İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
9-15 MART 2009

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI , YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ VE PARİS X NANTERRE ÜNİVERSİTESİ İŞBİRLİĞİ İLE DÜZENLENEN “TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ’NE KATILIMI – KORKULARIN ÖTESİNE GEÇMEK” BAŞLIKLI ULUSLARARASI KOLOKYUM PARİS’TE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Paris X Nanterre Üniversitesi işbirliği ile 12–13 Mart 2009 tarihlerinde Paris’te Türkiye-AB ilişkilerinin ele alındığı “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılımı – Korkuların Ötesine Geçmek - Doit-on desirer ou craindre l’adhésion de le Turquie à l’Union Européen?” başlıklı uluslararası bir kolokyum düzenlendi.

Kolokyumun düzenlenmesinde organizasyonun Türkiye kanadını İKV ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin üslenirken; toplantının Fransa kanadını Çok Disiplinli ve Çok Dilli Araştırmalar Merkezi (CRPM), Université Franco-Allemande, Hukuk ve Siyaset Bilimi Doktora Okulu ile Paris X Nanterre Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fransız-Alman Kürsüsü Mezunları Derneği (ACFA) gerçekleştirdi.

İKV Yönetim Kurulu Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halûk Kabaalioğlu, Paris X Nanterre Üniversitesi Öğretim Üyesi Jean-Marie Demaldent ve dünyaca ünlü tarihçi François Georgeon açılış konuşmaları ile başlayan uluslararası kolokyum kapsamında, Fransa’dan ve Türkiye’den toplam 22 akademisyen ve uzman tebliğ sundu. Kolokyumda Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri eski Bakanı Emre Gönensay, Fransa eski Başbakanı ve “Türkiye’ye Evet – Oui à la Turquie” başlıklı kitabın yazarı Michel Roccard ve Türkiye Cumhuriyeti adına Avrupa Topluluğu tam üyelik başvurusunu yapan dönemin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Bozer birer konuşma gerçekleştirdi.

Kolokyumda gerçekleştirilen bazı sunum ve tebliğlerden öne çıkan noktalar şu şekilde:

Deniz Vardar (Marmara Üniversitesi), geniş bir tarihsel çerçevede Türkiye-AB ilişkileri konusunda gerçekleştirdiği sunumda, Türkiye’nin 2005 yılından bu yana AB ile üyelik müzakerelerini yürüten bir aday ülke olduğunu, adaylık sürecinin başlamasının ardında Türkiye’de ve Avrupa’da siyasi çevrelerde önemli değişiklikler gerçekleştiğini ifade etti.
Bu kapsamda AKP’nin Türkiye’nin AB adaylığı sonrasında ortanın sağına kayarken; ana muhalefet partisi CHP başta olmak üzere sol partilerin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı bir tavır içine olduğunun altını çizdi.

Dorothée Schmid (IFRI) tarafından, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde Fransa’nın tutumuna ilişkin gerçekleştirdiği sunumda, Türkiye’nin muhtemel AB üyeliğinin, özellikle
Nicolas Sarkozy’nin Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesinden sonra Fransa’da çok daha fazla tartışılmaya başladığını belirtti. Türkiye’nin AB üyeliğine en fazla karşı çıkan ülkenin Fransa olarak algılandığını ifade eden Schmid, bu algının gerçeği yansıtmadığını, geçmişte Türkiye’ye önerilen alternatif çözümlerin (imtiyazlı ortaklık gibi) Fransa tarafından başlatılmadığını vurguladı. Mevcut durumda Fransa’nın Türkiye ile ilgili görüşlerini masaya taşıdığını belirten Schmid, Türkiye’nin ekonomik, stratejik ve özellikle enerji alanında elinde barındırdığı üstünlüklerinin Fransa kamuoyu tarafından sahiplenilmediğine dikkat çekti. Türk kamuoyunda ise Türkiye’nin AB üyeliğinin “tepki” ile karşılandığını belirten Schmid, hem Fransa, hem de Türk kamuoylarında Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin kapsamlı iletişim çalışmalarının yapılması; özellikle Fransa’da sivil toplum örgütlerine Türkiye’nin
AB üyeliğinin artılarının anlatılması gerektiğini belirtti. Türkiye-Fransa ilişkilerinde yaşanan gerilim yerine “birlikte çalışmanın” öne çıkması gerektiğini belirten Schmid, her iki toplumda ilişkilerin “veto” kelimesi ile özdeşleştirildiğini, bunun da her iki ülkedeki kamuoylarını birbirinden uzaklaştırdığını vurguladı.

