İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-11 KASIM 2010

AB 2010 GENİŞLEME STRATEJİSİ İLE ADAY VE POTANSİYEL ÜLKELER İLERLEME RAPORLARI AÇIKLANDI

Avrupa Komisyonu tarafından her yıl düzenli olarak hazırlanan genişleme stratejisi ve aday ve potansiyel aday ülkeler –Hırvatistan, İzlanda, Türkiye, Makedonya, Arnavutluk, Bosna- Hersek, Karadağ, Sırbistan, Kosova-  ile ilgili ilerleme raporları 9 Kasım 2010 tarihinde açıklandı. Genişleme ve Avrupa Komşuluk Politikasından sorumlu Komisyon üyesi Štefan Füle düzenlediği basın toplantısında güçlü, itibarlı ve güvenilir bir genişleme politikasının öneminden söz ederek, genişlemenin Avrupa’da barış ve istikrarı güçlendireceğini belirtti. Genişleme politikasının güvenilir ve itibarlı olmasının iki unsuru bulunduğunu ifade eden Füle, bunların bir taraftan üye devletler için aday ülkelere sıkı bir koşulluluk politikası uygulanması ve öte yandan aday ve potansiyel aday ülkeler için, bu ülkelere somut bir Avrupa perspektifi sunulması olduğunu vurguladı. Füle’nin belirttiği önemli bir nokta ise şu oldu: “.. hiçbir ülkenin yüzde yüz hazır olmadan AB’ye katılmayacağından emin olacağız. Aynı şekilde, AB’nin de yeni ülkeleri içerecek şekilde genişlemeden önce yüzde yüz hazır olmasını sağlamalıyız”. Aday ülkeler hakkında kısa bilgi:

- Hırvatistan: aday ülke – 2003 yılında üyelik başvurusunda bulundu. 35 fasıldan 25’inde müzakereler  geçici olarak tamamlandı. Katılım müzakereleri son aşamasına gelmiş olup, Hırvatistan’ın özellikle yargı ve temel haklar faslındaki kapanış kriterlerini yerine getirmesini takiben tamamlanması bekleniyor.  

- Türkiye: aday ülke – 1987 yılında üyelik başvurusunda bulundu. 13 fasıl müzakereye açılırken, bir fasıl geçici olarak kapatıldı. AB Konseyi’nin 2006’da aldığı Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nın tüm AB üyesi devletlere genişleten Ek Protokol’ü tamamiyle ve ayrımsız uygulayana kadar sekiz başlığın açılmaması ve hiçbir başlığın geçici olarak kapatılmaması kararı geçerliğini koruyor. Bunun yanında Fransa ve GKRY’nin siyasi gerekçelerle bazı başlıkların açılmasını engellemesi müzakerelerin etkili bir şekilde ilerlemesini engelliyor.

 -İzlanda: aday – 2009 yılında üyelik başvurusunda bulundu. Üyelik müzakereleri Temmuz 2010 itibariyle başlatıldı. Yakında tarama sürecinin başlaması bekleniyor.

- Makedonya: aday – 2004 yılında üyelik başvurusunda bulundu. Komisyon ülkenin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterince yerine getirdiğini belirterek, 2009 yılında yapmış olduğu katılım müzakerelerinin açılması tavsiyesini bu yıl da yineledi. Ancak Konsey’in üyelik müzakererini başlatma kararı Yunanistan’ın ülkenin adıyla ilgili çekincesi yüzünden alınamıyor.

- Karadağ: potansiyel aday ülke – 2008 yılında üyelik için başvurdu. Komisyon bazı temel alanlarda ilerlemeye bağlı olarak bu ülkeye aday ülke statüsü verilmesi ve katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulundu.

- Arnavutluk: potansiyel aday ülke – 2009 yılında üyelik için başvurdu. Komisyon bazı temel alanlarda ilerlemeye bağlı olarak bu ülkeye aday ülke statüsü verilmesi ve katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulundu.

- Sırbistan: potansiyel aday ülke – 2009 yılında üyelik için başvurdu. Genel İşler Konseyi 25 Ekim 2010 tarihinde Sırbistan’ın başvurusunu, görüşünü hazırlamak üzere Komisyon’a iletti.

- Bosna Hersek: potansiyel aday ülke – AB üyeliği için başvurusunu henüz yapmadı. Bu konuda siyasi liderler arasında bir görüş birliği ortaya çıkmadı.

- Kosova: potansiyel aday ülke – AB üyeliği için başvurusunu henüz yapmadı. Ocak 2010’da AB’nin Stabilizasyon ve Ortaklık Süreci diyaloğu başlatıldı. 

