İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
14-20 HAZİRAN 2010

İKV, UACES, TUNAECS VE YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ İŞBİRLİĞİYLE “TÜRKİYE VE AB: KATILIM SÜRECİNDE FIRSATLAR VE SORUNLAR” BAŞLIKLI BİR KONFERANS DÜZENLEDİ

İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), UACES (University Association for Contemporary European Studies - İngiltere Çağdaş Avrupa Çalışmaları Derneği), TUNAECS (Turkish Association for European Community Studies - Avrupa Etüdleri Türk Üniversiteler Birliği) ve Yeditepe Üniversitesi işbirliğiyle, 16 – 18 Haziran 2010 tarihlerinde İstanbul’da Yeditepe Üniversitesi Kampüsü’nde “Türkiye ve AB: Katılım Sürecinde Fırsatlar ve Sorunlar” başlıklı  üç gün süren bir konferans düzenledi. Türkiye’den ve dünyadan birçok seçkin akademisyen ve uzmanın bir araya geldiği konferans aynı zamanda, Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerinin farklı tematik konular altında tartışılması ve incelenmesine imkân sağlayan bir platform oluşturdu.

İKV ve TUNAECS Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halûk Kabaalioğlu konferansın açış konuşmasını yaptıktan sonra, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da Türkiye ve AB ilişkileri ile Türkiye’nin dış ilişkilerindeki son gelişmelere dair bir konuşma gerçekleştirdi. Bağış, Türkiye – AB ilişkilerinde üstesinden gelinmesi gereken en önemli sorunun, Türkiye’ye karşı Avrupa Birliği’nde var olan ve aynı şekilde Türkiye’de AB’ye karşı artmakta olan önyargılar olduğunun altını çizdi. Bağış ayrıca, Türkiye’nin özellikle enerji, demografi, siyasi ve güvenlik alanlarında etkili olabileceğini vurguladı. Bağış, Türkiye’nin öncesine göre daha demokratik, müreffeh ve şeffaf bir ülke olduğunu ve Avrupa Birliği’nin bir üyesi olacağını; ancak, bunun için sabra ihtiyaç olduğunu belirtti.

Çek Cumhuriyeti Palacky Üniversitesi Hukuk Fakültesi Avrupa ve Uluslararası Hukuk Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nadezda Siskova, AB entegrasyon sürecinin tarihsel gelişiminden bahsettikten sonra sürecin akademik araştırmaların gelişmesine de katkıda bulunduğunun altını çizdi.

Perugia Yabancılar Üniversitesi öğretim üyesi ve Jean Monnet profesörü Prof. Dr. Alfredo Rizzo, AB’nin, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı temeline dayandığını ifade etti. İtalyan üniversitelerinde AB hukukuna ilginin ve AB hukukuna ilişkin derslerin arttığına dikkat çekti. 10 yeni üye devletin AB’ye katılım antlaşmalarının hazırlanmasında görev aldığını belirten Rizzo,  tasarı çalışmalarında birçok teknik problemin ortaya çıktığını ve sürecin çok teknik bir süreç olduğunu ifade etti. Türkiye’nin de eninde sonunda AB’ye üye olacağına inandığını belirterek sözlerine son verdi.   

Bulgaristan Avrupa Topluluğu Araştırmaları Derneği (BECSA) Başkanı ve Sofya Ulusal ve Dünya Ekonomisi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Dinko Dinkov, Bulgaristan’ın AB üyelik sürecine dair önemli bir deneyimi olduğunu, başkanlığını yürüttüğü Avrupa Topluluğu Araştırmaları Derneği’nin de (BECSA)  bu konuda bilgi ve deneyimiyle üyelik sürecinde önemli çalışmaları ve katkıları olduğunu belirtti. Bu tür kurumların genelde var olan idealist yaklaşımdan ziyade gerçekçi bir yaklaşım içinde olduğuna ve katılım öncesinde gerçekçi bir iletişim stratejisinin izlenmesinin önemine işaret etti.   

