İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
3-9 MAYIS 2010

9 MAYIS AVRUPA GÜNÜ ANKARA’DA ETKİNLİKLERLE KUTLANDI

9 Mayıs Avrupa Günü, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS), Ankara Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve AB Dönem Başkanı İspanya’nın Ankara Büyükelçiliği ile işbirliği içerisinde Ankara’da Gençlik Parkı’nda kutlandı. Ankaralıların yoğun ilgi gösterdiği şenlikte film, tiyatro, konser, dans gösterileri ve bisiklet turu gibi pek çok etkinliğe yer verildi. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin temsilcileri de, kendilerine tahsis edilen stantlarda ülkelerinin tanıtımını yapma imkânına sahip oldular. Ülke temsilcilerinin yanı sıra bazı sivil toplum kuruluşları da etkinliklerde yerini aldı. İktisadi Kalkınma Vakfı da kendilerine ayrılan stantta vakfı ve vakıf yayınlarını tanıtma fırsatı buldu.

Bilindiği üzere 9 Mayıs günü, Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın kömür ve çelik endüstrisinin yönetiminin uluslarüstü bir otoriteye verilmesini teklif ettiği ünlü “Schuman Deklarasyonu”nun yıldönümü olması itibariyle büyük önem taşıyor. 9 Mayıs gününün “Avrupa Günü” olarak kutlanması kararı 1985 yılında Milano Zirvesi’nde alınmıştı.

İKV Uzman Yardımcısı Damla Cihangir’in “Avrupa Günü” vesilesiyle kaleme aldığı yazıyı aşağıda bulabilirsiniz.

9 Mayıs Avrupa Günü Kutlanıyor

“9 Mayıs” tarihi Avrupa Birliği’nde 1985 yılından beri, Türkiye’de ise aday ülke olarak açıklandığı 1999 yılından bu yana “Avrupa Günü” olarak kutlanıyor. 9 Mayıs tarihinin önemi, AB’nin kurucuları kabul edilen Robert Schuman ile Jean Monnet’nin, iki dünya savaşından sonra artık harap olan Avrupa kıtasının, ülkelerinin ve halklarının bundan sonra barış, refah ve işbirliği içinde yaşamaları için açıkladığı, bugün “Schuman Planı” olarak adlandırılan 9 Mayıs 1950 tarihli bildirgeye dayanıyor. Schuman Planı, 1951 yılında kurucu altı ülke (Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda) tarafından imzalanan Paris Antlaşması ile 1952 yılında kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT), daha sonra 1957 yılında kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) ile hayata geçmiş oldu. Daha sonra bu üç topluluk 1965 yılında Avrupa Topluluğu (AT) çatısı altında birleşti.

AT, yeni devletlerin Topluluk’a üye olması ile sayıca genişlerken bir yandan da politika alanları ve sorumlulukları açısından da genişlemeye ve derinleşmeye başladı. 1992 yılında imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması olarak da bilinen, Maastricht Antlaşması’yla Topluluklara yeni bir boyut kazandırılarak, Adalet ve İçişleri, Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Politika ve Güvenlik konularında yeni tanımlamalar yapıldı. Son olarak da bundan önceki antlaşmaların yerini alan, AB’nin içerisinde bulunduğu siyasi, toplumsal ve ekonomik sorunların yanı sıra kimlik sorununa da bir çözüm getirmeyi amaçlayan Lizbon Antlaşması 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. Bugün AB, 27 üye ülkesi ve tüm kurumları ile (Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Birliği Adalet Divanı) mali politikadan çevre politikasına, turizmden tüketici haklarına, tarım politikasından özgürlük, eşitlik, insan hakları ve demokrasiye kadar çeşitli politika alanlarında birçok başarıya ve gelişmeye imza atmaya devam ediyor. AB’nin ekonomik istikrar, ülkelerarası barış ve işbirliği, demokrasinin, insan haklarının, eşitliğin ve özgürlüğün korunması için 60 yıldır süren çabaları sayesinde bugün AB’ye üye ülkelerde sağlanan ilerlemeyi yadsımak mümkün değil. Ancak, bu AB’nin sürekli gelişen ve değişen bir yapıda olduğu, tarihi boyunca çeşitli krizlerle ve sorunlarla karşılaştığı ve karşılaşmaya devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor.