Türkiye’nin AB üyeliği yolunda kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyan ve 1998 yılından bu yana Türk hükümeti, üye devletler, Avrupa Parlamentosu ve çeşitli uluslar arası ve hükümet dışı kuruluşlardan alınan bilgiler ışığında Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ilerleme raporlarının on üçüncüsü 9 Kasım 2010 tarihinde açıklandı. Türkiye’nin 2010 ilerleme raporu aynı zamanda üyelik müzakerelerinin beşinci yılında yayınlanmakta olup, bu beş yıl sonrasında müzakerelerin önünü tıkayan sorunlara tatminkar çözümler öngörmemesi oldukça endişe verici olarak nitelendirilebilir. Rapor başlangıçta müzakerelerde on üç başlığın açıldığı ve bir başlığın geçici olarak kapatıldığı tespitini yapmakta ve müzakerelerin sekiz başlığını askıya alan ve başlıkların geçici olarak kapatılmasını engelleyen 2006 AB Konseyi kararının yürürlükte olduğunu not etmektedir.

Gümrük birliğinin AB ve Türkiye arasındaki ikili ticarete katkıda bulunmaya devam ettiği, ancak Türkiye’nin gümrük birliği altında ithalat lisansları, AB’de serbest dolaşımda olan bazı üçüncü ülke ürünlerinin ithali, devlet yardımları, fikri mülkiyet haklarının korunması, yeni ilaçların ruhsatlandırılması gibi çeşitli yükümlülüklerini yerine getirmediği ifade edilmektedir. Gümrük birliği çerçevesinde Türkiye’nin üzerine düşen sorumluluklardaki eksiklikler belirtilirken, gümrük birliğini önemli ölçüde aksatan ve AB tarafından kaynaklanan sorunlar üzerinde durulmamıştır.

Komisyon Kopenhag siyasi kriterleri ile ilgili olarak birtakım zayıflıklara işaret etmiştir. Öncelikle Türkiye’de de genel bir şikâyet konusu olan çatışmacı bir siyasi iklimin hüküm sürdüğü, ana siyasi partiler ve hükümet ile anahtar siyasi kurumlar arasındaki diyalog ve uzlaşı ruhunun eksikliğinin görüldüğü belirtilmektedir. Bu durum gerçekten de Türkiye’de siyasi ortamı olumsuz etkilemekte ve Türkiye’nin sosyoekonomik kalkınması, teknolojik ve bilimsel ilerleme, eğitim, sağlık, çevre, kadın hakları ve sosyal refah gibi gerçek gündem konularının önüne geçerek kısır bir çatışmaya yol açmaktadır. Söz konusu raporda da tespit edildiği gibi AB ile üyelik sürecimize de zarar vermektedir. Raporda Ergenekon davasına ve askeri darbe iddiaları ile açılan diğer dava ve soruşturmalara da değinilmiştir. Nitekim bu konu da Türkiye’de oldukça tartışmalı ve gerginlik yaratan bir konudur. Türkiye’de artık askeri darbelere karşı genel bir kamuoyunun ortaya çıktığı söylenebilir. Ancak raporda da altının çizildiği gibi buna ilişkin davalarda tutuklama ve iddianamenin hazırlanması arasında geçen sürenin uzaması ve dava öncesi tutukluluk halinin uzun sürmesi gibi usul ile ilgili aksaklıklar adaletin yerini bulmasını engellemektedir. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü başlığı ile ilgili olarak Komisyon Türkiye’nin hala yargılama usulleri ile ilgili mevzuatını ve siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin kurallarını Avrupa standartlarına getirmesinin gerektiğini belirterek temel bir eleştiri yapmaktadır. Bu noktalar 2009 ilerleme raporunda da vurgulanmış ancak Türkiye’de son bir yıl içinde herhangi bir gelişme sağlanmamıştır.

Türkiye’de son bir yıl içinde önemli gelişmenin yaşandığı bir alan Anayasadır. Bu çerçevede Referandum ile kabul edilen anayasa değişikliği paketine atıfta bulunulmakta ve bunun doğru yönde atılmış bir adım olduğu tespit edilmektedir. Paket ile kabul edilen olumlu unsurlara dikkat çekilirken, özellikle paketten parti kapatmalarla ilgili hükmün çıkarıldığı not edilmekte ve anayasa reformlarının hazırlanma ve kabul aşamasında siyasi partiler ve sivil toplumu içeren bir danışma sürecinin olmaması eleştirilmektedir.

