İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
7-13 TEMMUZ 2008

TUNAECS, YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ VE İKV İŞBİRLİĞİYLE “AVRUPA BİRLİĞİ – TÜRKİYE İLİŞKİLERİ: GEÇMİŞTEN GELECEĞE” KONULU KONFERANS GERÇEKLEŞTİRİLDİ

TUNAECS (Avrupa Çalışmaları için Türk Üniversiteler Birliği), İktisadi Kalkınma Vakfı, ve Yeditepe Üniversitesi işbirliğinde, “Avrupa Birliği-Türkiye İlişkileri: Geçmişten Geleceğe” konulu bir konferans düzenlendi. Türkiye – AB ilişkilerindeki güncel sorunların ele alındığı konferansta, yerli ve yabancı akademisyen ve uzmanlar, tebliğler sundu.

 

İKV Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halûk Kabaalioğlu’nun açış konuşmasını yaptığı konferansın ilk konuşmacısı İspanya’nın Cantabria Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jose Villaverde Castro idi. Prof. Castro, doğrudan yabancı yatırım konusunda İspanya’nın deneyimini aktardı ve Türkiye’nin bu deneyimden alması gerekli dersleri sıraladı. İspanya örneğinden yola çıkarak, Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırımlarda bir cazibe merkezi olması için bazı önerilerde bulunan Prof. Castro, bu noktada, Türkiye’nin öncelikli olarak AB üyesi olmasının gerekliliği ile iyi geliştirilmiş bir finans sistemine sahip olması ve ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamasının önemini vurguladı.

 

Konferansta sabah oturumunun ikinci konuşmacısı olan Uludağ Üniversitesi’nden Dr. Barış Özdal, AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasına Lizbon Reform Antlaşması ile Getirilen Değişiklikler ve Türkiye’ye Etkileri başlıklı bir tebliğ sundu. Dr. Özdal, Lizbon Antlaşması ile birlikte Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın işletilmesine yönelik kurumsal yapının kolaylaştırıldığını ve daha etkin bir Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası’nın geliştirilmesi doğrultusunda Birliğin uluslararası düzeydeki rolünün güçlendirildiğini belirtti.

 

Bu oturumun son konuşmacısı olan İnönü Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. İrfan Kalaycı, AB’nin Yaşlı Lokomotifi Frans-Almanya (Franco-German), Genç Türkiye Vagonunu Çekebilir mi konulu sunumunda, makroekonomik öğeler doğrultusunda bir lokomotif-vagon denklemi oluşturarak, AB ekonomisinin lokomotif ve vagonlardan oluştuğunu ve Türkiye’nin AB üyeliğinin de, büyük ölçüde iki dev ekonomi olan ve Frans-Almanya (FA) olarak tanımlanabilen ikili yapının ekonomi-politik inisiyatifine dayanacağını ifade etti.

Türkiye-AB ilişkilerinin ekonomik etkilerinin ele alındığı birinci günün ikinci oturumunun ilk konuşmacısı olan Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Sedef Eylemer, Gümrük Birliği: Kendi Başına Bir Amaç mı Yoksa Katılıma Doğru Bir Adım mı başlıklı bir tebliğ sundu. Aynı üniversiteden Prof. Dr. Canan Balkır ve İlkay Taş adına sunulan tebliğde, Türkiye’nin AB üyesi olmamasına rağmen Gümrük Birliği’nde yer almasının birçok fırsatın yanında birtakım zorluklar da yarattığını hatırlatarak, Türkiye’nin AB’nin dış ekonomik ilişkilerine yönelik karar alma mekanizmasında yer almamasının, AB’nin üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmalarına ilişkin yaptığı müzakerelerde söz sahibi olmamasına ve bunun da dış ticaret açısından bazı sorunlara yol açtığını belirtti. Öte yandan, bu tarz bir ilişkinin uzun vadede ve AB ile bütünleşmeye devam edildiği sürece gerçekleştirilebileceğini de vurgulayan Eylemer, bu bağlamda Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’nin kendi içinde bir son olmaktan öte, bütünleşme sürecinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Bu oturumun ikinci konuşmacısı, Marmara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Sait Akman oldu. DTÖ’de AB ve Türkiye’nin Politikalarının Karşılaştırılması: Doha Görüşmelerinde Tarafların Pozisyonları başlıklı sunumunda Dr. Akman, Gümrük Birliği sayesinde, Türkiye ile AB’nin tutumunun bazı açılardan benzerlik gösterdiğini, ancak bu noktada, Türkiye’nin hem gelişmekte olan ülkeler statüsünden faydalanmak istemesinin ve hem de öncelikleri bakımından giderek gelişmiş ülkelere yaklaşmasının bir çelişki oluşturduğunu ifade etti. Bu bağlamda, Gümrük Birliği’nin kapsadığı ürünler bakımından iki tarafın pozisyonunun da daha fazla yakınlaşmasına gerek duyulduğunu belirtti. Konuşmacı, Doha Müzakerelerinde, Türkiye ve AB açısından önceliği, tarım ürünleri ile tarım ürünleri dışındaki ürünlerde pazar erişimi (NAMA=Non-Agricultural Market Access) ve hizmetlerin oluşturduğunu, ancak bu noktada, Türkiye’nin, gelişmekte olan ülke statüsünün farklı bir boyuta taşınıp G-33’e daha yakın bir konuma getirilmesinde ısrarcı olmasının yine bir çelişki meydana getirdiğini ifade etti.

