İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
12-18 EKİM 2009

AVRUPA KOMİSYONU’NUN 2009 TÜRKİYE İLERLEME RAPORU HAKKINDA İKTİSADİ KALKINMA VAKFI GÖRÜŞÜ

Avrupa Komisyonu Türkiye’nin üyelik yolundaki ilerlemesini değerlendirdiği on ikinci raporu yayınlamıştır. Görev süresi biten bir Komisyon tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin siyasi ve ekonomik kriterleri yerine getirme ile üyelik yükümlülüklerini üstlenme kapasitesinin ölçüldüğü rapor Türkiye’de ilerleme kaydedilen ve kaydedilmeyen alanları ortaya koymaktadır. Diğer aday ülkeler için de hazırlanan ve AP ile AB Konseyi’ne sunulan yıllık raporlar AB üyesi olmaya hazırlanan ülkelerin durumunu Komisyon’un bakış açısıyla değerlendirmektedir. Söz konusu raporda Avrupa Komisyonu aşağıdaki konuların önemle üzerinde durmaktadır. Öncelikle Devlet bakanı olarak tam zamanlı yeni bir Baş müzakerecinin atanması ve görevini yerine getirirken gösterdiği çabalar olumlu karşılanmıştır. Bunun yanında ABGS’nin yeniden yapılandırılması da olumlu bir gelişme olarak not edilmiştir. Ergenekon davasının Türkiye’de bir darbe teşebbüsü iddiası ile açılan ilk dava olduğu ve tüm sanıkların yasal haklarının güvence altına alınması konusundaki endişelere karsın demokratik kurumları ve hukukun üstünlüğüne güveni güçlendirmek için bir fırsat olduğu ileri sürülmektedir.

