İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
3-9 KASIM 2008

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Geçtiğimiz hafta Türkiye-AB müzakere süreci açısından önemli bir belge olan ilerleme raporlarının açıklanması nedeniyle oldukça kritik bir hafta oldu. Avrupa Komisyonu aday ülkelerin üyelik kriterlerini yerine getirme durumunu değerlendirdiği söz konusu raporları 1998 yılından bu yana her yıl yayınlıyor. Raporlarda Türkiye gibi aday ülkelerin Kopenhag kriterleri olarak adlandırılan üyeliğe ehil ve hazır olma durumunun değerlendirildiği siyasi ve ekonomik kriterler ile müktesebata uyum durumu ayrıntılı bir biçimde analiz ediliyor. Aday ülkenin AB tarafından oluşturulan portresi – çekilen fotoğrafı demiyoruz – olarak da adlandırabileceğimiz rapor hakkında bültendeki habere ek olarak İKV tarafından yayınlanan ve çeşitli basın organlarında ayrıntılı bir biçimde yer alan basın duyurusunu alıntılayarak bu haftaki ‘haftaya bakış’ bölümümüzü sonlandırıyoruz:

2008 İlerleme Raporu Hakkında İkv Görüşü

AB’nin Türkiye’ye yönelik genişleme politikasında strateji ve vizyon eksikliği ve belirsizlik ve durağanlığı bizatihi bir politika olarak benimseme ve kabul ettirme gayreti gözlemlenmektedir. Gönül ister ki, aday ülkelerle müzakerelerin yönlendirilmesinde hayati rol oynayan Komisyon, bu gibi konuların çözüme ulaştırılmasında daha yapıcı ve etkin bir tavır sergilesin. Benzer şekilde, Türkiye’de de hükümet, AB sürecini canlandırmak konusunda elinden geleni yaparak,  müzakerelerin makul bir sürede üyelikle sonuçlanması konusunda AB’yi ikna edici bir strateji izlemelidir. 

5 Kasım 2008 tarihinde açıklanan Avrupa Komisyonu’nun Türkiye hakkındaki ilerleme raporu, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyum durumunu ortaya koymakta ve geçtiğimiz yıl boyunca gerçekleşen reform ve mevzuat uyumu sürecini ele almaktadır. Komisyon’un Türkiye hakkında yayınladığı 11. rapor olan söz konusu belge, genel olarak dengeli bir yaklaşım ile kaleme alınmıştır. Türkiye’nin bölgesel istikrar sağlamaya yönelik uzlaşmacı yaklaşımı ve Cumhurbaşkanının çabalarından takdirle söz edilmektedir. Komisyon’un “demokrasi ve insan haklarını güçlendirmek, ülkeyi modernleştirmek ve geliştirmek ve AB’ye yakınlaştırmak için reformlara yeni bir hız verilmesi gerektiği” saptamasına iştirak edilmek ile birlikte, AB’nin

Türkiye’nin hedefinin AB’ye yakınlaşmanın ötesinde AB’ye üye olarak entegre olmak olduğu anımsanmalıdır. Komisyon, Türkiye’nin ilerleme kaydetmediği ya da sınırlı ilerleme kaydettiği alanları da belirterek; Türkiye’yi, siyasi reform sürecinin yavaşlaması, sivil anayasada yol alınamaması, kamu yönetimi reformunda eksiklikler, ordunun siyasi etkisinin devam etmesi, yolsuzlukla mücadelede sınırlı ilerleme, Ombudsman kurumunun oluşturulamaması, işkence ve kötü muamele vakalarında artış, sendikal haklar, kadın hakları ve cinsiyet eşitliği, azınlık hakları ve kültürel haklar, işgücü piyasası ve insan kaynakları alanlarındaki sorunlar gibi konularda eleştirmektedir.

