İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
26 OCAK – 1 ŞUBAT 2009

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Geçtiğimiz hafta Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu ve Nabucco projesi ile ilgili Budapeşte’de yapılan toplantı gibi Türkiye-AB süreci açısından önemli toplantılara sahne oldu. Nabucco toplantısı katılımcı devletlerin 6 ay içinde anlaşmanın sağlanabileceği haberi ile olumlu bir hava ile tamamlanırken, Başbakan Erdoğan Davos’u salladı.  Erdoğan’ın Gazze saldırısı başladıktan sonra takındığı İsrail karşıtı tutum burada iyice su yüzüne çıktı; Peres’in savunmacı ve saldırgan söylemi ile Erdoğan’ın İsrail’i eleştiren sözleri tansiyonun artmasına sebep olurken, oturumu yöneten moderatörün sözle ve elle müdahalesi de Erdoğan’ın oturumu terk etmesine yol açtı.                                                                                                

Daha sonra kamuoyunda yapılan tartışmalara bakıldığında Türkiye’de özellikle Türk dış politikası konusunda görüş bildiren diploması, basın ve diğer uzman çevrelerin birbirine ters düşen görüşleri, Türkiye’deki kafa karışıklığını da ortaya koydu. Bir kesim Erdoğan’ın tavrını ayakta alkışlayarak Türkiye için yeni bir dönemin başlangıcını müjdeleyen yorumlar yaptı. Diğer bazı kesimler ise Türkiye’nin dış politika çizgisini sorumsuzca saptıran gereksiz ve fütursuz bir davranış olarak eleştiri yağmuruna tuttu. Bu farklı görüşlerin altında Türk dış politikası ve Türkiye’nin dünyadaki konumu ile ilgili ideolojik yaklaşımlar ve tercihler yatıyor. Türkiye’nin Batı önceliğinin devamından yana olan çevrelerin karşısında Türkiye’nin önceliğini yakınındaki bölgelerde etkinliğini artırmaya vermesi gerektiğini savunanlar yer alıyor. Dış politika danışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun savunduğu ‘merkez ülke’ tezi doğrultusunda “Türkiye’nin bölgesel rolüne önem vermesi Türkiye’yi Batıdan koparır ve dolayısıyla AB ile geleceğini zora sokar mı; ya da bilakis, bölgesinde kuvvetli olan bir Türkiye AB için daha arzu edilir bir ülke haline mi gelir” gibi temel bir soruya karşılık olarak, Türkiye’nin AB üyeliği hedefinin sadece retorik değil ama öze ilişkin temel bir amaç olduğu vurgulanmalı. Türkiye’nin bölgesinde etkin bir ülke olması, bölgesel sorunların çözümüne yönelik girişimlerde bulunması ve arabulucu rolüne soyunması tabi ki AB hedefine de hizmet eder. Bölgesel güvenliğe ve istikrara katkıda bulunan bir Türkiye AB’nin ortak dış ve güvenlik politikasına artı değer getirecektir. Ancak bunu yaparken AB değerlerinden uzaklaşması ve radikalizme kayması halk düzeyinde etkinliğini artırsa da AB’deki yeri ve Türkiye’nin dünyadaki konumu açısından sorunlar yaratabilir.

Siyasi konuları bir kenara bırakarak, mali ve ekonomik krizin Avrupa’daki etkilerine gelince; öncelikle Avro Alanı’nın içinde olduğu zorlukları vurgulamak gerekiyor. Ekonomik ve parasal birlik çerçevesinde parasal birlik sağlanmışken ekonomi politikaları arasında yeterli eşgüdümün olmaması kriz karşısında ortak politika oluşturmayı engelliyor ve Avro Alanı’nın bütünlüğüne zarar veriyor. Avro Alanı Başkanı Jean-Claude Juncker’e göre “Avro alanı dünyada, merkezi bir hükümeti olmayan tek para alanı” konumunda. Bu çerçevede ekonomik birliğin gerçekleşmesi zaman alacak gibi gözükürken, mali piyasalara gözetim ve denetim getirmesi beklenen yeni kuralların oluşturulma süreci de devam ediyor. Bu şekilde mali piyasalardan kaynaklanacak krizlerin önüne geçilmesi beklenirken, bu kuralların içeriği konusundaki belirsizlik devam ediyor. Sorunlara rağmen Avro’nun parasal istikrarın devamını sağlamaktaki rolünü teslim etmekte yarar var. Avro olmasaydı kriz birçok üye devlet için daha ezici sonuçlara yol açabilirdi. Yine de üye devletlerin bütçe istikrarını temin etmeye öncelik vererek İstikrar ve Büyüme Paktının kurallarını esnetmemesi Avro Alanı’nın geleceği açısından da büyük önem taşıyor. Krizin aşılmasında bankalara da önemli rol düşüyor. Yine Jean-Claude Juncker’e göre bankalar kendilerine aktarılan fonları kredi olarak reel ekonominin hizmetine sunmakta yetersiz kaldılar. KOBİ’ler de bundan şikayet ederken, kredi almanın iyice zorlaştığını ifade diyorlar. Gelişmeler karşısında halen Avro alanı üyesi olmayan birçok AB üyesi en kısa zamanda Avro’ya geçmek konusundaki niyetlerini duyurdular. Avrupa birliği projesinin en önemli ayaklarından birini oluşturan Avro ve EPB, süreçteki diğer zorlu alanlar da dikkate alındığında, bütünleşme sürecini ileriye taşıyan en önemli lokomotiflerden biri olmayı sürdürüyor.