İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
29 AĞUSTOS-4 EYLÜL 2012

MERKEL YENİ BİR AB ANTLAŞMASI İÇİN KONVANSİYON TOPLANMASINI İSTİYOR

Haftalık haber dergisi Der Spiegel’in 27 Ağustos 2012 tarihli baskısında yer alan bir habere göre, Almanya Şansölyesi Angela Merkel AB’de yeni bir kurumsal reform süreci başlatmak istiyor. Habere göre Merkel, AB entegrasyon sürecini ileri aşamaya taşımak üzere yeni bir antlaşmaya ihtiyaç olduğunu ve bu amaçla toplanacak olan konvansiyonun yıl sonundan önce oluşturulması gerektiğini düşünüyor. Konvansiyon tarihinin Aralık ayında yapılacak zirve toplantısında belirlenmesi bekleniyor. Merkel, Mart 2012’de İngiltere ve Çek Cumhuriyeti dışında kalan AB Üye Devletlerince imzalanan bütçe paktının AB’yi siyasi birliğe doğru götürecek bir Antlaşma ile tamamlanması gerektiğini savunuyor. Kurumsal reformu öngören bu planlar arasında ekonomi ve bütçe politikası alanında daha fazla yetkinin AB kurumlarına devredilmesi, örneğin Avrupa Adalet Divanı’na üye devletlerin bütçelerini denetleme ve fazla açık verenleri cezalandırma yetkisini verecek bir hukuki çerçeve oluşturulması da yer alıyor. Merkel, Alman ZDF kanalına verdiği bir mülakatta AB’yi dünya sahnesinde varlığını hissettiren bir “istikrar birliği” olarak görmek istediğini belirtti ve görüşlerini şöyle ortaya koydu: “Avrupa olmazsa, değerlerimizi, fikirlerimizi ve ideallerimizi ortak bir şekilde temsil etme imkanından mahrum kalırız”.

Ancak, bugüne kadar Merkel Almanyası’nın yeni bir Antlaşma için konvansiyon toplanması önerisine destek veren Üye Devletlerin sayısı fazla değil.  Hâlihazırda yeni bir antlaşma konusunda 27 Üye Devleti içine alan bir uzlaşının ortaya çıkması mümkün gözükmüyor. Almanya ve Fransa arasında oluşan ortak görüşe göre, 27 Üye Devletin uzlaşması mümkün olmazsa, en azından Avro Alanı’ndaki 17 Üye Devletin taraf olacağı yeni bir antlaşma imzalanabilir.  AB ülkelerinde yaşanan ekonomik sorunlar ve artan AB karşıtlığı uzlaşı sağlanmasını zora sokuyor. İrlanda gibi bazı AB ülkelerinde hükümetler yeni bir antlaşmayı referanduma sunmak konusunda oldukça çekimser davranıyor. AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, Ekim ayında toplanacak AB Konseyi’ne siyasi, ekonomik ve bütçesel birlik hakkında bir yol haritası sunacak.

AB’yi takip eden bazı basın organlarında yer alan yorumlara göre, Merkel AB sürecine yeni ivme kazandırma ve kurumsal reform çabalarının Almanya’da Eylül ayında yapılacak federal seçimlerde kendisine olan desteği artıracağını düşünüyor. Merkel, Robert Bosch ve Mercator gibi bazı Alman vakıflarınca başlatılan “Ich will Europa” (Avrupa’yı istiyorum) adlı girişime de destek veriyor. AB yanlısı kampanya çerçevesinde hazırlanan bir videoda Merkel AB’nin komşu ülkeler ile barış, refah ve anlayış sağlanmasına yardım ettiğini ve 27 üyeli blokun sürdürülebilir ve güçlenmiş bir Avro Alanı ve AB ile kamu borcu krizinin üstesinden gelebileceğini umduğunu söyledi.

Öyle görünüyor ki, Merkel ve Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) AB vizyonu birkaç yıl içinde derinleşmiş bir mali ve siyasi birliğin oluşturulmasını öngörmekte. Mali birlik; vergi uyumlaştırılması, sıkı bir şekilde denetlenen bir istikrar ve büyüme paktı, bütçe açığı ve borçlanma kriterlerine uymayan Üye Devletlere otomatik yaptırımlar getirilmesi ve bütçe alanında Üye Devletlerin AB kurumlarının doğrudan denetimine tabi olmasını içeren bazı radikal adımları içeriyor. Siyasi birlik hedefi ise, Avrupa Komisyonu Başkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, Avrupa Parlamentosu ve Bakanlar Konseyi’nin iki kamaralı bir meclis yapısına kavuşarak Avrupa Komisyonu ile birlikte yasama sürecini başlatma hakkını elde etmesi gibi AB’yi federal bir yapıya taşıyacak kurumsal reformlar içermekte. Bu planlar CDU’nun geçtiğimiz Kasım ayındaki Kongresi’nde kabul edilen “Güçlü bir Avrupa – Almanya için parlak bir gelecek” adlı kararına dayanıyor. Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller’e baktığımızda da daha federal bir Avrupa’ya destek verdikleri görülüyor. İdeolojik olarak Avro krizinin nedenleri ve çözüm önerilerinde CDU’dan farklı düşünseler de, AB’de ortak bir mali politika, ekonomi politikasında daha fazla yetkinin AB’ye devri gibi konularda daha federal bir AB’yi savunuyorlar. SPD ve Yeşiller’in 2011 yazında başlattıkları “Avrupa’yı değiştirelim” kampanyasında, mali konuların yanında büyümenin teşvik edilmesi ile yenilenebilir enerji, eğitim ve araştırmaya yatırım gibi konuların üzerinde duruluyor ve bütçe açıkları ve borçlanmanın katı bir şekilde denetlendiği sıkı para politikaları eleştiriliyor.