Genelde siyasi reformlar hususunda sınırlı ilerleme olduğu ve somut ilerlemelerin beklendiği ifade edilmekte, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, dernek kurma ve toplanma özgürlüğü, cinsiyet eşitliği gibi alanlardaki sorunlara oldukça ılımlı bir üslup ile işaret edilmektedir. TCK’nın 301. maddesinin düşünce özgürlüğünü sınırlayacak şekilde uygulanmaması, 200 aydın tarafından imzalanan Ermenilerden özür kampanyası olumlu olarak ifade edilmiş ancak düşünce özgürlüğünü garanti altına alacak yasal çerçeve konusunda sorunlar yaşandığı eleştirisi getirilmiştir. Bu bağlamda, Doğan Medya Holding’e yönelik olarak başlatılan vergi ile ilgili prosedür ve yüksek cezaların basın özgürlüğünü olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Bunun yanında basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü alanında diğer sorunlara da dikkat çekilmektedir. Medyada Kürt sorunu, azınlık hakları, ordunun rolü ve Atatürk’ün mirası gibi kamuoyunca hassas olarak algılanan konularda yoğun tartışmaların yaşandığı not edilmektedir. Kamu yönetimindeki reformlardan söz edilmekte ancak, bürokrasinin azaltılması, düzenleyici etki analizleri, şeffaflık, devlet memurluğu reformu, Ombudsmanlık kurumunun oluşturulması, yeni bir insan hakları kurumu kurulması gibi bazı alanlardan önemli sorunlar ve eksiklikler yaşanmaya devam ettiği belirtilmektedir. Güvenlik güçlerinin sivil denetimi alanında kaydedilen ilerlemelerin yanında askeri mahkemelerin yargı yetkisinin AB uygulamaları ile uyumlu hale getirilmesi gerektiği ifade edilmiş ve silahlı kuvvetlerin siyasi etki sahibi olması, TSK iç hizmet yasasının değiştirilmemesi, gizli EMASYA protokolünün yürürlükte kalması ve askeri bütçe ve harcamaların yasama organı tarafından denetimi konusunda ilerleme olmaması eleştirilmektedir. Komisyon Venedik Komisyonu’nun görüsüne atıfta bulunarak parti kapatmalar ile ilgili yasal hükümlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi ile uyumlu olmadığı tespitinde bulunmaktadır. Venedik Komisyonu’nun görüşleri bağlayıcı olmayıp, raporun bu alandaki tespiti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının doğru bir yorumu olarak kabul edilemez. Derneklerle ilgili yasal çerçevenin Avrupa standartları ile uyumlu olduğu, sivil toplum kuruluşlarının AB katılım süreci de dahil olmak üzere oynadıkları önemli rolün artan bir şekilde kabul edildiği ifade dilmektedir. Dini özgürlükler alanında Vakıflar Kanunu’nun düzgün bir şekilde islediği ve Alevilerin durumundaki gelişmeler not edilmekte ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen din kültür ve ahlak dersinin zorunlu olmaya devam etmesi eleştirilmektedir. Öte yandan Gayri Müslim toplulukların tüzel kişilikleri olmaması sebebiyle sorunlarla karşılaştığı, ibadet yerleri tahsis edilmesi konusunda sorunlar yaşandığı, Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapalı olmaya devam ettiği, “Ekümenik Patrik” sıfatı ile nitelendirilen Fener Rum Ortodoks Patriği’nin “Ekümenik” sıfatını kullanamadığı, Yargıtay’ın Patrikhane’deki dini seçimlere sadece Türk vatandaşlarının katılabilmesi yönünde aldığı kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uyumlu olmadığı ve azınlıktaki dini gruplara ve misyonerlere uygunsuz hareket ve saldırıların yaşandığı ifade edilmektedir. Türkiye’de var olan laiklik anlayışı ile Komisyonun yaklaşımındaki dini özgürlük kavramı arasında bir çelişki olduğunu gözlemlemek mümkündür. Ekonomik ve sosyal haklar ve cinsiyet eşitliği alanında kaydedilen gelişmelerden olumlu olarak söz edilmekte ama kadınların topluma her alanda katılımı ve aile içi şiddet, namus cinayetleri ve erken ve zorla yaptırılan evlilikler gibi önemli sorunların devam ettiği not edilmektedir. Çocuk hakları ile ilgili kaydedilen gelişmelere rağmen, uygulamadan kaynaklanan sorunlar, çocuk isçiliği, çocuk mahkemelerinin yetersizliği, Güneydoğudaki gösterilere katılan çocuklara orantısız hapis cezalarının verilmesi gibi uygulamalar eleştirilmektedir. İsçi ve sendikal haklar alanında, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma günü” olarak ilan edilmesi olumlu bir gelişme olarak kaydedilirken, Sendika Kanununun AB ve ILO standartlarına uyumlu olmadığı ifade edilmektedir. Aynı şekilde ayırımcılığın önlenmesi ile ilgili yasal çerçevenin AB müktesebatına uyumlu olmadığı eklenmektedir. Mülkiyet hakları alanında Vakıflar Kanununun düzgün bir şekilde islemeye devam ettiği ancak el konulan ve üçüncü kişilere satılan mülkler, yeni yasa kabul edilmeden önce birleştirilen vakıf malları konularının dikkate alınmadığı eleştirisi yöneltilmektedir. Süryanilerin mülkleri ile ilgili sorunlar yasadığı ifade edilmektedir. Azınlık hakları, kültürel haklar ve azınlıkların korunması alanında ilerlemeye rağmen azınlık haklarının sınırlı kaldığı belirtilmektedir. Dil, kültür ve temel haklara tam olarak saygı ve korumanın Avrupa standartlarında olmadığı tespiti yapılmaktadır. Kültürel haklar alanında TRT 6 gibi olumlu gelişmelerin yanında Türkçe dışındaki dillerin özel TV ve radyo yayınlarında, siyasi yasamda, eğitimde ve kamu kurumları ile temasta kullanılmasında kısıtlamalar olduğu eklenmektedir. Doğu ve Güneydoğudaki durum ile ilgili bölümde konuyla ilgili başlatılan kamusal tartışmanın olumlu olduğu ve somut adımlarla devam etmesi gerektiği, ancak anti-terör yasasının geniş yorumlanmasının temel hakları sınırlayıcı etkisi olduğu ifade edilmektedir. Yerinden edilen kişiler ile ilgili olarak ilerleme sağlandığı ancak genel bir ulusal stratejinin olmadığı not edilmektedir.

Komisyonun Kıbrıs konusundaki tavrında herhangi bir değişiklik gözlemlenmemektedir. Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki taraf arasındaki görüşmelere destek verdiği ancak “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile ikili ilişkilerini normalleştirme yönünde adım atmadığı not edilmektedir. Ayrıca Türkiye’nin bölgesel inisiyatifleri, Irak ve Kuzey Irak yönetimi ile yakınlaşma, Ermenistan ile başlatılan yeni süreç de raporda olumlu bir şekilde ele alınmıştır. Kıbrıs konusunda, AB özellikle KKTC’nin izolasyonlarının ortadan kaldırılmasına yönelik kendi üzerine düsen sorumluluklara değinmemeyi tercih etmektedir. Topraklarında BM barıs gücünün görev yaptığı bir ülkenin AB üyesi olmasının AB’nin temel ilkelerine aykırı düstüğü bir kez daha vurgulanmalıdır.

