İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
22 EYLÜL-5 EKİM 2008

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Türkiye’nin Ramazan ayını ve uzun bir bayram tatilini geride bıraktığı bu günlerde tüm dünyayı sarsan gelişmeler yaşanıyor. Dünyanın her tarafında insanlar finansal sistemin çöküşünden kaynaklanan borçlarını nasıl ödeyecekleri, yatırımlarının geleceği, paralarının değer kaybetmesi gibi nedenlerle endişe içindeler. Finansal krizin reel sektöre yansıması ile işlerini kaybetme tehlikesi de iyice yaklaşmış durumda. Dünya ekonomisinin büyüme ve gerileme döngülerinden birinin daha hükmünü sürdüğünü söylemek, belki de krizi hafife almak olabilir. Yaklaşık iki hafta gibi bir sürede ABD başta olmak üzere tüm belli başlı ekonomilerin bankaları büyük ölçüde kamulaştırmaları, neo-liberal dönemin sonuna gelindiğini ve en azından kısa vadede devlet müdahalesini öngören reçetelerin uygulanacağını gösterdi. Türkiye bayramı yaşarken ABD ve dolayısıyla bütün dünya temsilciler meclisinin batık bankaları kurtarma planını onaylayıp onaylamayacağına kitlendi. 3 Ekim günü olumlu kararın çıkması ile rahat bir nefes alınırken, bu kurtarma planının da güveni yeniden tesis etmeye yetmeyeceği ortaya çıktı. Türkiye gibi ülkelerin daha önce yaşadığı bu tür büyük çöküşlerin kapitalizmin zirvesi ABD ve Avrupa’da gerçekleşmesi, “şimdi ne olacak? Kapitalist sistem kendini nasıl toparlayacak?” gibi sorulara yol açtı. Yaşananlardan çıkarılabilecek önemli bir ders şu: Sosyal yaşamın her alanında olduğu gibi ekonomide de, büyük teoriler, genellemeler her durumda uygulanamıyor. “Piyasa her şeye muktedirdir; kendi dengesini bulur; müdahale kötüdür” mantığı her zaman geçerli ve tutarlı olamıyor. Denge ve istikrarın sağlanması sadece piyasa mekanizmalarına bırakılamaz. Düzenleyici kurumların görevlerini yapması ve hükümetlerin ve kamunun piyasa üzerindeki gözetimini gevşetmemesi gerekiyor. Son dönemde yaşadıklarımız, aşırı şişen finansal sistemin tüketimi körüklemesinin bir girdap yarattığını ve somut karşılığı olmayan bu büyümenin asırlık kurumları uçuruma sürüklemesi ile kamu müdahalesinin kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Çare kapitalizm ise, sorumlu ve kurallı kapitalizm, piyasa üzerinde düzenleyici kurumların denetimi ve şeffaflık, düstur olarak benimsenmeli. Finansal kurumlar da yalnızca para kazanmaya değil ama kalkınmaya ve yoksullukla mücadeleye yönelik araçlar olmalı.

Doğal olarak, AB ülkeleri de dünyanın içinde bulunduğu bu yangından etkilendi. 4 Ekimde Paris’te yapılan mini zirvede G8 ülkesi olan 4 AB ülkesinin liderleri, alınması gereken önlemler konusunda görüş alışverişinde bulundu. Temel konularda uzlaşma olsa da, somut önlemlerde uzlaşma sağlanamadı. Güçlü ulus devlet geleneklerine sahip olan bu ülkeler, dünyada hala tek olan bir bütünleşme hareketini başarıyla devam ettirmelerine rağmen kriz durumlarında ve kritik anlarda işbirliği ve oydaşmayı unutarak kendi gemilerini kurtarma telaşına düşme eğilimi gösteriyorlar. Bu arada Fransa devlet başkanı Nicolas Sarkozy, küresel kriz karşısında aldığı tavır ile dünya liderleri arasında öne çıkmayı başardı.  23 Eylülde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, G-8’in Çin, Hindistan gibi yükselen yeni güçlerin katılımı ile genişletilmesini öneren Sarkozy, 21. yüzyıl için yeni bir küresel yönetişim modeline duyulan gereksinimi vurguluyor. 21. yüzyılın ilk on yılının sonlarına yaklaşırken, doğru bilinenlerin, alışkanlıkların, peşin hükümlerin her alanda sorgulandığı ve değişimin kaçınılmaz olduğu kritik bir dönemde olduğumuzu bir kez daha anımsıyoruz.