İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
28 TEMMUZ - 3 AĞUSTOS 2008

ANAYASA MAHKEMESİ ADALET VE KALKINMA PARTİSİ ALEYHİNE AÇILAN KAPATMA DAVASI HAKKINDAKİ KARARINI AÇIKLADI

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhine açılan kapatma davasını, 30 Temmuz 2008 tarihinde karara bağladı. Mahkeme, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kapatılmamasına hükmetti. Mahkeme’nin 11 üyesinden 10’u, AKP’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini belirtirken, 1 üye aksi yönde görüş belirtti. Söz konusu 10 üyeden 6’sı, partiye uygulanacak yaptırım olarak, kapatma yönünde oy kullanırken; 4 üye, partinin bir yıl süreyle hazine yardımının yarısından mahrum bırakılması yönünde görüş belirtti. Böylece 2001 yılında yapılan Anayasa değişikliği sonucunda parti kapatma için aranan 7 oya ulaşılamadığı için AKP kapatılmadı. Parti kapatılmadığı için, davayla birlikte parti üyesi 71 kişi hakkında istenen siyaset yasağı talebi de reddedildi. Ancak hazine yardımının yarısından mahrum bırakılma yaptırımına bağlı olarak, AKP, gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından 2007 yılında devletten almış olduğu 45 milyon YTL’lik hazine yardımının yarısı olan 22.5 milyon YTL’yi hazineye iade edecek.

Bilindiği üzere, Anayasa’nın 68. maddesinin 4. fıkrası, “siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez” hükmünü içeriyor. Bu hükme aykırı eylemlerin odağı haline gelen siyasi partiler ise, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabiliyor. Ancak parti kapatmayı zorlaştırmak amacıyla 2001 yılında yapılan değişiklikler kapsamında, Mahkeme’nin kapatma kararı verebilmesi için salt çoğunluk olan 6 değil, 7 üyenin oyu gerekiyor. Ayrıca Mahkeme, işlenen fiillerin ağırlığına göre, kapatma yerine davalı partinin hazine yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına da karar verebiliyor.

Kapatma davasında süreç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın 14 Mart 2008’de Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhine, laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasıyla kapatma ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de aralarında bulunduğu 71 parti üyesi hakkında 5 yıl süreyle siyaset yasağı istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasıyla başladı. İddianame üzerinde ilk incelemesini yapan Mahkeme, 31 Mart’ta iddianameyi kabul etti. AKP’nin 30 Nisan’da ön savunmasını yapmasının ardından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı esas hakkındaki mütalaasını (30 Mayıs 2008), AKP de buna karşı savunmasını Mahkeme’ye sundu (16 Haziran 2008). 1 Temmuz’da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın sözlü açıklamasını, 3 Temmuz’da AKP’nin sözlü savunması izledi. Ardından dava dosyası, Anayasa Mahkemesi Raportörüne teslim edildi ve Raportörün esasa ilişkin raporunu 16 Temmuz’da teslim etmesinin ardından dosya, Mahkeme üyelerine dağıtılarak karar için görüşmelere başlamak üzere 28 Temmuz tarihi belirlendi. 28 Temmuz’da davayı esastan görüşmeye başlayan Mahkeme üyeleri, 30 Temmuz tarihinde davaya ilişkin kararını verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kararın açıklanmasından sonra yaptığı konuşmada, partisinin Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı olduğunu vurguladı ve bundan sonra da halkın tüm kesimlerini kucaklayarak çağdaşlaşma ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda kararlılıkla çalışacaklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, karara ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin, demokrasinin tüm kurumlarıyla işlemekte olduğu bir hukuk devleti olduğunu; önümüzdeki dönemde, uluslararası siyasi ve ekonomik gelişmeleri de dikkate alarak, başta AB tam üyelik süreci olmak üzere, ülkenin öncelikli gündem maddeleri üzerinde daha fazla odaklanmasını gerekli gördüğünü ifade etti. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Deniz Baykal ise, Mahkeme’nin krizi tespit ettiğini, fakat bu krizi çözmeden bıraktığını savundu.

AB Dönem Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, AB’nin, Mahkeme'nin 30 Temmuz tarihli kararını not ettiği; hukukun üstünlüğü ve temel haklara saygı çerçevesinde Türk siyasetinin bütün taraflarını sorunları diyalog ve mutabakat ile çözmeye davet ettiği ifade edildi. Açıklamada ayrıca, bütün demokratik kurumların çalışması konusunda hassas olan AB’nin Türkiye'deki durumu dikkatlice takip etmeye devam edeceği de vurgulandı. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Anayasa Mahkemesi’nin, iddianame doğrultusunda kapatma kararı vermiş olması halinde, Avrupa değerleriyle bağdaşmayan anti-demokratik bir karar almış olacağını öne sürdü.

 

İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından Anayasa Mahkemesi’nin kararına ilişkin olarak yayımlanan basın duyurusunda, söz konusu kararın Türkiye’de siyasi ve ekonomik gündemi etkileyen belirsizliğin ortadan kalkmasına katkıda bulunduğu belirtildi. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın ifadesi ile "ciddi bir uyarı" niteliğinde olan bu karardan sonra, gereksiz tartışmalarla gündemin bloke edilmemesi ve ciddi olarak ülke sorunlarının çözümüne ağırlık verilmesi gerektiği vurgulandı. Öte yandan, hükümete, bu olumlu ortamı iyi değerlendirerek her alanda reform sürecine hız verme ve bu kapsamda özellikle Avrupa Birliği yolundaki gelişmelere öncelik tanıma çağrısı yapıldı.

İKV tarafından yayımlanan basın duyurusunun tam metnine http://www.ikv.org.tr/images/upload/file/IKVBasinAciklamasi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.