İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
26 OCAK-1 ŞUBAT 2014

AVRO GRUBU VE AB EKONOMİ VE MALİYE BAKANLARI TOPLANTILARI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

27 Ocak 2014 tarihinde gerçekleştirilen Avro Grubu toplantısının gündem maddelerinden biri Yunanistan’dı. Ekonomik reformların ve geçen yıl Eylül ayında uygulanan kurtarma paketinin gözden geçirmesi için Yunanistan’da bulunan Troyka yetkilileri paketin gelecek diliminin onaylanmasında halen bir sonuca ulaşamadılar. Konuya ilişkin Şubat ayından önce bir anlaşmaya varılması beklenmiyor. Avro Grubu Başkanı ve Hollanda Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem, gözden geçirmenin oldukça uzun sürdüğünü ve bunun sonuçlandırılmasının Yunanistan ve Troyka’nın ortak çıkarına olacağını belirtti. Yunan Hükümetinin nakit akışı krizi yaşaması beklenmiyor, bu nedenle harcamalarda daha fazla kesinti yapılması öngörülmüyor.

Yunan hükümeti, ülkenin 2014’te 6 yıllık durgunluktan çıkmakta olduğunu ve yüzde 1,6 faiz dışı fazla kaydedildiğini, bu durumda kurtarma paketi kapsamında borç yükünün azalabileceğini belirtti. Yunanistan Maliye Bakanı Yannis Stournaras, gelecek ay bir anlaşmaya varılmasını umut ettiğini, böylece Mart ayında yeni kredi diliminin çözülebileceğini; bu sayede başka bir kurtarma paketine gerek olmadan bütçe açığının 2015’te yapısal reformlarla kapatılabileceğini belirtti.

Maliye Bakanları toplantısında ayrıca Portekiz’in kurtarma paketi ve ABD’nin tahvil alımının etkileri görüşüldü. Dijsselbloem, ABD’nin tahvil alım programını aşamalı olarak azaltmasının küresel finansal piyasalarda hızlı bir düşüşe yol açabileceği, bundan gelişen piyasaların daha fazla etkilenebileceğini ifade etti. Ancak bunun diğer piyasalara sıçrama etkisinin olası görünmediğini, Avro Alanı’nın durumunun bu piyasalardan farklı olduğunu da sözlerine ekledi.

Avro Alanı’nda gelecek aylara ilişkin düşük enflasyon tahmini ve gelişen piyasaların ortaya koyduğu riskler yapısal reformlarla bağlantılı görülüyor. Avro Alanı’nın kırılgan ekonomilerde yürütülen ciddi kemer sıkma önlemlerini, fiyatları aşağı çekmesi ve borç yükünü artırması toparlanma çabalarını tehlikeye sokuyor. Dış piyasalarda ise özelikle Arjantin ve Türkiye’yi etkileyen döviz kurlarındaki dalgalanmaların önüne geçilmesi için bu ülkelerin yapısal reformlar gerçekleştirilmesinin önem taşıdığı belirtiliyor. Dijsselbloem, iç piyasada devalüasyonla maliyetlerin aşağı çekilmesinin doğal sonucunun deflasyon olduğunu, ancak fiyatların uzun bir süre düşük kalmasının ise Yunanistan, İrlanda, İspanya gibi kırılgan ekonomilerin borçlarının sürdürülebilirliğinde önemli risk oluşturduğunu ifade etti.

Avro Grubu, 2014’te Avro Alanı ekonomik beklentilerinin cesaret verici olduğunu, geliştirilen sosyal ve ekonomik stratejilerin iyi işlemesi sonucunda sağlanan bu düzelmenin korunması gerektiğini belirtti. Bunun yanı sıra, Avro Alanı ülkelerinin rekabet gücünün artırılmasına yönelik, İspanya ve Fransa’da yeni işgücü reformlarının gerçekleştirilmesi örneklerinde olduğu gibi, yapısal reformların gerçekleştirilmesi çağrısında bulunuldu. Avrupa Komisyonu’nun Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu üyesi Olli Rehn de deflasyon riskinin uzak olduğunu, ancak düşük enflasyonun uzun sürmesi halinde risk oluşturacağına, bu durumda Avrupa Merkez Bankası’nın müdahale etmeye hazır olduğunu kaydetti. Rehn, ayrıca üye ülkelerde enflasyon oranlarının belirli bir düzeyde faklılık göstermesinin Avro Alanı’nın fiyat istikrarıyla uyumlu olduğunu belirterek, başta Almanya olmak üzere, Avro Alanı’nın güçlü ülkelerine fiyat artışlarına bakmaksızın yatırımlar ve iç talebi artırmaları çağrısında bulundu. İşsizlik oranına da dikkat çeken Olli Rehn, oldukça yüksek seviyeye yükselmiş olan işsizlik oranının bazı ülkelerde düşmeye başladığını; diğer yandan, gelişen piyasalarda ortaya çıkan türbülansın risk oluşturmaya devam ettiğinin bir göstergesi olduğunu, bu yüzden dikkatli olunması ve rehavete kapılmadan hareket edilmesi uyarısında bulundu.

