İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-8 ŞUBAT 2009

TÜRKİYE KYOTO PROTOKOLÜ’NE KATILDI

Türkiye Büyük Millet Meclisi 1/597 esas numaralı “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı”nı 5 Şubat 2009 tarihinde 3’e karşı 243 oyla onayladı.

Oylamada 6 milletvekili çekimser kaldı. 5836 numarasıyla kanunlaşan tasarı, 2008 Haziran ayından bu yana meclis gündemindeydi. Türkiye, protokolü imzalayan 181. ülke oldu.

Türkiye’nin katılımına ilişkin Çevre Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada Türkiye’nin Kyoto Protokolünün ilgili listesinde yer almadığı için 2012 sonuna kadar sera gazı salımı konusunda herhangi bir yükümlülüğü bulunmadığı belirtildi. Buna rağmen, 2013’ten itibaren başlayacak olan yeni rejime katılım için Protokolün imzalanması gerektiği ifade edildi. Yasal yükümlülük olmamasına karşın Türkiye’nin küresel sorumluluk çerçevesinde iklim değişikliği ile mücadele konusunda önemli çalışmalar yaptığı ve yapmaya devam edeceği vurgulandı.

Öte yandan, 1990–2006 arası sera gazı salımı artışında Türkiye %95.1’lik artış oranı ile Kyoto Protokolü Ek-1 ülkeleri arasında ilk sırada yer aldı. Türkiye toplam sera gazı salımı sıralamasında ise yaklaşık %1 ile en fazla sera gazı salan 20 ülke arasında yer aldı. Buna ek olarak, Türkiye’de yapım ya da planlama aşamasında bulunan 47 yeni kömürlü termik santral bulunuyor. Konuya ilişkin çevre örgütü Greenpeace tarafından yapılan açıklamada, söz konusu planların hayata geçmesi halinde Türkiye’nin sera gazı salımının %50 artacağı belirtildi.

Kyoto Protokolü Nedir?

Kyoto Protokolü, 1992 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (BMİDÇS) bir ek olarak 1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde kabul edildi ve 2005 yılında yürürlüğe girdi. BMİDÇS, iklim değişikliği ile mücadelenin ortak ama farklı sorumluluklar gerektirdiğini ifade etmektedir.

 

Buna göre iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salımlarının büyük kısmının gelişmiş ülkeler tarafından gerçekleştirildiği, gelişmekte olan ülkelerin salımlarının nispeten düşük olduğu ve gelişmekte olan ülkelerin salımlarının gelişme ve sosyal ihtiyaçlarına bağlı olarak artacağı kabul ediliyor.
Bu önkabuller Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin anlaşmanın spesifik kesinti hedefleyen birçok hükmünden muaf olması anlamına geliyor. Buna karşın, gelişmekte olan ülkeler, salım düzeylerini bildirmek ve ulusal çapta iklim değişikliği ile mücadele programları geliştirmekle yükümlü tutuluyor.

Buna ek olarak, yüksek salım oranlarına sahip ülkeler, salım kotalarının altında kalan gelişmekte olan ülkelerden kullanılmamış kotalarını satın alabiliyor. Ayrıca, ağaçlandırma ve toprağın korunması gibi karbon emici faaliyetler ile salım kredisi alınabiliyor. Bu tür faaliyetler başka ülkelerin sınırları içinde de uygulanabiliyor. Söz konusu mekanizma neticesinde son derece karmaşık küresel bir salım ticareti borsası (karbon pazarı) da oluşuyor.

Protokol, sanayileşmiş ülkelerin sera gazı salımlarını 2010 yılına kadar 1990 yılına oranla %5,2 düşürmelerini öngörüyor. Ancak, salımların herhangi bir düşüş öngörülmeksizin artışı hesaba katıldığında düşüşün %29 civarında olacağı ifade ediliyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin tahminlerine göre 1990 ile 2010 yılları arasında 1,4°C ile 5,8°C arası sıcaklık artışı öngörülüyor. Kyoto Protokolünün bu artışı 2050 yılına kadar sadece 0.02°C ila 0.28°C arasında düşürebileceği tahmin ediliyor.

Bu çerçevede, eleştiriler, gelişmekte olan ülkelere bağlayıcı yükümlülükler getirilmemesinin sanayi üretiminin bu ülkelere kaçmasına neden olacağı noktasında yoğunlaşıyor. Ayrıca, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin salımlarının hâlihazırda yeterince yüksek olduğu da ifade ediliyor. Bunun yanı sıra, hava ulaşımı ve taşımacılıktan kaynaklanan salımların protokol kapsamı dışında bırakılması eleştiriler arasında yer alıyor. Son olarak, sera gazı salımlarının azaltılması için temel olarak 1990 yılının belirlenmesi tartışma yaratıyor. Hatırlanacağı gibi, 1990’da eski Sovyetler Birliği ve doğu bloku ülkeleri merkezi planlı üretim süreçleri içinde enerji verimliliği gibi sera gazı salımları açısından son derece önemli konularda kötü performans sergiliyordu. Bunun doğrudan bir sonucu olarak, bazı araştırmacılar 1990 yılının sera gazı salımlarının azaltılması için temel olarak belirlenmesinin doğru bir tercih olmadığını vurguluyor.

2012’den sonra atılacak adımlar 2009 yılı Aralık ayında Kopenhag’da gerçekleştirilecek olan
15. BMİDÇS Taraflar Konferansı’nda belirlenecek. Türkiye, Kyoto Protokolü’nü imzalayarak 2012’den sonra başlayacak olan 2. taahhüt döneminin içeriğinin belirlenmesinde söz sahibi oldu.

Konuya ilişkin daha detaylı bilgiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:

http://unfccc.int/2860.php