Siyasi kriterler alanında yetersiz ilerleme olan ve Türkiye’nin eleştirildiği diğer alanlar ise; anayasa reformu alanında siyasi partiler arasında oydaşma sağlanamaması, yerel yönetimlere yetki aktarımı konusunda ilerleme olmaması, yargı reformu ile ilgili stratejinin onaylanmasına rağmen yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliği hususundaki sorunlar, yolsuzlukla  mücadele stratejisinin tamamlanması, insan hakları alanında yasal önlem gerektiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının gecikmesi, işkence ve kötü muamele alanında yasal çerçeve uygun olmasına rağmen uygulamada yaşanan sorunlar, hapishane koşulları ve reform programında yaşanan zorluklar, bazı web sitelerinin yasaklanması, pratikte medya üzerinde siyasi baskıların devam etmesi, toplantı özgürlüğü alanında özellikle güvenlik güçleri tarafından orantısız güç kullanımı ile ilgili olarak ilgili prosedürlerin doğru uygulanması ve polisin çalımsa koşullarının iyileştirilmesi gereği, derneklerin karşılaştığı yasal zorluklar, yurt dışından mali yardım almadan önce yetkililere bildirimde bulunma zorunluluğu, cinsiyet eşitliği kurumunun oluşturulması, ulusal ve yerel düzeyde kadınların siyasi temsili ve işgücüne katılımının düşük düzeyde olması, kadının eğitime katılımının AB üye devletleri ve OECD ülkeleri arasında en düşük düzeyde olması, olarak tespit edilmiştir. Bu alanlarda Türkiye’nin üyeliğe hazırlık sürecinde AB kriterlerine ve standartlarına uyum için yeni yasal düzenlemeler ve uygulamaya yansıyacak iyileşmeler yapması gereklidir. Ekonomik kriterler alanında Türkiye’de isleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı teyit edilmiştir.

Genel olarak, geçen yıl da belirtildiği üzere “son yıllarda Türkiye ekonomisinin güçlü bir istikrar programı gerçekleştirdiği” ve sağlam ekonominin yapısal reformlarla da desteklendiği belirtilmektedir. Reel ekonominin finansal krizden ciddi şekilde etkilendiği ancak, geçmişte gerçekleştirilmiş olan düzenleyici ve denetleyici reformların olumlu etkisini gösterdiği ve ülke genelinde derin bir finansal krize girilmesinin önlendiği vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, daha sağlam ve güvenilir mali dayanak noktalarının eksikliği ve 2009’un basından bu yana krizle mücadele amacıyla harcamalardaki artışların belirsizliği artırdığı ve bunun ekonomik toparlanmayı olumsuz etkileyebileceğine işaret edilmektedir. Sonuç olarak, mevcut ekonomi politikasının son aylarda olumlu etkisinin görülmesine karsın geçen yıl da ifade edildiği gibi, “makroekonomik istikrarın şoklara karsı kırılganlığının sürmekte olduğu” belirtilmektedir. AB Müktesebatı ile uyum ile ilgili 33 baslıktaki tespitlere bakıldığında, malların serbest dolaşımı, isçilerin serbest dolaşımı, yerleşme serbestisi ve hizmetlerin serbest dolaşımı, tarım, gıda güvenliği, ulaştırma, sosyal politika ve istihdam, dış ilişkiler, mali kontrol alanlarında az ya da sınırlı gelişme, Sermayenin serbest dolaşımı, kamu alımları, mali hizmetler, bilgi toplumu ve medya, balıkçılık, enerji, ekonomi ve para politikası, trans-Avrupa ağları, yapısal politika ve yapısal araçların eşgüdümü, yargı ve temel haklar, eğitim ve kültür alanlarında biraz gelişme, istatistik ve bilim ve araştırma alanlarında iyi gelişme olduğu, vergilendirme ve girişimcilik ve sanayi politikası alanlarında gelişme olduğu, şirketler hukuku alanında gelişme olmadığı, adalet, özgürlük ve güvenlik alanında yeknesak olmayan ve sınırlı gelişme olduğu, fikri mülkiyet, rekabet politikası alanlarında uyumun ileri düzeyde olduğu, çevre alanında sınırlı gelişme olduğu ancak yatay mevzuat alanında iyi gelişme kaydedildiği, tüketici ve sağlığın korunmasında gelişme olsa da genel uyum düzeyinin yetersiz olduğu, dış ve güvenlik politikası alanında uyumun devam ettiği ve mali ve bütçesel hükümler baslığında Türkiye’nin temel ilke ve kurumsal düzenlemelere uyumunun ileri düzeyde olduğu ifade edilmektedir. Gümrük birliği alanında, Komisyon Türkiye’nin malların serbest dolaşımına uyguladığı kısıtlamalar ve Güney Kıbrıs menseli ulaşım araçlarına getirdiği sınırlamadan söz etmekte ve teknik engellerin kaldırılması, devlet yardımları, fikri mülkiyet haklarının korunması, korunma önlemlerinin uygulanması hususunda Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini ifade etmektedir. Devlet yardımları ile ilgili olarak gerekli yasanın çıkarılmaması ve bağımsız bir kurumun hala kurulmamış olması şüphesiz haklı bir eleştiridir. AB tarafından Türkiye’den giden mallara uygulanan anti-damping ve telafi edici vergilerin tümüyle kaldırılmasını sağlayabilecek bir adımın hükümetimiz tarafından hala atılmaması üzücüdür.