Parlamento ile ilgili bölümde Komisyon ana siyasi partiler arasındaki çatışmacı iklimin siyasi reform çalışmalarını yavaşlattığı saptamasında bulunmaktadır. Seçim sisteminde reform yapılmadığı ve uygulanan yüzde onluk seçim barajının Avrupa Konseyi üyeleri arasındaki en yüksek oran olduğu belirtilmektedir. Buna ek olarak milletvekili dokunulmazlıklarının yolsuzluk ile ilgili durumlarda aşırı geniş olduğu, öte yandan şiddet içermeyen düşüncelerin ifadesi söz konusu olduğunda yeterince koruyucu olmadığı eleştirisi getirilmektedir. 2009 yılı raporundan farklı olarak 2010 raporu Parlamento hakkında daha eleştirel bir yaklaşım sergilemekte ve oldukça ciddi bir eleştiri niteliğinde olan “TBMM Türkiye’nin katılım stratejisinin formülasyonu ve uygulanmasında kısıtlı rol oynamaktadır” eleştirisinde bulunmaktadır.

Raporda Cumhurbaşkanının aktif bir uzlaştırmacı rol oynamasından olumlu bir şekilde söz edilirken, yargı kurumları ve üniversiteler olmak üzere bazı atamaları ile ilgili kaygı duyulduğu da diplomatik bir dille not edilmiştir. Hükümetin çalışmaları ile ilgili olarak, Türkiye’nin AB’ye katılımı ile ilgili yeni bir stratejinin hazırlandığı, 2010-11 eylem planının Bakanlar Kurulunca kabul edildiği, Reform İzleme Grubu’nun 2003’ten bu yana ilk defa Başbakanın başkanlığında toplandığı, AB’den sorumlu Devlet Bakanı ve Başmüzakerecinin katılım müzakerelerinde bakanlıklar arası eşgüdümü daha da artırdığı ve Reform İzleme Grubu’nun bazı önerilerinin uygulanma imkanı bulunduğu sıralanan olumlu gelişmeler arasında göze çarpmaktadır. Bunun yanında, özellikle temel hakların korunması alanında reformlara ihtiyaç duyulduğu, parlamentoda, Türkiye’nin AB’ye katılımı ile ilgili çalışmaları hızlandırmak için gerekli özel yasama usulünün çıkarılamaması ve genel olarak son yıllarda reformlarda önemli ölçüde yavaşlama yaşandığı ifade edilmiştir. Yerel yönetimlerin etkinliği ile ilgili olarak da Komisyon önemli eleştirilerde bulunmuştur. Stratejik planlar, performans ölçümleri, mali kontrol sistemleri, proje yönetimi, kriz yönetimi, çevre yönetimi ve bilgi teknolojisi yönetiminin yerel düzeyde oluşturulmasının gerektiği belirtilmiştir.

Kamu yönetimi ile ilgili olarak, Ombudsman kurumu, kişisel verilerin korunması ve bilgiye erişim hakkını içeren anayasal reformlar başta olmak üzere birtakım gelişmelere değinilirken; bürokrasiyi azaltmak, düzenleyici etki analizlerini geliştirmek, şeffaflık, liyakata dayalı atama ve terfi sistemini içeren kamu hizmeti sisteminin reformu 2009 yılı raporunda olduğu gibi bu raporda da bir eleştiri olarak yer almıştır. Buna ek olarak Türkiye’de de sık sık yakınma konusu olan partililere istihdam sağlama ya da kamu kaynaklarından fon aktarma gibi uygulamaların da önüne geçmesi beklenen belediyeler tarafından kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için bir şirket ya da işletme kurulması ile ilgili açık kuralların koyulmadığı belirtilmiştir.

Oldukça kritik bir alan olan güvenlik güçlerinin sivil denetimi konusunda Komisyon geçen yıla oranla daha olumlu bir değerlendirme yaparak bu alanda ilerleme kaydedildiği sonucuna varmıştır. Anayasa değişikliği ile askeri mahkemelerin yetkisinin kısıtlanması, Yüksek Askeri Şura tarafından alınan ordudan ihraç kararlarının temyizinin mümkün kılınması,1980 darbesini yapanlara sağlanan dokunulmazlığın anayasadan kaldırılması gibi reformlardan olumlu olarak söz edilmiş, silahlı kuvvetlerin siyasi olaylar üzerinde doğrudan veya dolaylı etkide bulunduğu olaylarda azalma olduğu not edilmiş, buna karşın Genel kurmay başkanının süre giden dava veya soruşturmalar hakkında yorumda bulunduğu ifade edilmiştir. Diğer bazı eleştiri noktaları şunlardır: silahlı kuvvetlere siyasete karışma alanı yaratan iç hizmet yasasının değiştirilmemesi, Savunma Sanayi Destek Fonu, silahlı kuvvetlere ait mülkler üzerinde denetim olmaması, iç denetimlerde ilerleme sağlanamaması.

