İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
24-30 KASIM 2008

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Geçtiğimiz hafta içinde Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli gelişmeler yaşandı. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu’nun 60. toplantısının yanında, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Raportörü Ria Oomen-Ruitjen tarafından Türkiye’nin 2008 yılı ilerleme raporu hakkındaki karar tasarısı açıklandı. Değişiklik önergeleri sonrasında son halini alması beklenen raporda, Türkiye’nin üyelik yönünde kaydettiği ilerleme değerlendiriliyor. Raporda bundan önceki Komisyon ve Parlamento raporlarında da üzerinde durulan, reform sürecinin yavaşlaması, gümrük birliğinden kaynaklanan yükümlülükler, azınlıklar, terör sorunu, Ombudsman kanunu, iyi komşuluk ilişkileri gibi konulara vurgu yapılıyor. Raporda “Türkiye’de üçüncü ardışık yılda reform sürecinin sürekli yavaşlamasından endişe duymakta ve Türk hükümetini 2005 yılında taahhütte bulunduğu reform sürecini devam ettirmeye yönelik siyasi iradesini ispat etmeye çağırmaktadır” ifadesi kullanılıyor. Raporun genelde dengeli bir yaklaşım içinde olduğu söylenebilir.  KPK toplantısında da olduğu gibi PKK terörü kınanırken DTP “Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve terör faaliyetleri ile arasına net bir mesafe koymaya davet” ediliyor. Öte yandan dini azınlıkların durumu ve sorunları gibi konular raporda yine yerini alırken AB tarafından çok önemli addedilen bu meselelerin Türkiye gündeminde önemli bir yer bulamadığı ortaya çıkıyor. Türkiye’de bu meseleler AB aracılığıyla gündeme aşınıyor. Genelde Türkiye kamuoyu bu konudaki sorunların pek farkında değil ya da önemsemiyor. Türkiye’de birçok başka alandaki sorunlar hepimizin gündemini fazlasıyla doldururken Türkiye ve AB kamuoyu arasında bir açı ve ölçek farklılığı olduğu ortada.

Bu gelişmelerin yanında 24-26 Kasım tarihlerinde İKV’nin davetlisi olarak Türkiye’de çeşitli çevreler ile temasta bulunan Avrupa parlamenterleri bize AB’nin farklı boyutları hakkında fikir verdiler. Çek Cumhuriyetinde başbakana yakınlığı ile bilinen Jan Zahradil ve Avrupa-şüpheci Uluslar Avrupası için Birlik grubu üyesi Ewa Tomaszewska Merkezi Doğu Avrupa perspektifini ifade ettiler. Türkiye’nin üyeliği konusunda AB’nin tutumunun büyük ölçüde Fransa ve Almanya’nın endişelerinden kaynaklandığını belirten parlamenterler Türkiye’nin üyeliğinin karşısında olmadıkları mesajını da verdiler. Genele AB’nin etkileri ve gidişatı konunda fazla iyimser ya da idealist olmayan her iki parlamenter de İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında komünist deneyimin verdiği tecrübe ile Avrupa bütünleşmesine oldukça mesafeli yaklaşıyorlar ve onay sürecinde olan Lizbon Antlaşması’ndan çok şey beklemiyorlar. Solidarnis sendikası üyesi olan Ewa Tomaszewska, AB politikalarından kaynaklandığını ileri sürdüğü işletmelerin iflası, işsizlik gibi sorunlara da dikkat çekerek sosyal duyarlığının da altını çizdi. 2004 ve 2007 genişlemeleri AB içindeki çeşitliliği ve farklılığı da artırdı. Bakanın açısına göre AB’nin görünümü de değişebiliyor. Ancak bütün eleştirilere rağmen bu iki parlamenter Avrupa halklarını temsil eden AP’in üyesi ve AB’deki çoğulculuğu yansıtıyorlar. Yazıyı Ewa Tomaszewska’nın bir sözü ile bitirelim. Tomaszewska’ya göre eğer Doğu Avrupa’da komünizm çökmese idi, Türkiye çok önceden AB üyesi olurdu. Sayın Parlamenterin bu sözleri karşısında acı acı gülümserken, şunu düşünmeden edemiyoruz: Türkiye-AB ilişkileri zaten hep böyle “olsaydı”, “keşke” gibi geriye yönelik pişmanlıklar ve yakınmalar ile geçti. Oysa şimdi ortak bir geleceği yaratmak için neler yapmalıyız,  ona bakmak gerek.