Üç gün süren konferansta Türkiye – AB ilişkilerine dair birçok farklı konuda oturumlar düzenlendi. Oturumların başlıkları şu şekildeydi: Kavramsal Yaklaşımlar, Bugünkü ve Geçmiş Genişleme Süreçlerinin Karşılaştırmalı Analizi, Avrupa Komşuluk Politikası, Dış Politika, Gümrük Birliği, Sivil Toplum ve Katılıma İlişkin Kamuoyu Görüşü, Türkiye’nin AB’ye Katılımında Demokrasi ve Kimliğe İlişkin Tartışmalar, Enerji ve Çevre, Sosyal Politika ve İstihdam, Tarım ve Bölgesel Kalkınma, Adalet ve İçişleri, Güvenlik ve Savunma, İç Pazar ve Rekabet.

Konferansın son oturumuna başkanlık eden TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Tuğrul Arat konuşmacılara, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinde özellikle mevzuatın uyumlaştırılmasına ilişkin konularla ilgili görüş sunma imkânı sağladı. Prof. Dr. Tuğrul Arat, Türkiye – AB ilişkilerine dair uzun soluklu tarihsel süreci özetleyerek oturumu açtı ve bir gün Türkiye’nin Avrupa Birliği içindeki rolünü konuşmak için bir araya gelmeyi umduğunu sözlerine ekledi.

Son oturumda söz alan Amsterdam Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. J. H. Mathis, Türkiye’nin Birliğe katılımının AB Anayasası üzerinde yapacağı muhtemel etki üzerine bilgi verdi. Mathis sunumunda, Lizbon Antlaşması ile gelen büyük değişikliklerden bahsetti ve bunları Türkiye’nin AB’ye katılımı ile bağdaştırmaya çalıştı. Mathis, Avrupa Birliği’nin kurucu antlaşmaları, farklı politikaların temsil ettiği farklı dayanaklar ve AB’nin işleyişi hakkında konuştu. AB’nin bir anayasası olmadığını, hazırlanan anayasa önerisinin 2005’te reddedildiğini belirten Mathis bununla birlikte Lizbon Antlaşması’nın de facto anayasa olduğunu belirtti. Lizbon Antlaşması’nın Birliğe katılım ve Birlik’ten çıkmaya dair yenilikler getirdiğini, katılım antlaşmalarının 27 üye ülke tarafından onaylanması gerektiğini ve gerektiğinde referanduma gidilebileceğini ifade etti. Mathis ayrıca, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ve Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso olmak üzere, Avrupa Birliği’nin üç yeni temsilcisinin uluslararası rollerini açıkladı.

Daha sonra yine Amsterdam Üniversitesi’nden, Dr. R. H. Van Ooik ile birlikte Dr. J. H. Mathis Türkiye’nin AB’ye katılımının Türk ekonomisine yapacağı muhtemel etki üzerine konuştu. Mathis ve Ooik bu konuyu AB mevzuatının ilgili konuları olan işçilerin serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunma serbestîsi, kamu alımları, çevre ve gıda güvenliği, hayvancılık ve bitki sağlığı politikası üzerinden değerlendirdi. Mathis ve Ooik işçilerin serbest dolaşımına ilişkin standstill hükmüne dikkat çekti ve İKV’nin yayımlamış olduğu, Radboud Üniversitesi Nijmegen’den Avrupa Göç Hukuku alanındaki iki seçkin akademisyen, Prof. Dr. Kees Groenendijk ve Prof. Dr. Elspeth Guild tarafından yazılmış olan “Soysal’dan Sonra Üye Ülkelerin ve AB’nin Türk Vatandaşlarına Karşı Vize Politikası” başlıklı rapora atıfta bulundu. Kamu alımları başlığına ilişkin olarak Mathis ve Ooik, Türkiye’de bu başlığa ilişkin çok az şey yapıldığını vurguladı ve ekonomi için ihalelerin yabancılara açılmasının öneminin altını çizdi. Bu nedenle Türkiye’nin mevzuatını kamu ihalelerine ilişkin AB mevzuatına uyumlaştırması gerektiğini ve sadece gözlemci olarak bulunduğu Dünya Ticaret Örgütü Hükümet Alımları Anlaşması’na taraf olması gerektiğini belirtti.