Komisyon yargı sisteminde ilerleme sağlandığı görüşündedir. Anayasa paketi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye sayısının artışı ile tüm yargıyı temsil eder hale geldiği, Kurulun meslekten men kararlarına temyiz yolunun açıldığı, yargı müfettişlerinin Adalet Bakanlığı yerine HSYK’ya rapor vermesinin siyasi müdahale olmadan görev yapmaları için olumlu bir gelişme olduğu ifade edilmekte, öte yandan HSYK Başkanı’nın hala Adalet Bakanı olması ve HSYK’nın tahkikat yetkisinin Bakanın onayına bağlı olması eleştirilmektedir. Yargının tarafsızlığı ile ilgili olarak bazı eksikliklere işaret edilirken, yargının etkinliği konusunda kaydedilen gelişmelere rağmen toplan hakim ve savcı sayısının yetersiz olduğu, bölge temyiz mahkemelerinin henüz kurulmadığı belirtilmektedir. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanmasını takip eden olaylara da raporda yer verilmiş ve bu olayın gerek yargının kendi içinde gerekse HSYK ve Adalet Bakanlığı arasında gerilime yol açtığı ve adil yargı konusunda şüphelere yol açtığı ifade edilmiştir.

Yolsuzlukla mücadele ile ilgili olarak, hükümetin 2010-14 yılları için şeffaflığın artırılması ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesine yönelik bir stratejiyi kabul etmesi ve bununla ilgili olarak bir bakanlık komitesi ve kamu kurumları, işçi sendikaları ve TOBB’dan meydana gelen bir yönetim kurulu oluşturulması olumlu bir gelişme olarak belirtilmiştir. Ancak hala önemli bir sorun oluşturan yolsuzluk konusunda uygulamaya yönelik etkin bir stratejiye ihtiyaç olduğu da vurgulanmıştır.

İnsan hakları ve azınlıkların korunması alanında, İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi’nin İhtiyari Protokolü’nün Parlamento’da beklediği, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ekli üç protokolü onaylamadığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’ye karşı açılan dava sayısının arttığı, ancak bunun yanında Türkiye’nin de çoğu dava kararına uyduğu  tespitinde bulunulmaktadır. İnsan hakları savunucularının cezai takibata uğradıkları, insan hakları kurumlarının kaynak, bağımsızlık ve etki açısından eksik olduğu gibi önemli eleştiriler bu yıl da devam etmektedir. Medeni ve siyasi haklar alanında, hükümetin işkence ve kötü muameleye karşı politikasının olumlu sonuçlar verdiği ancak kolluk kuvvetleri tarafından orantısız güç kullanımı, insan hakları ihlallerinin cezasız kalması ile ilgili olarak sorunların devam ettiği belirtilmektedir.

İfade özgürlüğü ile ilgili olarak medyada ve kamuda hassas konularda açık ve özgür bir tartışma ortamına işaret edilmekte, öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ifade özgürlüğünün ihlali ile ilgili çok sayıda davanın açıldığı, hakaretin Türk Ceza Kanunu’nda bir suç olduğu, bununla ilgili birçok dava ve kararın bulunduğu, Türk milletine hakaretin 301. maddeye göre suç sayıldığı ve Türk Ceza Kanunu’nun diğer hükümleri, Terörle Mücadele Yasası ve Basın Yasası’nın ifade özgürlüğünü kısıtlamak için kullanıldığı eleştirisi ifade edilmektedir. Komisyon, Ergenekon davası ile ilgili haber yapan gazetecilere karşı açılan çok sayıda davanın da endişe verici olduğunu ve hükümete eleştirel yaklaşan Doğan Medya Grubu ile ilgili dava örneğinde olduğu gibi basına yönelik siyasi saldırıların devam ettiğini belirtmektedir. Sık görülen internet sitesi yasaklamalarının kapsam ve süre olarak orantısız olduğu ifade edilmektedir. Genelde açık ve serbest bir tartışma ortamının varlığına işaret edilen raporda, Türk hukukunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ile uyumlu bir şekilde ifade özgürlüğünü yeterince güvence altına almadığı belirtilmektedir.

Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili olarak, bazı olumlu gelişmelerin yanında güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanımı ile ilgili sorunları ve sivil toplum örgütlerinin bazı bürokratik engellerle karşılaştıkları ifade edilmektedir. Din özgürlüğü ile ilgili olarak din kültürü ve ahlak derslerinin zorunlu olmasına değinilmekte ve gayrimüslim toplulukların tüzel kişiliğe sahip olmamaları nedeniyle sorun yaşadıkları eklenmektedir. Din adamlarının eğitimi, Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapalı olması ve Patrik’in tüm hallerde “Ekümenik” ünvanını kullanamaması, Fener Rum Patrikhanesi’nde yapılan seçimlerde Türk vatandaşı olma şartı gibi uygulamalar eleştirilmektedir. Kadın hakları alanında Anayasa değişikliği paketinin ilgili hükümleri pozitif ayrımcılığı getirirken, cinsiyet eşitliği ve kadınlara karşı şiddetin önlenmesi konularının temel sorun alanları olmaya devam ettiği belirtilmektedir. İlkokullarda cinsiyet farkının azalmaya devam ettiği olumlu bir gelişme olarak verilirken, büyük ölçüde doğu ve güneydoğu Anadolu’da çoğu kız olan yaklaşık 200 bin çocuğun okul dışında olduğu ifade edilmektedir. İşçi hakları alanında AB standartları ve ILO Sözleşmeleri ile uyumlu olmayan kısıtlayıcı hükümlerin olduğu, mülkiyet hakları ile ilgili olarak bazı gecikmeler ve usule ilişkin sorunlar olsa da Vakıflar Kanunu’nun uygulandığı belirtilmektedir.

Azınlıklar ve kültürel haklar konusunda, Türkiye’nin azınlıklara yaklaşımının kısıtlayıcı olmaya devam ettiği ve kültürel haklardaki ilerlemelere rağmen, siyasi yaşamda Türkçe dışındaki dillerin kullanılmasının yasak olduğu belirtilmektedir. PKK’nın terörist saldırılarının can kaybına yol açtığı belirtilirken, hükümetçe açıklanan demokratik açılımın kısmen uygulamaya konulduğu ifade edilmektedir.

Türkiye’nin, AB tarafından “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanınan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ikili ilişkilerini normalleştirme yönünde ilerleme kaydetmediği ve Ortaklık Anlaşması Ek Protokolü’nün bütünüyle ayrımsız bir şekilde uygulanması yükümlülüğünü yerine getirmediği ifade edilmektedir. Bu açıdan AB’nin tutumunda herhangi bir değişiklik gözlenmemektedir. Türkiye açısından AB’nin bu yanlı ve haksız tutumunu sürdürmesi ve KKTC’ye uygulanan izolasyonları kaldırmaya yönelik hiçbir adım atmaması endişe vericidir.

Türkiye’nin ekonomik kriterlere uyumu söz konusu olduğunda mali krizin olumsuz etkilerini yaşayan ekonominin 2009 ikinci yarısından başlayarak 2010’un ilk yarısında düzelmeye başladığı not edilmekte, enflasyonist baskılar ve cari açıktaki artışın dikkatle izlenmesi gerektiği ve planlama, koordinasyon ve iletişim anlamında hükümetin ekonomik politikasına güven tesis edilebileceği vurgulanmaktadır.

Son olarak, Türkiye’nin AB üyeliği yönünde reformlarını hızlandırarak devam ettirmesi ve Türkiye’nin gelişmesini de yavaşlatan siyasi çatışmalar, AB standartlarının gerisinde kalan özgürlükler gibi konularda halkın refahını ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik reformların katılımcı ve demokratik bir ortam içinde uygulamaya koyulması büyük önem taşımaktadır. Bunun yanında, müzakere sürecinde ilerlemenin önünü tıkayan siyasi engellemeler ve Kıbrıs sorunu Türkiye’nin üyelik perspektifini zedelemektedir. Türkiye’de reformların hızlandırılması yanında, AB’nin de üzerine düşen yükümlülükleri ahde vefa ilkesine uygun şekilde yerine getirmesi ve makul bir sürede üyeliğin gerçekleşmesine yönelik olarak açık bir perspektif sunması büyük önem taşımaktadır.

Türkiye 2010 İlerleme Raporu ile ilgili yaptığımız değerlendirmeye ve hazırladığımız müktesebat tablosuna aşağıdaki linklerden ulaşılabilir.

http://www.ikv.org.tr/images/upload/data/files/avrupa_komisyonu_tarafindan_yayinlanan_turkiye_2010_ilerleme_raporu_ile_ilgili_ikv_gorusu_raporun_siyasi_ve_ekonomik_kriterler_bolumunun_kapsamli_ozeti%281%29.pdf

http://www.ikv.org.tr/images/upload/data/files/2010_yili_ilerleme_raporunun_muktesebata_uyum_bolumunun_2009_yili_ilerleme_raporu_ile_kiyaslanmasi(1).pdf