Nitekim tüm dünyada yaşanan ekonomik krizin, AB’nin bugüne kadar en başarılı politikası olarak ilan edilen Ekonomik ve Parasal Birlik Politikası’nı hayli etkilediği malum. 16 AB üye ülkesinin dahil olduğu Avro Alanı’nın istikrarı, özellikle Yunanistan’da yaşanan ve Portekiz, İspanya, İrlanda gibi diğer Avro Alanı ülkelerinde de hissedilen ekonomik darboğaz nedeniyle, AB içinde ve dışında çeşitli tartışmaları ve eleştirileri beraberinde getirdi. Ancak, tüm bu olumsuz koşullara rağmen, AB ekonomisinin dünyanın en rekabetçi ve başarılı ekonomilerinden biri olmayı sürdürdüğünün, Yunanistan’ın eğer AB üye ülkesi olmasaydı yaşadığı bu ekonomik bunalımdan çıkmasının çok daha zor olacağının hatırlanmasında fayda var.

Ekonomik sorunların yanında AB’nin kimliği, yapısı ve karar mekanizmasındaki demokrasi açığı da tartışılıyor. Bu tartışmaların başında AB’nin, Lizbon Antlaşması ile daha fazla federal bir yapıya mı yoksa hükümetler arası bir yapıya mı dönüşmekte olduğu geliyor. Bunun yanında, AB’de bugüne kadar alınan kararlarda Parlamento’nun dolayısıyla vatandaşların rolünün çok az olduğu, böylelikle kararların ne kadar demokratik olarak alındığına ilişkin süregelen sorunlar da Lizbon Antlaşması’nın getirdikleri ile kısmen iyileştiriliyor. Ayrıca, halen her politika alanında ortak hareket etme fikrinin AB içinde tam olarak yerleşmediğini söylemek de mümkün. Ancak, AB içindeki tüm bu tartışmaları ve yaşanan sorunları, AB’nin hızla değişen dünya koşullarına göre kendini en iyi şekilde konumlandırma isteği ve idaresinin bir parçası ve sonucu olarak görmek gerekiyor.

Avrupa Birliği’ndeki dönüşümden bir aday ülke olarak Türkiye’nin de etkilenmemesi imkânsız. Türkiye, 1999 yılından beri sürdürdüğü adaylık süreci ile AB yolunda birçok reforma ve değişime imza attı. Yasal mevzuattaki çeşitli düzenlemelerin, özgürlük, eşitlik, insan hakları ve demokrasi alanındaki birçok gelişmenin, aynı şekilde Türkiye’de süregelen ekonomik istikrarın pek fazla fark edilmese ve vurgulanmasa da aslında Türkiye’nin AB adaylık sürecinde attığı önemli adımların sonuçları olarak hayatımıza girdiği söylenebilir. AB süreci, Türkiye’nin hızla değişen dünya şartlarında demokrasiden, dış ticarete, çevrenin korunmasından gıda güvenliğine kadar pek çok alanda dünyayla ve AB ile daha kolay ve daha etkili bir şekilde bütünleşmesini sağlıyor.

Türkiye’nin AB üyelik süreci her ne kadar hem AB’de hem de Türkiye’de çok tartışılsa da bugün Lizbon Antlaşması’nın getirdikleri ile birlikte önündeki yapısal, ekonomik ve kimlik sorunlarını çözen, genişleme politikasının getirdiği yükümlülüklerle etkili ve olumlaştırıcı yönde baş edebilen bir AB’nin, hızla reformlarını gerçekleştiren ve tam üyelik için istikrarlı, akılcı ve sağlam adımlarla yol alan, kararlı bir Türkiye’yi Birlik dışında bırakması pek de kolay değil. Unutmamak gerekir ki Türkiye, 1963’te imzaladığı Ankara Anlaşması (Ortaklık Anlaşması) ile AB’nin 60 yıllık tarihinin 47 senesinde AB ile artarak devam eden ilişkiler içerisinde. Bu nedenledir ki AB’nin yanı sıra Türkiye’nin ve vatandaşlarının da 9 Mayıs “Avrupa Günü” kutlu olsun!