İktisadi Kalkınma Vakfı, Yeditepe ve Salzburg Üniversitesi Hukuk Fakülteleri ve İstanbul Barosu işbirliğiyle, Türkiye’de ve Avrupa Birliği’nde Tüketici Hukuku konulu bir panel düzenlendi.
İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Prof. Dr. Lerzan Özkale, yaptığı açılış konuşmasında, tüketicinin korunması kavramının Türkiye’de geçmişi çok eskiye dayanmayan bir kavram olduğunu ve Avrupa Birliği’ne üyelik hedefinin, Türkiye’de bu kavramın gelişmesinde çok büyük rolü bulunduğunu belirterek; Türk Hukukunda herhangi bir yasal ve idari düzenleme mevcut değilken, 1982 Anayasası ile tüketicinin korunması kavramının Anayasa’da düzenlendiğini ve bu anlamda, Türkiye’nin Anayasasında böyle bir konuyu düzenleyen ender ülkelerden biri olduğunu ifade etti. Gelinen noktada, mevzuat alanında önemli ilerlemeler sağlanmakla birlikte, yasalarla tüketicilere sağlanan hakların uygulamada da tam anlamıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Prof. Özkale, bu bağlamda, toplumda tüketici hakları bilincinin yerleşmesinin önemine vurgu yaptı.
Tüketici hukuku ve tüketici hakları kavramlarının Türkiye’de çok eskiye dayanmayan bir geçmişi olduğunu belirterek sözlerine başlayan İstanbul Barosu Genel Sekreteri Hüseyin Özbek ise, sürekli değişen ve gelişen bir olguyla karşı karşıya bulunduklarını ve bu bağlamda tüketici haklarının hukuk platformlarında savunulmasında, hukukçuların sorumluluğunun büyük olduğunu belirtti.
Türkiye’de tüketicinin korunması ile ilgili mevzuata da değinen Baro Genel Sekreteri, tüketicinin korunmasına dair 1995 yılında kabul edilen 4077 sayılı Kanun’un, bu alanda bir milat olduğunu; ancak sonradan ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak ve bu bağlamda AB’ye uyum sağlamak adına, 2003 ve 2007 yıllarında Kanun’da değişikliğe gidildiğini ve şu anda da günümüz sorunlarına çözüm üretmede karşılaşılan sorunlara cevap verebilmek için yine bir değişikliğin gündemde olduğunu belirtti.
Panelde Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi adına konuşan Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Adal da, konuşmasına, dünyada tüketicinin korunmasına yönelik çabaların tarihçesi hakkında kısa bir bilgi vererek başladı. Her yıl, içinde tüketici gününün de bulunduğu 15-21 Mart haftasının tüketiciler haftası olarak anıldığını hatırlatan Prof. Adal, bunun tarihi bir vakaya dayandığını; 15 Mart 1962’de ABD Başkanı John F. Kennedy’nin ilk defa tüketici hakları kavramını kullandığı konuşmasının ardından bu kavramın dünyaya yayılmaya başladığını belirtti. 1985 yılında ise, konunun, BM tarafından ele alınmasıyla uluslararası bir boyut kazandığını ve günümüzde temel gereksinimlerin giderilmesi, bilgilenme, temsil edilme-sesini duyurma-örgütlenme, eğitilme, seçme, cayma, tazmin edilme, ekonomik çıkarların korunması ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olmak üzere on evrensel tüketici hakkının bulunduğunu ifade etti.
Açılış konuşmalarının ardından, öğretim üyelerinin tebliğlerine geçilen panelde, ilk olarak Salzburg Üniversite Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Michael Rainer, Karşılaştırmalı Hukuk Açısından Avusturya, Fransa ve İtalyan Tüketici Hukukları konulu bir tebliğ sundu. Hem siyasi hem de ideolojik anlamda, Avrupa’da tüketicinin korunması kavramının, İskandinav ülkelerinden Avrupa’nın diğer toplumlarına geçtiğini belirterek sözlerine başlayan Prof. Rainer, Avusturya bakımından da, tüketicinin korunması hadisesinin, siyasi gelişmelerin de etkisiyle, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında yasal olarak düzenlendiğini belirtti. Bu Kanun’un yapısı hakkında kısa açıklamalarda bulunan konuşmacı, buradaki düzenlemelerin, tüketici hukukunun gelişmesi açısından diğer bazı ülkelere de örnek olduğunu belirtti.
