İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
6-12 NİSAN 2009

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Barack Obama’nın deniz aşırı ilk resmi ikili ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirmesi ve Medeniyetler İttifakı Zirve toplantısına sahne oldu. Türkiye-ABD ilişkileri Başkan Bush döneminde sorunlu bir sürece girmişti. Özellikle Irak işgali, öncesinde TBMM tarafından ABD ordusunun işgali gerçekleştirmek için Türkiye topraklarını kullanmasını öngören tezkerenin reddi ve sonrasında ABD ile bölgesel Kürt yönetimi arasındaki yakın ilişkiler  ve  PKK’nın  bölgede  konuşlanması  gibi  gelişmeler ilişkilerde önemli sorunlar oluşturmuştu. Donald Rumsfeld gibi yönetimin önde gelen isimleri Türkiye’yi ABD’ye destek vermeyerek can kaybı ve maddi açıdan daha yüksek maliyetli bir savaşa yol açmakla suçlayan beyanlarda bulunmuşlardı.

Başkan Obama ile birlikte ABD’nin Irak’tan çekilmeyi programladığı yeni bir sürece girildi. Daha geniş çerçevede Obama ABD’nin Bush döneminde yıpranan imajını düzeltmek ve yeni bir başlangıç yapmak üzere de geldi. Bush gibi konservatif, petrol ve silah şirketleri ile yakın ilişkileri olan ve dünya görüşü olarak neredeyse gerici denebilecek bir liderden sonra siyah, entellektüel ve liberal bir ABD Başkanı tüm dünya için yeni bir umut kapısının aralanmasına imkan tanıdı. Her ne kadar ABD politikalarında kısa zamanda büyük dönüşümler beklemek mantıklı değilse de, düşünen, dinleyen, çok taraflılığa ve diyaloğa açık bir ABD yönetimi iklim değişikliğinden terörle mücadeleye kadar global sorunların çözümünde mesafe katedilebileceğine delalet ediyor.

Ziyaretinde Başkan Obama, on yıl önce Başkan Clinton’ın da yaptığı gibi, Türkiye’ye verdiği önemi ifade etti. ABD’nin Bush döneminin yaralarını sarabilmek ve Orta doğu ve Orta Asya’da güvenlik ve istikrarı temin edebilmek için Türkiye’ye ihtiyacı var. Büyük ölçüde Müslümanların çoğunlukta olduğu bu coğrafyada Türkiye ile işbirliği yapma gereği Türkiye’nin arabulucu konumunun yanında, Batı ile önemli ölçüde entegre olabilmiş, demokratikleşmede yol almış, laik bir ülke olarak Türkiye’nin radikal ve köktenci İslam karşısında alternatif bir model oluşturma değerinden de kaynaklanıyor.

TBMM’de yaptığı konuşmada ‘ittifakı yenilemek’ten söz eden Başkan, dünyaya bir mesaj gönderdiğini kabul ederek sözlerine başladı “Türkiye kritik bir müttefiktir. Avrupa’nın önemli bir parçasıdır. Ve Türkiye ve Birleşik Devletler zamanımızın meydan okumalarını alt etmek için birlikte durmalı ve birlikte çalışmalıdır”. Obama ayrıca Türkiye’nin “güçlü, canlı ve seküler demokrasi”sine dikkat çekiyor. İran, Irak ve Filistin sorununda ortak çıkarlara dikkat çeken Obama Heybeliada Ruhban okulunun açılması ve Ermenistan ile ilişkilerin düzeltilmesi gibi konulara değinmesiyle bir ölçüde tepki çekti. AB konusunda ise yüreklerimize su serperek Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini belirtti.

Her ne kadar bu destek AB’de tepki çekse de orta ve uzun vadede Türkiye ve yakın olduğu bölgelerde AB ve Amerika’nın çıkarları örtüşecektir. Bu çerçevede ABD’nin Türkiye’yi görmek istediği yer ve konum, -yani AB’nin içinde, yakın durduğu coğrafyada yer alan ülkeler için bir model, bölgesinde bir merkez ülke konumu- AB üyeliğinin de yardımıyla Türkiye’nin etkinliğine katkıda bulunacak ve aynı zamanda Batının global politikaları açısından büyük katkı sağlayacaktır.

Ancak Batının Türkiye’den reform sürecini devam ettirme ve yeni açılımlarda bulunmasını beklediği de ortaya çıkıyor. Bu bakımdan AB ve ABD’nin beklentileri büyük ölçüde örtüşüyor. Türkiye’de birçok kesim bu tavırdan rahatsız ve müdahalecilik olarak görüyor. Oysa yeni dünya düzeni ve global sistemi incelersek Türkiye’nin çağdaş eğilimlerle kendi öncelikleri, özellikleri ve tehdit algılamaları arasında bir denge kurması ve kaos değil demokrasi, seçkincilik değil katılmcılık, siyasal islam değil laiklik, ayrılıkçılık değil vatandaşlık temelinde çeşitlilik gibi bazı ikilemleri kendi halkı lehine çözümleyebilmesi gerekiyor. Ancak demokratikleşme ve liberalleşme sürecini yönetemeyen bir Türkiye’yi daha büyük tehlikeler bekleyebilir. Bu hassas konularda Türkiye kendi çıkarlarını toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak ve Türkiye’nin dünyada daha etkin ve saygın bir ülke olmasını sağlayacak ve güvenliğini ve istikrarını temin edecek şekilde gerçekleştirebilmeli. AB üyeliği hedefini bir de by perspektiften incelemek gerek.