Öte yandan, 28 Ocak 2014 tarihinde gerçekleştirilen AB Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi’nde Hırvatistan’a aşırı açık prosedürü başlatılmasına karar verildi. Ülkenin bütçe açığı GSYİH’nın yüzde 3’ü referans değerinin oldukça üzerinde bulunuyor ve 2013’te GSYİH’ın yüzde 6’sının da üzerine yükseldiği tahmin edilirken, 2014 ve 2015 yıllarında bütçe açığındaki artışın süreceği tahmin ediliyor. 2013 yılında Hırvatistan’ın kamu borcunun GSYİH’ya oranının da yüzde 59,7’ye ulaştığı tahmin ediliyor. Söz konusu oran, referans değer olan yüzde 60’ın üzerinde bulunuyor. Maliye Bakanları Hırvatistan’a 2016’ya kadar bütçe açığını düzeltmesi ve bu kapsamda, 2014’e GSYİH’nın yüzde 4,6’sına, 2015’te yüzde 3,5’ine ve 2016’da yüzde 2,7’sine indirmesi çağrısında bulundular.

AB Ekonomi ve Maliye Bakanları toplantısında Bakanlar Tek Denetim Mekanizması üzerinde Avrupa Parlamentosu’yla (AP)uzlaşma niyetlerini ortaya koydular. Üye ülkeler zor durunda olan bankaların yeniden yapılandırılması için ortak bir çözümleme fonunun kurulmasını, ancak bunun yeni bir yerine tüzük yayımlamak yerine hükümetler arası bir anlaşma ile oluşturulması üzerinde çalışıyorlar.

Ayrıca, bankalar tarafından sermayelendirilen ulusal çözümleme fonlarının ortak havuza aktarılması için bir geçiş dönemi öngörülüyor. Oluşturulacak söz konusu fonun 55 milyar avro tutarında olması ve 10 yıllık bir geçiş dönemini kapsamanı öngörülüyor. Bununla birlikte, geçiş döneminin 5 yıla indirilmesi olasılığı gündemde bulunuyor; ancak bu durumda da bankaların hisseleri ödemesi için sürenin yetersiz kalması ihtimali söz konusu bulunuyor.

Geçiş döneminin 10 yıldan beş yıla indirilmesi ve ulusal fonların aşamalı olarak ortak çözümleme fonuna aktarılması fikri Avrupa Merkez Bankası tarafından gündeme getirilmişti. AP fonun ilk üç yıl müdahale kapasitesinin olup olmayacağından endişe ediyor ve üye devletlerin bankaların çözümlenmesine müdahale etmesine karşı çıkıyor.

Avro Alanı Ekonomi ve Maliye Bakanları tüketicinin korunması amacıyla mortgage kredilerine ilişkin tek pazar oluşturulmasını öngören direktif tasarısını kabul ettiler. Üye Devletlerin söz konusu direktifi, yürürlüğe girmesinden itibaren iki yıl içinde iç mevzuatlarına aktarmaları gerekiyor. 2008 yılında ortaya çıkan mali krizden önce çeşitli borçların altına giren tüketiciler borcun geri ödenmesinde birçok risk ve güçlüklerle karşılaşmışlar, evlerini ve varlıklarını kaybetmişlerdi. Yeni kurallar içeren Direktif,  borçlanan tüketicilerin daha iyi bilgilendirilmesini ve mortgage anlaşmasının imzalanmasından önce 7 günlük bir cayma süresi öngörüyor. Ayrıca, borçlunun ödeme güçlüğü hali ve tasfiyesinde de kolaylık sağlanmasına ilişkin hükümleri de içeriyor.