Bu oturumda ayrıca Amsterdam Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. A. A. M. Schrauwen, Türkiye’nin AB’ye katılımını eğitim konusu çerçevesinde değerlendirdi. Schrauwen konuşmasında daha çok Bologna Süreci’ne ve eğitim alanındaki AB politikalarına değindi ve Avrupalı öğrencilerin hareketliliğinin öneminin altını çizdi. Türkiye’nin Bologna sürecine 2001 yılında dâhil olduğunu da belirtti.

Oturumun son konuşmacısı olan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi’nin (EDAM) Başkanı ve İstanbul Ekonomi Danışmanlığı Yönetici Ortağı olan Sinan Ülgen, Türkiye’deki kamuoyunun, Türkiye’nin AB’deki geleceğine ilişkin konulara ve haberlere her geçen gün ilgisinin azaldığını gözlemlediğini belirtti. Ülgen sözlerine, Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun hazırlamış olduğu son raporun sonuçlarından bahsederek devam etti. Rapora göre bugün ülke vatandaşlarının Türkiye’nin AB’ye üyeliğine desteğinin yüzde 50’nin altına düştüğünü dile getirdi. Kamuoyunda Türkiye’nin AB’ye bir gün üye olacağını düşünen insanların oranının, Türkiye’nin üye olmasını isteyenlerden az olduğunu sözlerine ekledi. Bunun yanında Ülgen, AB kamuoyunun AB içinde en çok görmek istemediği ülkenin de Türkiye çıktığını ancak, AB vatandaşlarının yüzde 50’den fazlasının Türkiye’nin AB üyesi olacağını düşündüğünü belirtti.

Ülgen, Türkiye – AB ilişkilerinde kendisine göre iki dönüm noktası olduğunu, bunların da 1995’te gerçekleşen Gümrük Birliği kararı ve Ekim 2005’te başlayan müzakereler olduğunu dile getirdi. Ülgen, konuşmasında Türkiye’nin AB’ye üye olmasının hem Türkiye hem de AB için çift taraflı kazanç sağlayacağını ifade etti. Türkiye’nin üyeliğinin özellikle üç konuda katkı sağlayacağını, bunların da ekonomik güç, demografik eğilimler ve dış politika alanları olduğunu sözlerine ekledi. Ülgen bununla birlikte, bugün Türkiye ve AB ilişkilerinde önemli bir iletişim sorununun var olduğunu ve Türkiye’nin, Avrupa vatandaşlarının Türkiye’ye karşı önyargılarını kırmak için çalışması gerektiğini dile getirdi. Her ne kadar Türkiye iletişim sorunu ile karşı karşıya olsa da Avrupa’nın da bugün genişleme yorgunu olduğunu ve bu nedenle Türkiye’nin üyeliğinin öncelikler arasında bulunmadığını belirtti. Ülgen konuşmasında genel olarak Türkiye’nin üyeliğinin eninde sonunda her iki taraf için de yararlı olacağını ve bunun tarihsel bir sorumluluk olduğunu düşündüğünü vurguladı. Ülgen sözlerini, Türkiye’nin, daha önceki genişleme dalgalarında Birliğe katılan ülkeler gibi, hem nüfus hem de ekonomi olarak küçük olmadığını, bu nedenle Türkiye’nin AB içinde tartışmalara yol açtığını ve AB’ye üye olacağına inandığını; ancak, gelecekte AB’nin bugünkü ve önceki AB ile aynı olmayacağını belirterek noktaladı.