Genel olarak, önceki raporlar ile benzerlik gösteren, geçtiğimiz yıl içinde medyada da yer alan bazı gelişmeler ile ilgili çoğu haklı eleştiriler getiren, ilerleme sağlanmayan konu ve müzakere başlıklarının altının çizildiği rapor, Türkiye’nin AB sürecinde önemli bir yol kat ettiğini ancak yine de önümüzde oldukça yüklü bir yapılacaklar listesi olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’nin son yıllarda yasadığı değişim ve reform süreci sonunda AB ve genel olarak Avrupa standartlarını yakalamakta önemli bir mesafe kat edilmiştir. Kıbrıs, ekümeniklik sıfatı, azınlıklar gibi konuların ele alınışı ve yorumlanmasında Türkiye ve AB arasında farklılıklar ve görüş ayrılığı devam etmektedir. Ancak genel demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü standartlarında oydaşma belirli konularda anlaşmazlıkların ve uyumsuzlukların da iki tarafın da yararına olacak şekilde asılmasını sağlayacaktır.

Tam üyelik için öngörülen hedef tarih 2014 ise Komisyon’un da çalışmalarını yoğunlaştırması ve müzakerelerin etkin bir şekilde devamı için hala sonuçlandıramadığı dosyaları müzakereye hazır hale getirmesi şarttır. AB ülkeleri tarafından Türk vatandaşlarına uygulanan vize konusunda, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın kesin kararlarına rağmen fevkalade pasif bir tutum benimseyen Komisyonu Antlaşmaların bekçisi sıfatı ile bu alanda hukukun tam olarak uygulanmasını sağlamaya ve görevini layıkıyla yerine getirmeye davet ediyoruz.

Gümrük Birliğinden söz ederken, Türk sanayici ve is adamlarına uygulanan vizenin ortaya çıkardığı büyük sorunları göz ardı eden rapor Türk kamyonlarına getirilmek istenen kota ve benzeri kısıtlamalara yer vermemektedir. Serbest Ticaret anlaşmaları konusunda da Komisyon’un daha aktif olması şarttır. AB’nin üçüncü ülkelerle akdedeceği bu anlaşmaların Türkiye’nin yapacağı anlaşma ile aynı anda yürürlüğe gireceği hükme bağlanmalıdır. Daha önceki katılım müzakereleri sırasında aday ülkelere sağlanan mali destek dikkate alındığında tam üyeliğe hazırlık amacıyla ayrılan fonların son derece yetersiz olduğu açıktır. Ayrıca Gümrük Birliği nedeniyle Ortak Gümrük Tarifesi uygulandığından AB ülkeleri üzerinden Türkiye’ye giren üçüncü ülke menseli ürünlerde gümrük vergileri AB ülkelerince tahsil edilmekte, henüz tam üye olmadığımız için gümrük gelirleri paylaşımından Türkiye yararlanamamaktadır. Eskiden Rotterdam ve Anvers gibi limanlardan giren malların Türkiye’ye gelişi söz konusu iken simdi bu trafiğin artan oranlarda Köstence, Varna, Pire gibi limanlara yöneldiği ve sorunun boyutlarının arttığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Komisyon’un Türkiye’nin mali kaybını da dikkate alacak şekilde, mali konularda genel çerçeveyi göz önünde bulunduran önlemlere ağırlık vermesi şarttır. Son olarak, 1998 yılından beri yayınlanan bu raporların anlamının aday ülkenin tam üyeliğe doğru ilerlemesini değerlendirmek olduğu ve bazı üye devletlerin tam üyelik yerine farklı alternatifler geliştirme çabalarının bu amaca kesinlikle ters düştüğü ve zarar verdiği hatırlatılmalıdır. Makul bir üyelik tarihine doğru belirli bir hızda yürüyen bir müzakere süreci gerçekleştirilemezse bu ilerleme raporlarının da anlamlarını ve etkilerini zaman içinde kaybedeceği açıktır.