İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
28 EYLÜL-4 EKİM 2009

İKV TARAFINDAN TÜRKİYE’NİN AB’YE KATILIMI: ÇOK-DİSİPLİNLİ YAKLAŞIMLAR” SEMİNERİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

2-3 Ekim 2009 tarihlerinde İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin çeşitli yönlerinin tartışıldığı “Türkiye’nin AB’ye Katılımı: Çok-disiplinli Yaklaşımlar” semineri, başta Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış olmak üzere yerli ve yabancı birçok akademisyenin katılımı ile gerçekleştirildi. İki gün süren seminer boyunca Türkiye’nin AB’ye katılım süreci hukuki, ekonomik, kavramsal, demografik, kültürel, hukukun üstünlüğü ve siyasi açılarından tartışıldı.

Açılış konuşmalarında Heidelberg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Peter-Christian Müller-Graff, şu anda AB’nin gündeminin İrlanda’daki referandum sonrası Lizbon Antlaşması ve mali krizin etkileri olduğunu ifade etti. Türkiye’in AB katılım sürecine değinen Müler-Graff, 3,5 milyon Türk asıllı vatandaşa sahip olan Almanya’nın da Türkiye ile özel bir ilişkisi olduğunu ve 3000 kadar da Türk Erasmus öğrencisinin Almanya’da eğitim gördüğünü vurguladı.

Daha sonra Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış, yaptığı konuşmada AB’nin dünyanın en büyük barış projesi olduğu, başarılı bir proje olmasına karşın eksik kaldığını ve tamamlanması için Türkiye’ye ihtiyaç olduğunu belirterek, Türkiye’nin üyeliğinin Türkiye’ye olduğu kadar AB’ye de fayda sağlayacağına işaret etti. Bağış ayrıca, Türkiye’nin Avrupa kimliğinin sorgulanmasının yanlış olduğunu, Türkiye’nin sorun olarak değil, sorunların çözümünün bir parçası olarak algılanması gerekliliğini dile getirdi.

Bağış’ın üzerinde durduğu bir diğer önemli nokta ise, AB üyesi 5 devletin de içinde bulunduğu NABUCO enerji projesi, Türkiye’nin projedeki rolü ve buna rağmen müzakerelerde Türkiye’nin enerji başlığını açmasının önüne koyulan engellerle yaşanılan “çifte standart”tı. Bağış konuşmasında, AB içindeki bazı görüşlerden söz ederek, Türkiye için tam üyelik yerine “imtiyazlı ortaklık” vurgusu yapılmasının da bir hakaret olduğunu dile getirdi.

Seminer boyunca yerli ve yabancı birçok akademisyen ve katılımcı Türkiye’nin AB’ye katılımını çeşitli boyutlarıyla tartıştılar. Hukuki boyut konusunda Erlangen-Nürnberg Üniveristesi’nden Prof. Dr. Mathias Rohe, Romanya, Bulgaristan ve Güney Kıbrıs Rum yönetimi gibi, AB’ye katılan bazı ülkelerin, çeşitli siyasi kararlar doğrultusunda Türkiye’ye göre çok daha kolay üye olduklarını vurguladı.

Aynı konuşmada İKV Yönetim Kurulu Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof Dr. Haluk Kabaalioğlu, hukuki açıdan AB’nin 1964 yılında imzalanan Ortaklık Anlaşması’nın, Katma Protokol’ün ve 1/95 sayılı Gümrük Birliği Kararı’nın hükümlerini yerine getirmediğini dile getirdi. Kabaalioğlu aynı zamanda Türkiye’nin daha aday ülke olmadan Gümrük Birliği ile AB’ye bağlanıp rekabetin üstesinden başarıyla gelen tek ülke olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin AB’ye katılımının ekonomik boyutu hakkında konuşan Dr. Nicolaus Heinen Türkiye ekonomisini ve performansını ilerletebilmek için reformların sürekliliğine ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Aynı zamanda Türkiye’nin AB’ye katılımının şu an itibariyle çok büyük bir mali külfet olduğunu, bu nedenle şu anda üyelik sürecinin zor bir dönemde olduğunu belirtti. Yine AB’ye üyeliğin ekonomik boyutu konusunda konuşan Çankaya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nahit Töre, Türkiye’nin 1995’te imzaladığı Gümrük Birliği nedeniyle bugün karşılaştığı vize problemleri, işadamlarının ve malların serbest dolaşımı önündeki engeller, yük taşıyan Türk araçlarının kota sorunları ile AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmaları’nın Türkiye için yarattığı sorunlara yer verdi.

