İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
6-12 EKİM 2008

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Dünyada ve AB’deki endişe verici gelişmelerle birlikte bir hafta daha geçti. Mali kriz karşısında alınan önlemlerin piyasalara güveni tesis etmekte yetersiz kaldığı görüldü. Uzun süredir ‘geliyorum’ diyen krizi önlemek için zamanında harekete geçmeyen hükümetler ve özellikle ABD’de Bush yönetimi bu kriz için suçlanıyor. Ancak yirminci yüzyılın sonunda ve yirmibirinci yüzyılın başında yaşadığımız dünyayı değiştiren köklü değişim, piyasa mekanizmalarını, üretim ve tüketim arasındaki dengeyi ve para piyasalarının işleme biçimini altüst etti. Yaşadıklarımız 1980’lerden bu yana dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan krizlerin, şimdi de kapitalizmin merkezini vurması olarak kontrolsüz ve iyi yönetilmeyen globalleşmenin de krizi olarak adlandırılabilir. Bu krizden insanlığın alacağı dersler, daha adil, dengeli ve eşitlikçi bir globalleşmeyi doğurur diye umalım.

Avro alanı üyesi olan AB liderleri biraz geç de olsa, ortak önlemler almak üzere toplandılar. Mali piyasayı düzeltmek, reel ekonomiyi olumsuz etkilemesinin önüne geçmek amacıyla mali kurumlara nakit akışını sağlamak ve sermaye durumlarını iyileştirmek gibi bazı önlemler üzerinde uzlaştılar ve Komisyonu özellikle rekabet kurallarının uygulanması ve devlet yardımları ile ilgili kararlar alırken daha esnek olmaya çağırdılar. Bankacılık sistemini kurtarma, mevduatları garantiye alma, nakit ve fon akışını sağlama ve üye devletler arasındaki eşgüdüm mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen kararlar
15-16 Ekim’deki AB Konseyi toplantısında bir kez daha onaylandı ve mali piyasaların reformu, şeffaflık ve hesap verebilirlik prosedürlerinin güçlendirilmesi, aşırı risk alma uygulamalarının denetlenmesi gereği üzerinde duruldu.

Zirvede, AB’nin geleceği hakkında 2010 yılında bir rapor sunacak olan aralarında Lech Walesa’nın da bulunduğu politikacılar ve akademisyenlerden iş adamlarına kadar çeşitli üye devletlerden katılımcılardan oluşacak ve başkanlığını eski İspanya Başbakanı Felipe Gonzales’in yapacağı bir akil adamlar grubu oluşturulması kararı alındı. Öte yandan Zirveye özellikle Polonya ve İtalya’nın, önerilen iklim değişikliği ile mücadele planına yönelik ülkelerine aşırı yük getireceği gerekçesiyle itirazları damgasını vurdu. AB üyeleri arasındaki bu çekişmeler ve anlaşmazlıklar AB’nin doğasında var. AB karşıtlıkların olmadığı değil, müzakere edilebildiği ve tekrar tekrar aynı masada bir araya gelmeyi engellemediği bir bütünleşme yarattı. Üye devletler özellikle büyümenin yavaşlaması ve dünyanın resesyonun eşiğinde olması sebebiyle geleceğe yönelik yeni adımlar atmakta çekimser davranıyorlar. AB’de kurumlar arası süreci izleyen biri Otto von Bismarck’ın şu cümlesini anımsayabilir: “Eğer kanunları ve sosisleri seviyorsanız ikisini de yapılırken izlememelisiniz.”

Öte yandan Türkiye’nin mali krizden etkilenip etkilenmediği konusu, ayrı bir tartışma alanı oluşturuyor. Türkiye’de kamu ve özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum  kuruluşları mali krizin etkileri ve global gelişmeler üzerinde olduğu gibi, krizin ve AB’nin izlediği politikaların Türkiye ve AB ilişkilerini kısa ve orta vadede nasıl etkileyeceği üzerinde de fikir üretmeli. Bu konuyu gelecek haftaki ‘Haftaya bakış’ köşemizde ele alacağız.