İlk günün son konuşmacıları, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. İge Pırnar ve Ceren Miral oldu. Ortaklaşa gerçekleştirdikleri AB Turizm Politikası ve Türkiye’nin Durumu başlıklı sunumda Pırnar ve Miral,  Türkiye’nin aday ülke statüsünde olması dolayısıyla AB’nin turizm politikalarından etkilendiğini ifade ederek, bu bağlamda katılım süreci ve ekonomik etkenlerin, Türkiye’nin turizm politikası ile buna ilişkin mevzuatının AB ile uyumlaştırılmasını gerektirdiğini belirtti.

İkinci günün Dış Politika ve Türkiye-AB İlişkileri konulu ilk oturumunda söz alan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Terzi, Avrupalılaşmış Bir Türk Dış Politikasından Ne Beklemeli başlıklı sunumunda, AB katılım sürecinin bir sonucu olarak Avrupalılaşan Türk Dış Politikası’nın değişime uğramasının nedeninin sadece politika tercihlerindeki değişim olmadığını belirterek, bu değişimin aynı zamanda karar vericilerin algı, düşünce ve davranışlarına da bağlı olduğunu ifade etti. Öte yandan, Avrupalılaşan politika geliştirme sürecini de Türkiye açısından ele alan Yrd. Doç. Dr. Terzi, Milli Güvenlik Kurulu’nun rolünün bu kapsamda azaldığını, ulusal dış politika konularında halk arasındaki tartışmaların arttığını ve aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının dış politika meselelerinde daha aktif bir rol üstlendiğini ifade etti.

Bu oturumun ikinci konuşmacısı Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Taylan Özgür Kaya, Küresel Bir Dış Güvenlik Politikası Aktörü Olarak Avrupa Birliği başlıklı bir tebliğ sundu. Tebliğinde Türkiye ile AB’nin dış politika hedeflerinin güvenli, barışçıl, istikrarlı, kazançlı ve müşterek bölgesel ve uluslararası bir alan yaratılması olduğunu ifade eden Kaya ayrıca, bu hedeflere ulaşırken her iki tarafın da barışçıl güvenlik stratejileri benimsediğini ve çok taraflı mekanizmalar ile siyasi ve ekonomik bütünleşme ve işbirliğine büyük önem verdiğini belirtti. Konuşmacı, Türkiye’nin bu hedeflere ulaşırken benimsediği ve AB ile aynı doğrultuda olan bu yöntemlerin, AB’nin küresel rolüne birçok katkı sağlayacağını da ifade etti.

1914-1925 Yılları Arasında Türk-Ermeni İlişkileri: Dışarıdan Bir Bakış konulu sunumunda, Almanya Siegen Üniversitesi’nden C.J. Henrich, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına kadar olan sürede Türk-Ermeni ilişkilerindeki gelişmeler, I.Dünya Savaşı’nın başlaması, Van’daki Ermeni isyanı, İstanbul’da Ermeni ihtilâlcilerin tutuklanması ve stratejik açıdan önemli bölgelerdeki Ermeni azınlığın başka yerlere göç ettirilmeleri gibi konuları ele alarak, soruna farklı bir bakış açısı getirdi. Ermeni tarihçi ve politikacıların tarihi olayları büyük ölçüde tek taraflı anlattıklarını belirterek, meydana gelen toplu ölümlerde kaybedilen insan sayısının Müslüman kesimde çok daha fazla olduğunun gizlendiğine değinen konuşmacı; tüm bunların, 90 yılı aşkın bir süredir bu çatışmanın uluslararası bir boyut kazanmasına yol açtığına dikkat çekti.

Öğleden sonraki Kimlik Perspektifinden Türkiye ve AB konulu oturumun ilk konuşmacısı olan Bahçeşehir Üniversitesi’nden Dr. Selcen Öner AB Çerçevesinde Avrupa Kimliğinin Analizi: Türkiye’nin Üyeliği Meselesi başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Avrupa ve Avrupalı kimliğinin tarihsel süreç içerisinde devam edegelen bir yapım sürecinde yer aldığını belirterek, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde kimlik politikalarının öneminin artığını ve bu kapsamda, AB çerçevesinde Türkiye’nin üyeliğinin de, Avrupa kimliğinin oluşumunda önemli bir rol oynadığını ifade etti.

