İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
01 - 07 EYLÜL 2008

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI’NIN 5 EYLÜL TARİHLİ HÜRRİYET GAZETESİ’NDE ÇIKAN BİR HABER VESİLESİYLE VİZE KOLAYLAŞTIRMA VE GERİ KABUL ANLAŞMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞÜ

5 Eylül tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan bir habere göre, Avrupa Parlamentosu Üyesi Vural Öger’in Avrupa Komisyonu’na yönelttiği “AB ülkelerince Türk vatandaşlarına uygulanan vize prosedürlerinin kolaylaştırılmasına ilişkin bir anlaşmanın Türkiye ile neden imzalanmadığı” hakkındaki soru önergesi üzerine, Komisyon’un Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn tarafından, Komisyon’un uzun zamandan beri Türkiye ile vize kolaylaştırma anlaşması yapmak için çaba sarf ettiği, ne var ki Türk Hükümeti’nden bu yönde müzakerelerin başlatılmasına ilişkin herhangi bir niyetin kendilerine ulaşmadığı belirtilmiştir.

Burada öncelikle vurgulanması gereken husus, AB’nin üye olmayan ülkelere yönelik yürüttüğü vize politikasının, sadece vize kolaylaştırma anlaşmalarıyla sınırlı olmayıp, bunlarla birlikte geri kabul anlaşmalarının da yapılması suretiyle vize prosedürlerinde bir kolaylık öngörülmesi olduğudur. (Nitekim haberde yer aldığı üzere, Olli Rehn de, bu anlaşmaların sınırdışı edilen kişilerin geri dönüşlerine ilişkin düzenlemeleri de içereceğini belirtmiştir.)

Bu noktada ise, AB’nin bu politikasının çeşitli defalar Türk Hükümeti’ne iletildiği ve Hükümetin de buna kısmen olumsuz veya şartlı yaklaştığı, Türkiye – AB ilişkilerini yakından takip eden kesimler tarafından bilinmekte olup (örneğin 2007 yılı İlerleme Raporunun 5. sayfası ile Adalet – Özgürlük ve Güvenlik Başlığı ve GBOK Toplantısı tutanakları), söz konusu soru önergesi üzerine ortaya çıkmış bir husus değildir.

Bu çerçevede gazetede yer alan haberle ilgili olarak, Türkiye-AB ortaklık ilişkisi bağlamında belirtmek isteriz ki, belirli Türk vatandaşlarına AB ülkelerine girişte vize uygulanması, esasen 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol uyarınca hukuka aykırıdır. Şöyle ki, söz konusu Protokol’ün 41/1. maddesi uyarınca, hizmet sunmak, almak veya iş kurmak amacıyla bir AB ülkesine giden Türk vatandaşlarına, söz konusu Protokol’ün o üye devlette yürürlüğe girdiği tarihten itibaren vize, ikamet vs. koşullar bakımından yeni kısıtlamalar getirilemez. Bir başka deyişle, bir AB üyesi devlet, Birliğe üye olduğu tarihte, yukarıda belirtilen Türk vatandaşlarına vize uygulamıyor idiyse bugün de uygulamayacak; uyguluyor idiyse de, vize almaya ilişkin bu maddi ve usuli şartları ağırlaştıramayacaktır. Nitekim Almanya ve İngiltere, daha önceden buna aykırı uygulamaları nedeniyle Avrupa Topluluğu Adalet Divanı (ATAD) tarafından mahkûm edilmiş; ancak bu kararları, söz konusu davalardaki davacılarla aynı durumda olan diğer Türk vatandaşlarına da teşmil etmekten ısrarla kaçınmıştır. Görüldüğü gibi, başta işadamları ve akademisyenler olmak üzere belli Türk vatandaşlarının zaten, AB ülkelerine vizesiz giriş imkânı bulunmaktadır.

Diğer yandan, yukarıda da belirtildiği gibi, konuya ilişkin AB politikası, vize kolaylaştırma anlaşmalarıyla birlikte geri kabul anlaşmalarının da imzalanması şeklindedir. Bunun ise, altyapı, kurum ve eleman ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’ye mali ve sosyal açıdan önemli bir yük getireceği de açıktır.

Son olarak Vakfımızın konuya ilişkin yaklaşımı ise, öncelikle herhangi bir kayıt konmadan imzalanacak vize kolaylaştırma anlaşmasının, Türk vatandaşlarının yukarıda da belirttiğimiz Ortaklık Hukukundan kaynaklanan ve ATAD tarafından müteaddit defalar teyit edilmiş haklarına halel getirme tehlikesinin var olduğudur. Bu sebeple, Türk vatandaşlarının Ortaklık Anlaşması ve Katma Protokol’den kaynaklanan ve ATAD ve çeşitli Üye Devlet Mahkemelerince de tanınmış olan haklarının teslim edilmesi yönünde gerekli girişimler yapılmalıdır. Özellikle iş adamı, öğrenci, akademisyen, sanatçı gibi belirli kategorilere giren Türk vatandaşlarının vizesiz serbest dolaşımı konusunda sivil toplumun da desteği ve katılımıyla girişimde bulunulmalıdır. Unutulmamalıdır ki toplumsal entegrasyonun başlıca yöntemi, kişilerin serbest dolaşımı yoluyla insanların temasının ve kültürlerin birbirini tanımasının sağlanmasıdır. Türkiye’nin kazanılmış hakları, var olan koşullar ve AB üyesi devletlerde geçerli olan göç ve dolaşım politikaları çerçevesinde ele alınmalı ve optimum çözümlerin bulunması hedeflenmelidir.

O halde belirli Türk vatandaşlarının hâlihazırda sahip olduğu başta vizesiz giriş olmak üzere yukarıda belirttiğimiz haklarının, AB üyesi devletlerce uygulamada da tanınması, diğer bir deyişle bu konudaki Mahkeme kararlarının tam anlamıyla uygulanması şartıyla, bu düzenlemelerin dışında kalan Türk vatandaşları için vize kolaylaştırma ve bunların karşılığında da geri kabul anlaşmalarının imzalanması düşünülebilir. Ancak bu halde de yine söz konusu anlaşmaların ülkemize getireceği mali yükün, sadece Türkiye üzerine bırakılmaması ve hakkaniyete uygun surette taraflar arasında paylaştırılmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca eğer geri kabul anlaşmalarının imzalanması ve uygulanması konusu karara bağlanırsa, bunun Türkiye’nin tam üyelik süreci ile paralel olarak planlanması ve işlemesi de, Türkiye’nin hem tam üye olmadan hem de AB’nin üstlenmesi gereken taahhütleri güvence altına almadan büyük bir yükün altına girmesini önlemek bakımından elzemdir.