Seminerde Türkiye’nin AB üyelik sürecinin kavramsal boyutunun tartışıldığı oturumda Stiftung Wissenschaft und Politik’den Dr. Barbara Lippert, Türkiye’nin üyelik sürecinin AB içinde tartışmalara sebep olduğunu, bu nedenle “imtiyazlı ortaklık”, “katılmamayı/katılmayı tercih etme” (opt-out/opt-in) gibi çeşitli seçeneklerin ortaya çıktığından bahsetti. Aynı oturumda konuşan IKV Genel Sekreter Vekili ve Yıldız Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Çiğdem Nas ise “Avrupalılaşma” kavramı üzerine dikkatleri çekti. Avrupalılaşma kavramının sadece üye ülkeleri değil, özellikle idari ve hukuki açılardan, Kopenhag kriterlerine uyum çalışmalarıyla aday ülkeleri de çok etkilediğinin altını çizdi.

Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin demografik boyutu hakkında konuşma yapan Bamberg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Josef Schmid, 1990’dan itibaren Türkiye nüfusunun artmaya devam etse de artış hızının yavaşladığı, AB’nin yakın bir gelecekte Türkiye’nin genç nüfusuna duyacağı ihtiyacın yanında Türkiye’nin de aslında genç nüfusa ihtiyacı olduğu hususlarının altını çizdi.

Seminerde kültürel boyut üzerine konuşan gazeteci Dr.Günter Seufert AB’de kültürel kimlik tartışmalarını kullananların Türkiye’nin üyeliğine karşı olanlar olduğunu belirtti. Aynı konu üzerine konuşan Yeditepe Üniversitesi’nden Prof.Dr.Nedret Kuran Burçoğlu, Türkiye ile AB arasında kimlik açısından karşılıklı etkili faktörlerin bulunduğuna değinerek, bu karşılıklı önyargıların çeşitli kültürel, sanatsal, eğitim, ekonomik vb. işbirliği projeleriyle üstesinden gelinmesi, karşılıklı güven ve destek oluşturulması gerekliliğini vurguladı.

Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Akile Gürsoy ise Türkiye’nin AB üyeliğini disiplinler arası bir yaklaşımla ele alarak, Türkiye’nin Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne sosyal ve demografik yapısını verilerle ortaya koydu.

Seminerin son bölümünde AB’ye katılımın siyasi boyutu tartışılırken Stiftung Wissenschaft und Politik’den Dr. Heinz Kramer, bugün Türkiye’nin AB’ye katılımına Avrupa vatandaşlarının yaklaşık %46’sının karşı, %31’inin taraf iken aslında 1963’te imzalanan Ankara Anlaşması ile Türkiye’nin çoktan Avrupalı olduğunu kanıtladığını dile getirdi. Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nden Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu da Avrupa’da 1950’lerdeki siyasi konjonktür ile şu andakinin farklı olduğunu, Sarkozy ve Merkel’in, De Gaulle kadar AB’ye geniş açıdan bakamadıklarını belirtti. Türkiye’de AB desteği ve siyasi partilerle ilgili kamuoyu araştırmalarından bahseden Kalaycıoğlu, halkın AB desteğinin hangi partiye oy verdiklerine göre değiştiğini ifade etti.