Fransa’da, Avusturya’daki gibi bir tüketici yasasından ziyade, 1993 yılında, birden çok yasanın sistematik olmayan bir biçimde düzenlendiği bir tüketici kodunun hazırlandığını belirterek sözlerine devam eden Prof. Rainer; İtalya’nın ise, tüketicinin korunması anlamında halen daha gayret sarf eden bir ülke olduğunu, çünkü Avrupa hukuku bağlamında, ilgili AB kurallarına dayalı sistematik bir düzen içine girmek istemediğini belirtti. İtalyan Hukukunda aynı zamanda özel yasaların da yürürlüğe konmadığını belirten konuşmacı, tüketiciyle ilgili hükümlerin başlangıçta, Medeni Kanun’un ilgili yerlerine serpiştirildiğini; yakın zamanda ise, bir Tüketici Kanunu oluşturulduğunu ve böylece de, İtalya’nın, sistem açısından Avusturya ve Fransa sistemlerinin arasında bir yer aldığını ifade etti. Konuşmacı, sistematik açıdan tüketicinin korunmasıyla ilgili hükümlerin, özel bir yasa yerine bu şekilde Medeni Kanun’un ilgili hükümlerinin arasına serpiştirilmesinin de, tüketicinin korunması bakımından bir sorun teşkil etmediğini vurguladı.
Panelde ikinci olarak söz alan Salzburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Peter Mader ise, Tüketici Hukukunda Kredi ve Kredi Teminatları konulu bir tebliğ sundu. AB Hukukunda tüketici işlemlerinde kredi sözleşmelerinin yapılmasına dair şartları açıklayarak başladığı konuşmasında Prof. Mader, kredi borcunun tüketici tarafından vadesinden önce ödenmesinin şartları ve sonuçları üzerinde durarak, tüketici işlemlerinde oldukça yaygın uygulaması bulunan eşlerin birbirine kefil olmasının koşulları hakkında da dinleyicilere bilgi verdi.
Panelin sabah oturumunun son konuşmacısı ise, yine aynı fakülteden Yrd. Doç. Dr. Wolfgang Faber idi. Ortak Çerçeve Programı ve Tüketicinin Korunması Hakkında Avrupa Birliği’ndeki Gelişmelerin Temel Esasları konulu bir tebliğ sunan Dr. Mader, ilk olarak şu anda AB’de tüketicinin korunması alanında yürütülen bir proje olan Ortak Referans Çerçevesi (Common Frame of Reference)’nden bahsetti. Avrupa Komisyonu’nun ilgili birimlerinin şu anda bu proje üzerinde çalıştığını belirten konuşmacı, söz konusu projeye dair akademik dünyada hazırlanan bir kitabın Komisyon’a verildiğini ve Komisyon’un da proje neticesinde ortaya çıkan bulgulardan hareketle AB düzeyinde tüketicinin daha etkin bir biçimde korunması için birtakım düzenlemelere gideceğini belirtti.
Panelin öğleden sonraki oturumunda ise, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyeleri, tebliğlerini sundular. Bu oturumda ilk olarak söz alan Prof. Dr. Aydın Zevkliler, Hizmet Sözleşmeleri Açısından Tüketici İşlemleri Hakkında Düşünceler ve özellikle de İstisna Sözleşmeleri konulu tebliğinde, öncelikle tüketici ve tüketici işlemleri kavramlarına değinerek, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) anlamında, bir mal veya hizmetin sunulmasının tüketici işlemi olduğunu ve hangi tür mal ve hizmetlerin bu kapsamda değerlendirilebileceği konusunda da anılan Kanun’un 3. maddesindeki tanımlara bakmak gerektiğini belirtti. Bu anlamda, ister tipik (Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş) ister atipik (Borçlar Kanunu’nda düzenlenmemiş) olsun, herhangi bir sözleşme türünün TKHK’nın uygulama alanına girebileceğine değinen konuşmacı, kural olarak, işlemin konusu bir mal ise, bunu teslim alanın, hizmet ise de, bu hizmetten yararlananın tüketici olarak kabul edileceğini ifade etti. Prof. Zevkliler, özel olarak bazı sözleşme türleri açısından tüketici işlemi ve tüketici kavramlarını – Yargıtay’ın da içtihatları ışığında inceleyerek – konuşmasını noktaladı.
Bu oturumda ikinci olarak söz alan Yrd. Doç. Necla Akdağ Güney ise, Tüketici Kanununa Göre Genel İşlem Şartları konulu bir tebliğ sundu. Genel olarak tüketici sözleşmelerine konan şartların geçerli olabilmesi için gerekli koşullar hakkında bilgi veren Akdağ, bu anlamda haksız işlem şartlarına ilişkin olarak da açıklamalarda bulundu.