Michel Rocard (Eski Fransa Başbakanı) AB’nin tarihsel kaynaklarına ilişkin gerçekleştirdiği sunumda, AB’nin temelinde gümrüklerin kaldırılması olduğunu; gümrükleri kaldıran Avrupa’nın kısa bir sürede Avro gibi, dünyada herhangi bir benzeri olmayan bir ekonomik birleşmeye imza atabildiğini ifade eden Fransa Eski Başbakanı Türkiye’nin AB içerisinde hakettiği yeri alması gerektiğine inandığını belirtti.

Kıbrıs konusunda mevcut durumda ciddi bir tıkanmanın olduğunu belirten Rocard, Birleşmiş Milletler çatısı altında Türkiye’nin gerekli adımları attığını ifade ederek, Türk tarafının referandumda “Evet” oyu vermek suretiyle Ada’da çözüm bulunması için önemli bir girişimde bulunduğunu belirtti. Kıbrıs’ta çözümün siyasi bir karar olacağını ifade eden Rocard, Kıbrıs sorununun çözülmesi ile Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinde önemli bir ilerleme sağlayacağına inandığını söyledi. Kıbrıs konusunda tarafların sürekli birbirini suçladığını, Avrupa Komisyonu başta olmak üzere AB kurumlarının Kıbrıs konusunda çözüm önerisi getirmekten çekindiklerini ifade eden Michel Rocard, çözüme ancak tüm tarafların katkıları ile ulaşılabileceğini belirtti.

Türkiye-Fransa ilişkilerine de değinen Rocard, Türkiye’nin AB üyeliğinin, Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bölgede istikrar ve barış için çok önemli olacağına inandığını söyledi. Rocard ayrıca, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde yaşadığı sorunların nedenlerinden bir tanesinin de Türkiye’nin kendi kendine yarattığı engeller olduğunu belirtti; Türkiye’nin geçmişten gelen “büyük devlet” geleneğini, AB üyesi olduğu zaman da devam ettirmek istemesi nedeniyle Türk kamuoyunun ülkenin AB üyeliğine olan bakışının olumsuz etkilendiğini ifade etti.

Atatürk döneminde gerçekleştirilen reformlar ile Türkiye’nin yüzünü Avrupa’ya döndüğünü ve kimliğini bu şekilde oluşturduğunu belirten Altınay Kışlalı Erginbilgiç (Yeditepe Üniversitesi), Türkiye’nin AB üyelik sürecinde yeni bir diyaloğa ihtiyaç olduğunu söyledi. Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği üzerine bir sunum gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri eski Bakanı Emre Gönensay, AB’nin son dönemdeki ve yakın gelecekteki gündemini “krizlerin” oluşturduğunu, ekonomik kriz, enerji krizi, Anayasa krizi gibi sorunların yanında Avrupa’nın son dönemlerde “Türkiye krizi” ile mücadele etmek zorunda olduğunu belirtti. Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini öngörmenin zor olduğunu belirten Gönensay, Türkiye’nin stratejik önemi, askeri gücü, ekonomik büyüklüğü, tarımsal kaynak zenginliği, transit enerji yolları üzerinde bulunması ve dinamik işgücünün, doğru kullanıldığı takdirde, gelecekte de önemli olmaya devam edeceğini belirtti.

Söz konusu kolokyum programı ve fotoğraflara İKV’nin aşağıdaki linkinden ulaşılabilir:

http://www.ikv.org.tr/haberler2.php?ID=1986