İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
20-26 Ekim 2008

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Geçtiğimiz hafta dünyada yaşanan ciddi gelişmelerin de etkisiyle gerek AB gerekse Türkiye’nin karşılıklı olarak rasyonel politikalara ihtiyacı olduğunu belirtmiştik. AB, yakın gelecekte etkili bir küresel aktör olmak için Türkiye’yi dışlamanın maliyetini iyi hesaplayarak akılcı bir Türkiye politikası oluşturmalı. Kıbrıs ve KKTC’nin izolasyonunun bitirilmesi konusunda etkili adımlar atarak Kıbrıs’ta KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki müzakerelere yapıcı destek vermeli. Müzakere sürecini etkileyen bu konu ve bunun yanında Fransa’nın bazı başlıkların açılmasını engelleyen tutumu da gözden geçirilmeli. Müzakerelerin makul bir süre içinde tamamlanması hedeflenmeli. Her ne kadar mali kriz, tozu dumana katmış ve AB’nin de sadece kısa vadeli politikalar üzerinde odaklanmasına neden olmuşsa da, orta vadede, dünyada, yeni bir iktisadi düzen ve iktisadi güç dağılımını daha iyi yansıtan bir kurumsal düzenlemeye olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Tüm dünya devletlerini etkileyen küreselleşme sürecinin, iyi yönetilmesi ve daha adil bir şekilde, kar amacının yanında çevre, sürdürülebilir kalkınma ve yoksullukla mücadele gibi önceliklere de yer verecek şekilde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla 21. yüzyıl düzeni, yeni parametreler çerçevesinde belirlenirken, AB’nin de, Türkiye ile ortak çıkarlarının ayırdında olarak Türkiye’yi kararlı bir şekilde entegre etmeye ağırlık vermesi gerekmektedir. Gümrük Birliğinden kaynaklanan sorunlar, serbest dolaşım, AB’ye göçün kontrolü, AB’nin yakın çevresinin güvenliği, Avrupa hava sahasının kontrolü gibi çok çeşitli ortak sorunların çözümlenmesi, kararlı bir bütünleşme politikasını gerektirmektedir. Türkiye’nin coğrafi konumu, boyutları, dinamik nüfusu, kültürel altyapısı ve tarihsel ve bölgesel konumu ile AB’ye katacakları da, kuşkusuz getireceği bazı maliyetlerden çok daha önemlidir.

 

Türkiye’nin AB politikasına gelince, belki de en son söylenecek söz, en önce söylenmelidir. Türkiye daha fazla zaman kaybetmeyi göze alamaz. Türkiye’nin, AB ile ilişkileri en uzun süredir devam eden aday ülke olması, sadece AB’nin değil Türkiye’nin de ayıbıdır. Türkiye, eğer AB’ye üye olması imkânsız bir ülke ise, o zaman tüm Türk hükümetleri halkı olmayacak bir rüya peşinde sürüklemiştir. AB’ye karşı rasyonel bir politika uygulamamıştır. Öte yandan eğer bu gerçekleştirilebilecek bir ülkü ise, o zaman gereklerini yapmayarak halka zaman ve fırsat kaybettirmiştir. Bugün bulunduğumuz aşamada kazanımlarımız, yani üyeliği müzakere eden bir aday ülke olmamız, önemli bir pozisyondur. Bu pozisyon ilerletilmeli ve sonuçlandırılmalıdır. Bunu yaparken, AB Türkiye’ye engel çıkarabilir ve çıkarmaktadır. Ancak Türkiye de, reformları yavaşlatarak üyelik sürecini geciktirmektedir. Ayrıca geri kabul anlaşmaları gibi bazı hassas konularda Türkiye’nin AB’nin beklentilerini yerine getirmesi, üyeliğin gerçekleşmesi ile paralel olarak yürürlüğe girmelidir. Kıbrıs’ta çözüm de, Türkiye’nin tam üyeliği ile ilişkilendirilebilecek ve bundan olumlu etkilenecek bir diğer konudur. Üyelik eğer gerçekleşmeyecekse, o zaman bu sürecin de yeni bir çerçeveye oturtulması gerekir. Hükümete düşen, gerekli reformları gerçekleştirerek süreci hızlandırmak ve AB’ye tarih konusunda baskı yaparak üyelik perspektifini netleştirmektir. Aksi takdirde ilişkileri gözden geçirmek ve yeni bir zemine oturtmak akılcı bir politika olacaktır. Ancak burada bir yanlış anlamaya yol açmadan, Türkiye’nin tam üyelikten vazgeçmesinin önerilmediğini vurgulamakta yarar görüyoruz. Türkiye, tam üyelik hedefinden sapmamalıdır.  Ancak bu hedef çevresindeki belirsizliğin bizatihi bir politika haline gelmesini engellemelidir. AB’nin de niyetinin Türkiye’yi üye olarak kendi bünyesine katmak olduğuna dair verdiği taahhüdü yinelemesini sağlamak için reform sürecini hızlandırarak müzakerelerin makul bir süre içinde sonuçlanması konusunda sesini duyurmalıdır. Bugünkü tablo ise, hükümetin, AB sürecini retorik olarak desteklediği ve süreci hızlandırmak için inisiyatif almadığı bir durumu gözler önüne sermektedir.