Panelde üçüncü olarak Yrd. Doç. Dr. Gül Doğan söz aldı. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre Satıcının Ayıplı Mal ve Hizmetten Sorumluluğu başlıklı tebliğinde konuşmacı, TKHK’nın “Tüketicinin Korunması ve Aydınlatılması” başlıklı bölümünde yer alan m. 4 ve 4/A hükümlerinde, ayıplı mal ve hizmet kavramları ile bundan dolayı tüketicinin sahip olduğu talep hakları, bunları kullanma süreleri ile bu hakların kimlere karşı yöneltilebileceği gibi hususların düzenlendiğini belirtti. Tüketici sözleşmeleri (Kanun’un deyimiyle tüketici işlemleri)’nin tüketici niteliği taşıyan tarafa, tüketicinin parayla ölçülebilir bir bedeli ödemesi karşılığında, bir mal veya hizmetin sunulmasını amaçlayan iki taraflı (tam iki tarafa borç yükleyen=sinellagmatik) bir sözleşme olduğunu belirten Doğan, mal ve hizmet kavramlarının ise Kanun’un tanımlar başlığını taşıyan 3. maddesinde açıklandığını ifade etti.
Tüketiciye mal ya da hizmet sunma amacı taşıyan bir sözleşmeye, öncelikle, sonraki tarihli özel bir yasa olan TKHK’nın uygulanacağını, TKHK’da düzenlenmeyen hususlar bakımından ise, Kanun’un 30. maddesine göre Borçlar Kanunu’nun (BK) genel ve özel hükümleri ile Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) ilgili hükümlerine gidileceğini belirten konuşmacı, tüketicinin etkin biçimde korunmasını amaçlayan TKHK hükümlerinin emredici nitelikte olduğunu ve dolayısıyla da, tüketici sözleşmelerinde, tarafların, satıcının ayıba karşı sorumluluğunu kaldıran ya da sınırlayan bir anlaşma yapamayacaklarını önemle vurguladı. Daha sonradan, satıcının ayıplı mal ve hizmetten sorumlu tutulabilmesi için gerekli maddi şartlar ile şekil şartları hakkında açıklamalarda bulunan Doğan, bu durumda tüketiciye tazmin talep etmenin yanı sıra tanınan onarım, sözleşmeden dönme, ayıplı malın ayıpsızıyla değiştirilmesi ve bedelden indirim isteme gibi seçimlik haklar hakkında bilgi verdi.
Panelin son konuşmacısı Yrd. Doç. Dr. Melek Bilgin Yüce ise, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu’na Etkileri başlıklı bir tebliğ sundu. BK’nın temel olarak eşitler arasındaki işlemleri düzenleme amacı taşıdığına ve bu anlamda da bu bakış açısının yansıması olan irade (sözleşme) serbestisi kavramının – kamu düzeni, ahlaka aykırılık gibi haller saklı kalmak üzere – borçlar hukukunun en temel ilkelerinden biri olduğuna değinen Yüce, TTK’nın da, farklı bir alanı (ticari hayatı) düzenlemekle birlikte yine aynı bakış açısına sahip olduğunu; ancak her iki Kanunda, kira ve hizmet sözleşmelerinde yer alan nisbi emredici hükümler gibi eşitler arası işlem felsefesinden ayrılarak âkit taraflardan birini koruyan hükümlerin de bulunduğunu ve TKHK’nın da bu ikinci bakış açısını yansıttığını belirtti. Daha sonradan TKHK’nın, BK ve TTK’ya yansımalarının neler olduğunu, öncelikle bu üç Kanunun uygulama alanlarını saptayarak anlatan konuşmacı, TKHK’daki bazı özel düzenlemelerin, BK ve TTK’da yer alan genel nitelikteki ilkelere etkisini değerlendirdi ve yine TKHK’daki bazı düzenlemelerin diğer iki Kanun’da yer alan bazı özel düzenlemelerle olan ilişkisini inceledi. Bu bağlamda TKHK’nın uygulama alanı üzerinde özellikle duran Yüce, ortada ivazlı bir sözleşmenin bulunması, satıcının bu sözleşmeyi ticari veya mesleki faaliyetleri çerçevesinde yapması ve sözleşmenin diğer tarafının da tüketici olması (diğer bir deyişle, mal veya hizmeti ticari veya mesleki amaçla edinmiş olmaması) şartlarının varlığı halinde, o sözleşmeye öncelikle TKHK’nın, burada hüküm bulunmayan hallerde ise başta BK ve TTK olmak üzere diğer Kanunların uygulanacağını belirtti.