Diğer aday ülkeler ve özellikle müzakerelere Türkiye ile aynı zamanda başlayan Hırvatistan ile karşılaştırıldığında, Komisyon’un, bu ülkeye daha olumlu bir yaklaşım sergilediği aşikârdır. Genişleme Stratejisi’nde Komisyon, “gerekli koşulları karşılamaları şartı ile Batı Balkanların AB üyeliğine ilerlemesi hızlandırılabilir” ifadesini kullanırken; “Hırvatistan’ın da, gerekli hazırlık adımlarını attığı takdirde, 2009’un sonuna kadar katılım müzakerelerinin son aşamasına ulaşmasının beklendiğini” belirtmektedir. Ayrıca Hırvatistan için katılım müzakerelerinin son aşamasına ulaşması için yol haritası da yayınlanmıştır. Türkiye’ye ilişkin olarak ise, katılım müzakerelerinin “ülkenin ilgili koşulları yerine getirmesi ve reform hızını yansıttığını” ifade ederek, müzakereleri etkileyen diğer faktörlere değinilmemektedir. Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye’nin çözüm ve BM çabalarına verdiği desteği devam ettirmesinin hayati önemde olduğu belirtilirken ve Ortaklık Anlaşması’na Ek Protokol’ün ayırımcılık olmaksızın tümüyle uygulanmasının beklendiği vurgulanırken, sorunun bu hale gelmesinden kısmen sorumlu olan AB’nin üzerine düşenler konusunda ise, sessiz kalındığı görülmektedir.

Türkiye-AB ilişkilerinin mevcut durumu göz önünde bulundurulduğunda, ilerleme raporundan çok bir ‘ilerlememe’ raporu olarak da adlandırılabilecek olan belge, Türkiye’ye ilişkin gözlemlerde bulunmak ile yetinmektedir. Türkiye’de reform sürecinin hız kaybetmesi, Türkiye’nin Komisyon’un eleştirilerine hedef olmasına yol açmıştır. Öte yandan, AB’nin temel organlarından biri olan Komisyon, derin dondurucuya giren Türkiye-AB katılım sürecini canlandırmak için yapıcı önerilerde bulunmaktan da çekinmemelidir. Bu haliyle, Komisyon’un hazırladığı rapor, müzakerelerdeki gerçek sorunların önemli bir bölümünü içermemekte ve bu konularda tavır almaktan kaçınmaktadır. Türkiye’deki (özellikle Güneydoğudaki) terör sorununun yarattığı ortama değinmekle birlikte, değerlendirmelerinde yeterince dikkate almaması, gümrük birliğinin işleyişinden doğan örneğin AB’nin üçüncü ülkelerle akdettiği serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye’ye etkisini irdelememesi, kişilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engeller gibi sorunlara yönelik bir perspektif sunmaması bunun örnekleri olarak gösterilebilir. Öte yandan,  Fransa’nın engellemesi sebebiyle açılmayan ekonomik ve parasal birlik gibi başlıklar ile ilgili sorunlar da katılım müzakereleri sürecini olumsuz etkilemektedir. Tüm bu unsurlar dikkate alınmadan Türkiye’nin ilerlemesi de bütünüyle incelenmez. Aynı şekilde Türkiye’nin demokratikleşmesinde üzerinde durulması gereken parti içi demokrasi konusu raporda yer almamakta ve bu da Komisyon’un Türkiye’nin demokratikleşmesi konusuna yüzeysel ve yanlı bir şekilde yaklaştığı şüphesini uyandırmaktadır.

AB’nin Türkiye’ye yönelik genişleme politikasında strateji ve vizyon eksikliği ve belirsizlik ve durağanlığı bizatihi bir politika olarak benimseme ve kabul ettirme gayreti gözlemlenmektedir. Gönül ister ki, aday ülkelerle müzakerelerin yönlendirilmesinde hayati rol oynayan Komisyon, bu gibi konuların çözüme ulaştırılmasında daha yapıcı ve etkin bir tavır sergilesin. Benzer şekilde, Türkiye’de de hükümet, AB sürecini canlandırmak konusunda elinden geleni yaparak,  müzakerelerin makul bir sürede üyelikle sonuçlanması konusunda AB’yi ikna edici bir strateji izlemelidir.  Bu şekilde olumlu adımların her iki tarafça atılması ve AB üye devletleri tarafından desteklenmesi, gerek AB gerekse Türkiye’nin ortak meselelerini çözüme ulaştırma ve geleceğe birlikte yol alma kararlılığını ortaya koyacaktır. Bu doğrultuda, üyeliğin 2014–2015 yıllarında gerçekleşebilmesi için gerekli adımların atılması, Türkiye’de AB sürecinin etkin bir şekilde devam etmesi, toplumun tüm kesimlerinin geleceğe yönelik beklenti ve planlarının sağlam bir temele oturtulabilmesi ve AB’nin Türkiye’nin üyeliğine olan bağlılığını ortaya koyması açısından kuvvetle önerilmektedir.