İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
12-21 KASIM 2010

HANS SEIDEL STIFTUNG, “AVRUPA’DA ÖZGÜRLÜK VE GÜVENLİK: ALMANYA VE AB YENİ ZORLUKLARLA YÜZLEŞİYOR” KONULU BİR KONFERANS DÜZENLEDİ

18 Kasım 2010 tarihinde Alman Hanns Seidel Stiftung’un Brüksel’deki temsilciliğinde, Avrupa’nın bir özgürlük, güvenlik ve adalet alanı haline getirilmesini amaçlayan 2009 Stockholm Programı ile ilgili bir seminer düzenledi. Açılış konuşmasında, AP’deki Avrupa Halklar Partisi (EPP) Grubu’nun Başkan Yardımcısı Manfred Weber konuşmasında, Stockholm Programı’nın gerekliliği üzerine yoğunlaşırken terör ile mücadele, göçmenlerin entegrasyonu gibi birçok önemli alanda Avrupa’nın ortak bir karar mekanizmasında acilen mutabık kalması gerektiğini belirtti. AB vatandaşları için sınırların kaldırılması, AB’nin birçok güvenlik sorunun da gün yüzüne çıkmasına yol açtığından Schengen Alanı’ndaki birçok konuya ilişkin kararlar artık “ortak bir şekilde” alınılıyor. Weber, AB’nin bu süreci başlatmasındaki iki sebebi öncelikle veri güvenliği için Avrupa’nın tek bir ses olması gerekliliği ve bu konuda ABD ile uzlaşma, ikinci olarak ise Schengen Alanı’nda organize suçlara ilişkin mücadele olarak belirtti. “Dış Sınır Ajansı” (External Border Agency) ile devletler arası kontrolün iyileştirilip Schengen standartlarının olgulaştırıldığını belirtti. FRONTEX ile Yunanistan ve Türkiye sınırlarına yasadışı insan ticaretini engellemek için birlikler yerleştirildiğini hatırlatan Weber, FRONTEX’in veri toplama konusunda bağımsız olmadığını ve diğer AB kurumları gibi üye devletlerin kişisel verilerin korunmasına ilişkin verilerin hangi kapsamda kullanılacağına yönelik yasal kesinlik istemesi nedeniyle veri paylaşma yetkisinin olmadığını belirtti. Bu nedenle FRONTEX’e gerekli yasal yapılanmanın sağlanması İtalya ve Yunanistan sınırında yasadışı göçle mücadele ederken bu kurumun daha fazla güce sahip olacağını ve dolayısıyla Avrupa’nın sınır güvenliğinin arttırılacağını belirtti.

Alman Parlamentosu Hristiyan Sosyal Birliği’nin (CSU) sözcüsü ve Adalet ve İçişleri Komitesi’nin üyesi Stephan Mayer Lizbon Antlaşması’nın AB’nin daha fazla demokratikleştirilmesi sağlarken AB kurumlarının ve üye devletlerin parlamentolarının işbirliğinin önemini de arttırdığını belirtti. Almanya’nın gündemine oturan göçmen nufüs ve bu nüfusun entegrasyon probleminin Avrupa’da da güvenlik konusunun önceliğinin artmasına sebep olduğunu söyledi. Bugün Avrupa’nın “İslamcı” tehlike ile yüz yüze kaldığını ve bu nedenle mutlak suretle işbirliği içerisinde hareket etmesi gerektiğini belirtti. Özellikle istihbarat kanallarının işbirliği içerisinde kullanılmasıyla radikal İslamcı grupların iletişimlerinin engellenebileceğini vurguladı.

Avrupa Komisyonu İçişleri Genel Müdürlüğü, İç Güvenlik Birimi Yöneticisi Andreas Schieffer, Birlik içerisinde kamuoyunu paniğe sevk edecek söylemlerden kesinlikle kaçınılması gerektiğini ama dünyadaki gelişmeler ile Avrupa’daki tehdit kavramının da değiştiğini ve terörle mücadelenin önem kazandığını belirtti. Üye devletler ve AB kurumları ile istihbarat alışverişinin halen mümkün olmamasının sorunlara sebebiyet verdiğini belirten Schieffer artacak işbirliğinin bunu engelleyeceğini ve Stockholm Programı’nın AB iç güvenliğini tehdit eden unsurları engellemede doğru bir adım olduğunun altını çizdi. Schleswig-Holstein Eyalet Hükümeti’nin Veri Korunmasından Sorumlu Üyesi Dr. Thilo Weichert, AB üye ülkelerindeki güvenlik yetkililerin beraber hareket etmeleri ama bu sırada da vatandaşların temel haklarının korunması gerektiğini belirtti. Weichert’e göre veri güvenliği ve korunması gibi temel haklar Avrupa standartlarıyla güvence altına alınmalı ve tüm bu çalışmaların İslam dinine karşı bir hareket içermediği belirtilmeli. Ancak, terörist eylemlerde bulunan ya da bulunma ihtimali olan İslamcıların iletişim yollarının etkili bir şekilde kontrolü de şart olmalı.