlerinden sonra da sıkça tartışılan seçim sistemi, tekrar masaya yatırıldı ve sistemin yarattığı temsilde adaletsizlik sorunu gündemin ilk sıralarında kendine yer buldu. Bilindiği üzere İngiltere, tıpkı Amerika Birleşik Devletleri gibi büyük partileri koruyan ve siyasi sistemin aşırı uçlarındaki partilerin parlamentoya girmesini engelleyen İngilizce “first-past-the-post” yani “çizgiyi ilk geçen kazanır” sistemini kullanmakta. Bu sisteme göre seçim bölgeleri içerisinde en çok oyu alan aday seçilirken, diğer adaylar ise seçimi kaybediyor. Bu sistem, bölgesel temsil adına büyük avantaj sağlasa da, sistemin en büyük sorunu, partilerin aldıkları toplam oyun meclisteki sandalye sayısına yansımasındaki adaletsizlik. 2005 yılındaki genel seçimlerde bu konuda en fazla sıkıntıyı çeken parti Muhafazakârlar olmuşken, 2010 seçimlerinde bu sefer Liberal Demokratlar seçim sisteminin kurbanı oldular. 2005 yılındaki seçimlerde Muhafazakârların İngiltere genelinde aldıkları yüzde 30,7 oy oranının meclisteki sandalyelerin yüzde 30’unu almalarını sağlarken, İşçi Partisi aynı seçimde İngiltere genelinde yüzde 35,3 oy alıp, Avam Kamarasındaki sandalyelerin yüzde 55,2’sini kazanmıştı. 2010 seçimlerinde ise Liberal Demokratlar “tuhaf ve adaletsiz” olarak tanımladıkları seçim sistemi sebebiyle İngiltere genelinde oyların yüzde 23’ünü almışken, Meclisteki sandalyelerin yüzde 10’una bile sahip olamadılar. Muhafazakâr Parti her ne kadar seçim sisteminde ülke genelindeki oy oranın da hesaba katıldığı bir sistemin kendi temsil gücünü azaltacağını öngörse de, Liberal Demokratların olası bir koalisyonda, seçimlerde karşılaştıkları temsil sorunları sebebiyle seçim sisteminin değiştirilmesi için Muhafazakârlar üzerinde büyük bir baskı kuracağı tahmin edilebilir.

Seçim sonuçları ardından kamuoyunda ve uzmanlar nezdinde tartışılan en önemli konularda biri ise, 2010 seçimlerinde İngiltere tarihinde ilk defa yapılan televizyon tartışmalarının seçim sonuçlarına etkisi oldu. Yaklaşık 6 aydır farklı kurumlarca yapılan seçim anketlerinde Muhafazakârlar’ın İşçi Partisi’nin yüzde 3 ile 7 oranında önünde olduğu ve Liberal Demokratların en fazla yüzde 17 ile 18 oranında oy alabileceği tahmin ediliyorken, 15 Nisan’da ITV’de yapılan ilk televizyon tartışmasının ardından Liberal Demokratların oyları büyük bir artış kaydetti ve bir anda Muhafazakârları ve İşçi Partisi’nin oylarını aşağıya çekerek bir süre parti sıralamasında ikinciliğe kadar yükseldi. 15 Nisan’daki tartışmanın ardından 22 ve 29 Nisan tarihlerinde SkyNews ve BBC kanallarında tekrarlanan tartışmalar Muhafazaklar Parti ile İşçi Partisi arasında sıkışmış İngiltere siyaseti içerisinde Liberal Demokratları üçüncü güç yapmaya yetti. Liberal Demokratların televizyon tartışmaları sonucu yakaladığı bu ivme aslında İngiltere siyasetinde üç noktanın altını çiziyor. Birincisi, her ne kadar hala güçlü olsa da gelenekselleşmiş İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti seçmeninin de fikir değiştirip başta Liberal Demokratlar olmak üzere başka partilere yüksek oranda oy verebildiği; ikincisi, Liberal Demokratlar sebebiyle hem Muhafazakârların hem de İşçi Partisinin medyada eski söylemleriyle varlıklarını devam ettirmelerinin oldukça zor olduğu ve üçüncüsü, medyanın, özellikle de görsel medyanın seçmenin siyaset konusundaki fikrini değiştirmede ne denli etkili olduğu. Sadece bu üç noktaya bakıldığında bile 2010 İngiltere seçimlerinin İngiltere siyasetinde yarattığı değişimi gözlemlemek mümkün.

Türkiye açısında seçimleri değerlendirirsek, Muhafazakârların en azından iktidar ortağı olacağı düşünüldüğünde, özellikle göçmen yasası ve yabancıların yaşama ve çalışma izinleri konusunda Muhafazakârların AB vatandaşı olmayanlara yönelik sert tutumu, İngiltere’ye eğitim almak, çalışmak veya yerleşmek için gitmek isteyen Türk vatandaşlarının önüne yeni engellerin ve kısıtlamaların konulması ihtimalini barındırıyor. Ancak bunun yanında İşçi Partisi yönetimi altında AB üyeliği konusunda Türkiye’nin en önemli destekçilerinden olan İngiltere’nin, seçimin ardından hangi parti iktidara gelirse gelsin, geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türkiye’ye olan desteğini sürdürmesi kuvvetle muhtemel.