İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
5-11 EKİM 2009

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Avrupa Birliği içyapısını yeniden şekillendiriyor. Yeni bir Parlamento ve Komisyon ile yoluna devam edecek olan AB, Polonya tarafından da imzalanan Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi ile bütünleşmesini ileri bir noktaya taşımış olacak. Kuşkusuz Lizbon Antlaşması yolun sonu değil. AB’nin daha geniş bir birlik olarak ileride karşılaşacağı sorunlara karşı yeni antlaşmalar ve siyasi oydaşmalar gerekecek. AB her zaman sorun çözme kapasitesini güçlü tutmak zorunda. Bunun yanında küresel yönetişimin getirdiği meselelere yani dünya piyasalarında artan rekabet, dünya ticaret görüşmelerinin tıkanması, mali kriz ve etkileri, sosyal harcamaların getirdiği baskıyı dengeleme ihtiyacı gibi sorunlara karşı, politikalarını güncellemesi ve adapte etmesi gerekiyor. Bu süreci anlayabilmek için AB’nin iç yapısını, politikaların nasıl oluşturulduğunu ve kurumlar arası ilişkileri iyi bilmek gerekiyor. AB’nin kurumsal yapısı oldukça karmaşık ancak AB üyesi olan devletlere ortak politika oluşturmak ve sorun çözmek açısından gelişmiş bir çerçeve sunuyor. Tek tek üye devletlerce çözümlenemeyecek meseleler ortak karar alma ve politika oluşturma süreci içinde bazen çetin mücadeleler sonucunda olsa da halledilebiliyor. Burada farklı ulusal önceliklerin dengelenmesi ve ortak bir anlayışın yaratılması büyük önem taşımakta. Örneğin rekabet politikasının uygulanmasında Avrupa Komisyonu önemli bir denetim ve yaptırım gücüne sahip. Bu gücü ona verenler ise adil ve tam rekabetin hüküm sürdüğü bir ortak pazarın kurulmasını isteyen üye devletler. Kuşkusuz her üye devlet içinde farklı görüşler ve farklı gruplar bulunuyor. Ancak AB sürecine dahil olan üye devletler yine de ortak bir pozisyon belirleyerek bu tutumu AB içinde savunmaya ve gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu noktada, AB sürecinin üye devletlerin kendi içlerindeki görüş ayrılıkları, güç mücadeleleri ve çıkar çatışmalarında da müdahil olduğunu belirtmek gerekir. Bizatihi AB’nin varlığı ve AB çerçevesinde gerçekleştirilen politika tercihleri ve öncelikleri iç siyasi yapıları da etkiliyor ve biçimlendiriyor. AB burada bazen bir arabulucu etkisi gösterse de çoğu zaman, kendi pozisyonunu AB ile örtüştürebilen gruplar, kurumlar ya da partiler iç siyasi mücadelede avantaj elde edebiliyor. 1990’lı yıllardan beri yaşanan gelişmelere bakıldığında, bazen bunun tersi de olabiliyor. Üye devletlerdeki bazı siyasi parti ve gruplar yükselen AB karşıtlığı rüzgarını arkalarına alarak politikalarını “Avrupa şüpheciliği” üzerine inşa edebiliyorlar.

Aday ülke olarak Türkiye’de de benzer gelişmeler yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. AB adaylık süreci Türkiye’de farklı partiler ve gruplar arasında yaşanan siyasi mücadeleyi önemli ölçüde etkiledi. Müzakerelerin açılması kararının alınması öncesinde Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini karşılama arayışı reform sürecini getiren ve reformları kucaklayan partinin önünü açan bir gelişme olmuştu. Ancak bu gelişmeler sonrasında müzakerelerin fiilen açılmasını takip eden dönemde ne yazık ki reform hamlesi benzer bir ivmeyle devam edemedi. Daha önce de hem İKV’nin hem de farklı kurum ve kuruluşların defalarca söz ettiği nedenlere burada tekrar değinmeye gerek yok. 2009 itibarıyla yeni ulusal programın açıklanması ve yeni bir başmüzakerecinin göreve başlaması, ayrıca AB Genel Sekreterliği’nin yeniden yapılandırılması umut verici gelişmeler oldu. Yine de henüz müzakerelerdeki duraklamayı ortadan kaldıracak bir hareketlenme gerçekleşmedi. Kıbrıs konusu Aralık ayındaki Zirve öncesinde de gündemdeki yerini koruyacak. Büyük olasılıkla zirveden Türkiye’ye yönelik var olandan daha ağır yani müzakerelerde 8 başlığın açılmama kararının ötesine geçen bir karar çıkmayacak. Statüko belki ek bazı tedbirlerle devam edecek. Buradaki sorun müzakerelerdeki kilitlenmenin ve duraklamanın ne kadar devam edebileceği ve bu durumdan nasıl çıkılabileceği yönünde. Bununla ilgili olarak bir yol haritası belirlemek gerekiyor. Burada gerek kamuya gerekse sivil toplum temsilcilerine önemli görevler düşüyor. Önümüzdeki dönemde konuyla ilgili çalışmalarımızı bülten aracılığı ile de siz değerli okurlarımıza duyuracağız.