İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
8-14 EYLÜL 2008

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Geçtiğimiz haftaya finansal piyasalardan gelen haberler damgasını vurdu. Hafta başında Lehman Brothers’ın iflasını istemesi ve Merrrill Lynch’in Bank of America tarafından satın alınması 1980’li yılların neo-liberal dünya düzeni idealinin de çökmesi olarak algılanabilir. ‘Mortgage’ piyasasındaki kriz, dünya gıda fiyatlarındaki artış ve enerji fiyatlarındaki istikrarsızlığın da etkisi ile dünya ekonomisinde ABD temelli bir durgunluk döneminin yeni bir aşaması olarak yorumlanan bu gelişmeler AB ve Türkiye açısından da endişe yarattı. 2009’un AB’de büyüme hızlarının daha da düşeceği bir durgunluk dönemine sahne olacağı endişeleri karşısında Avro Ülkeleri Ekonomik Grup Başkanı ve Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, AB’nin ABD’ye oranla daha dengeli bir durumda olduğunu, yine de tahmin edilen büyüme rakamının yüzde 1,3 olduğunu açıkladı. Öte yandan Avrupa Komisyonu’nun Ekonomik ve Parasal İşlerden sorumlu üyesi İspanyol Joaquin Almunia ise ABD’de yaşanan müdahaleleri finansal sosyalizm olarak niteleyerek, aynı durumun Avrupa’da yaşanmamasını umduğunu, ancak benzer bir durumda da iktisadi ve mali yetkili kurumların ve merkez bankalarının hazırlıklı olduğunu belirtti. Türbülansın ne kadar süreceğini tahmin etmenin zor olduğunu ekleyen Komisyon üyesi aynı zamanda Avrupa’da mali otoriteler arasında daha fazla koordinasyon sağlamanın gereğine değindi. Lizbon Antlaşması’nın onay sürecinde İrlanda engeline takılması ve bu engelin nasıl aşılacağı konusundaki belirsizlik ile birlikte ekonomideki yavaşlama ve bunun yaratacağı durgunluk, işsizlik gibi sorunların da ortaya çıkmasıyla, Lizbon’un 2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce yürürlüğe girme olasılığı iyice azalıyor. Juncker, bu konuda yaptığı açıklamada, Lizbon’un 2010’dan önce yürürlüğe girmesinin zor olduğunu belirtti. Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesindeki olası gecikme ve dünyadaki finansal krizin etkileri Avrupa halklarının hoşnutsuzluğunu artıracağı gibi Türkiye’yi de yakından ilgilendiren AB genişleme sürecini sıkıntıya sokabilir. Türkiye ile zaten oldukça yavaş seyreden bu süreçte, Başmüzakereci Ali Babacan’ın üzerinde durduğu gibi her dönem başkanlığı sırasında sadece iki başlıkta müzakerelerin açılması uygulaması ve zaten Kıbrıs yüzünden sekiz başlıkta müzakerelerin açılmama kararı Türkiye’nin umutlarını 2014 sonrasına belki de daha geç bir tarihe erteliyor gibi gözüküyor. Komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’e göre ise, Lizbon Antlaşması’ndaki sorunlar genişlemeyi engellemek için bahane olmamalı. Rehn’e göre Hırvatistan ile teknik müzakerelerin önemli bir bölümü 2009’un bitiminden önce tamamlanabilir. Diğer Batı Balkan ülkelerine de üyelik perspektifi verilmesi, ancak aynı zamanda genişlemenin geleceğinin sorgulanması, AB’nin çevresindeki bölgelerde istikrarı tekrar tehlikeye düşürebilir. Yükselen yeni güçler, Rusya’nın saldırgan tutumu,  ABD’de seçim öncesi belirsizlik, enerji konusunda rekabet, gıda fiyatlarındaki artış gibi dünyadaki siyasi ve ekonomik dengeleri sarsan gelişmelerin etkilediği zor bir dönem, Türkiye’yi ve AB’yi bekliyor. Bu zor ortamda Türkiye, NATO üyesi ve AB adayı konumu ile bölgesindeki diğer aktörlerle ilişkilerini dengelemek gibi karmaşık bir dış politika gündemi ile karşı karşıya. Öte yandan AB, kurucu Antlaşmaların revizyonu sürecini Lizbon’un yürürlüğe girmesi ile önemli bir aşamaya getirmek, bunu yaparken üye devlet kamuoylarının desteğini sağlamak ve küresel yükümlülük ve çıkarlarını optimum düzeyde korumak ve kollamak konularında çok boyutlu bir sınavdan geçiyor. Olumsuzluk ve zorlukların etkisi karşılıklı ilişkileri daha da uzaklaştırmak olabileceği gibi, iki tarafın da diğerinin vazgeçilmezliğini daha iyi anlamasını sağlayabilir. Unutulmamalı ki, önemli kararlar, kritik dönemeçlerde verilir ya da daha doğrusu sonuçlandırılır.