Bu oturumun ikinci konuşmacısı olan Belçika’daki Bruge Avrupa Koleji’nden Luis Bouza Garcia, Türk Kimliğinin Avrupalılaşması başlıklı bir tebliğ sundu. AB’yi açık bir proje ve Avrupa kimliğini de Avrupalılaşma sürecinin bir parçası olarak değerlendiren Garcia, Türkiye’nin katılım sürecinin de, Avrupa’daki bu sürecin bir parçası olduğunu belirtti.  Bununla birlikte, Türkiye’nin katılım arzusunu devam ettirdiği takdirde, derin bir değişim sürecinden geçeceğini ve bunun da Türkiye’nin kimliği üzerinde belirleyici bir etkisi olacağını ifade eden Garcia, bu değişim sürecinin önündeki en büyük engelin Türkiye’nin kültürel kimliğinin aksine Kemalist mirasının olacağını sözlerine ekledi. Garcia, buna bağlı olarak, Avrupalılaşma sürecinin, Türkiye’deki siyasi güçlerin ciddi bir düzenlemeden geçmesini gerektireceğini ve bunun da Türkiye için zor bir süreç teşkil edeceğini vurguladı.

Günün ve aynı zamanda konferansın AB ve Türkiye: Terörizmle Mücadele ve Adalet ve İçişleri Müktesebatı konulu son oturumunda söz alan Uludağ Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kamuran Reçber, 14.12.07 Tarihli Brüksel Zirvesi’nin Türkiye-AB İlişkilerine Etkisi başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Konuşmasında, AB Dış İlişkiler ve Genel İşler Konseyi’nin (GAERC) Türkiye’ye yönelik kabul ettiği kararları ele alarak, bu kararların aslında daha önceden kabul edilen kararlardan farklı olmadığını ve bu kararlarda, AB’nin, Türkiye’nin muhatap olduğu uluslararası sorunları Birleşmiş Milletler mevzuatına uygun olarak çözmesini istediğini belirtti. Öte yandan, bu sorunların çözülmesinde Türkiye’nin yanı sıra birçok AB üyesi ülkenin de çaba göstermesi gerektiğini ifade eden Reçber, Türkiye’nin bazı alanlarda eksiklikleri olmasına karşın, adaylık statüsü ve ortaklık mevzuatı gereğince yükümlülüklerini yerine getirmeye çalıştığını ancak, bu durumun bazı noktalarda AB tarafından yetersiz görüldüğünü belirtti.

Bu oturumun ikinci konuşmacısı Marmara Üniversitesi’nden Dr. Mustafa Tayyar Karayiğit Avrupa Hukuk Düzeninde Uluslararası Terörizmle İlgili BM Güvenlik Konseyi Kararlarının Uygulanması: Yusuf ve Kadı Kararlarının Etkileri başlıklı sunumunda, Avrupa Toplulukları İlk Derece Mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı’nın Yusuf ve Kadı Kararları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Güvenlik Konseyi Kararları’nın, hem ulusal hukuklar hem de Topluluk Hukuku düzeyinde büyük önem taşıdığını belirterek, terörizmin uluslararası bir problem olduğunu ve Türkiye’nin AB mahkemelerince bağlı olmamasına rağmen terörizm ile ilgili uluslararası düzeyde gerçekleşen gelişmelerden haberdar olmasının önemli olduğunu belirtti.

Konferansın son konuşmacısı Yeditepe Üniversitesi’nden Dr. Catherine Macmillan, Adalet ve İçişleri Müktesebatının Kabulü ve Türkiye başlıklı bir tebliğ sundu. Konuşmasına, Adalet ve İçişleri’nin, ulusal egemenliğe karşı olası etkileri sebebiyle en zorlayıcı politika alanlarından biri olduğunu ifade ederek başlayan Dr. Macmillan, Türkiye’nin bu alanlarda, sınır kontrolü, vize politikası, işçilerin serbest dolaşımı ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi konularda sorun yaşadığını ve bu durumun da, Türkiye’nin AB müktesebatına uyum sağlamasında zorluk oluşturacağını belirtti. Öte yandan, bu kapsamdaki politikaların bazılarında güven artırıcı işbirliğinin de oluştuğunu hatırlatan konuşmacı, Türkiye’nin bu gibi politika alanlarında kendisini geliştirmesi açısından daha çok çaba göstermesi gerektiğini ifade etti.