İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
29 AĞUSTOS-4 EYLÜL 2012

TÜRKİYE-AVRUPA EĞİTİM VE BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR VAKFI ANKETİ YAYINLANDI

Türk halkının Avrupa Birliği (AB) tam üyeliğine yönelik bakışını ortaya koymak amacıyla Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) tarafından düzenlenen ankette Türk halkının Avrupa Birliği’ne olan inancının daha düşük bir seviyeye gerilediği bulgusuna ulaşıldı. 20-30 Haziran 2012 tarihlerinde İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Gaziantep, Trabzon ve Diyarbakır illerinde toplam 1110 denekle görüşülerek düzenlenen ankette Türkiye’nin gelecekte AB üyesi olacağına inananların oranı yüzde 17 seviyesine geriledi. TAVAK tarafından 2011 yılında düzenlenen ve aynı içeriğe sahip olan ankette is Türkiye’nin gelecekte AB üyesi olacağına inananların oranını yüzde 34,8 olduğu bulgusuna varılmıştı.

                                                                                                                          

TAVAK araştırmasına göre 2022 yılına dek Türkiye’nin AB’ye tam üye olabileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 15 seviyesinde kalırken katılımcıların yüzde 66’sı 2022 yılına kadar Türkiye’nin AB üyesi olamayacağı görüşünü savundu.  Araştırmaya katılanların yüzde 33’ü AB üyeliği için Türk hükümetinin yeteri kadar çalışmadığını belirterek daha aktif bir siyaset izlenmesini istediklerini beyan etti.  Katılımcıların yüzde 33’ü AB üyeliğinin Türkiye’ye hiçbir katkısının olmayacağını belirtirken, yüzde 29’u serbest dolaşım, yüzde 14’ü de AB bütçesinden yararlanmayı katkılar arasında gösterdi. TAVAK anketine katılanların yüzde 28’i Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’le Türkiye’nin daha fazla işbirliği yapması gerektiği yönünde görüş bildirirken, yüzde 46’sı Rusya başta olmak üzere komşularla işbirliği yapılması görüşünü savundu.  Anket sonuçlarını değerlendiren TAVAK Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen,  Türkiye’nin AB’ye üye olacağına inananların oranının yüzde 17’ye düşmesinin ana nedeninin Türk halkının özellikle ekonomik alanda artan özgüveni olduğunu belirtti. AB üyesi ülkelerdeki ekonomik kriz ile Fransa ve Almanya’nın Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan olumsuz tutumunun da Türk kamuoyunun AB üyeliğine olan inancını azalttığına dikkat çeken Faruk Şen, Türkiye’nin komşusu Yunanistan’da giderek derinleşen ekonomik krizin de Türk kamuoyunu AB’den soğuttuğunun altını çizdi.

Konuyla ilgili İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından hazırlanan görüş aşağıda yer almaktadır:

SON GÜNLERDE BASINDA YER ALAN, AB’YE DESTEĞİN DÜŞTÜĞÜ YÖNÜNDEKİ HABERLER HAKKINDA DUYURU

Son günlerde çeşitli basın organlarında kamuoyunda AB üyeliğine desteğin azaldığı yönünde haberler yayınlanmıştır. Bu haberlerde özellikle Türk Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) tarafından yapılan araştırma sonuçlarına atıfta bulunulmuştur. Türk halkının AB’ye bakışını ölçtüğü ve 8 ilimizde 1110 denek ile yapıldığı söylenen bu araştırmada yöneltilen “Türkiye’nin AB üyesi olacağına inanıyor musunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 17’si olumlu yanıt vermiştir. Haber çeşitli medya organlarında “Çökmekte olan AB’yi istemiyoruz” başlığı ile verilmiştir. Oysa yayınlanan araştırma sonuçlarına bakıldığında bu yönde bir sonuca yol açacak bulgulara rastlanmamaktadır. Katılımcıların sadece yüzde 17’sinin Türkiye’nin AB üyesi olacağına inandığı ortaya çıksa da, bu algıya yol açan birçok somut gelişme yaşanmıştır. Katılımcıların bu soruya cevap verirken AB ve Türkiye’deki mevcut durumu dikkate aldıkları ve yakın gelecekte bir üyeliği beklemedikleri sonucu çıkmaktadır. Bu durum geçmişi 1959’a dayanan Türkiye’nin AB projesinin devam etmediği anlamına gelmemektedir. Türkiye’nin AB üyeliğinin iki taraf için de önemini koruduğu, halihazırda katılım sürecinde yaşanan durgunluğa rağmen orta vadede yeniden gündemin üst sıralarına yükseleceği görülmektedir. AB’nin içinden geçmekte olduğu zor dönemden birliğini pekiştirerek çıkacağı ve Türkiye için bir medeniyet projesi olan AB projesinin de hızlanarak devam edeceği öngörülmektedir. Bu bağlamda, araştırmalara dayansa da “Çökmekte olan AB’yi istemiyoruz” gibi başlıklarla, kasıtlı şekilde yorum katılarak basında yer alan bu tür değerlendirmeler maksadını aşmakta ve halkı AB projesinden soğutarak Ortadoğu’nun kaygan zeminine çekmek amacına hizmet etmektedir.

Kaldı ki kuruluşundaki yapısal sorunlar nedeniyle Avro’nun (Euro) geçirdiği krizin ortak para biriminin sonu olacağı varsayılsa dahi, halen dünyanın en büyük ticaret bloku olan AB’nin ticaretten tarıma, sosyal politikadan çevreye kadar birçok politika alanını yönlendiren bütünleşme modeli 27 ülkede 500 milyondan fazla insanı bir araya getiren bir başarı örneğidir.

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da belirttiği gibi AB Türkiye için stratejik bir hedef olup, Türkiye bu hedefinden vazgeçmiş değildir. Günümüzde ortaya konulan Brezilya, Rusya ve Çin ile işbirliği gibi öneriler hiçbir şekilde Türkiye’nin AB üyeliği hedefinin alternatifi olamaz. Türkiye’nin dış ilişkilerinde tabidir ki, Rusya ve Çin gibi ülkelerin büyük önemi bulunmaktadır ve bu ülkelerle ilişkilerin her alanda geliştirilmesi gereklidir. Ancak bu ilişkiler AB üyeliğinin alternatifi değildir.

Bir demokrasi ve modernlik projesi olan Türkiye’nin AB üyeliği hedefi yaşanan sorunlara rağmen önemini korumaktadır. Bugün krizde olduğu belirtilse ve bazı çevrelerce çökmekte olduğu ileri sürülse de, BM insani kalkınma endeksinde ilk otuzda yer alan ülkelerin 15’i AB üyesi ülkelerdir. AB toplamda dünya ticaretinden yüzde 20 pay almaya devam etmektedir. Hizmet ticareti söz konusu olduğunda bu oran yüzde 27’yi bulmaktadır. Yabancı yatırımlarda ise dünya yatırım stokunun yüzde 33’ü AB’den kaynaklanmaktadır. AB’nin yaşadığı kriz, bir açıdan, artan küresel rekabet koşullarında AB ülkelerinin yüksek refah ve yaşam standartlarını devam ettirebilme mücadelesidir. Bu açıdan zaten dünya ortalamasının çok üzerinde bir refah düzeyine sahip olan, demokratik olgunluğa erişmiş bulunan ülkelerden oluşan AB’nin bir üyesi olarak AB’yi şekillendirip yön verecek aktörlerin en önde gelenlerinden biri olma hedefi kolaylıkla rafa kaldırılabilecek bir hedef değildir.

Bugün dünya ticaretinde olduğu gibi, AB pazarında da paylarını artırmakta olan Çin, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler Türkiye’nin de önde gelen ticaret ortaklarıdır. Ancak Türkiye’nin dış ticaretinin çeşitlenmesi AB üyeliği hedefini tamamlayıcı bir rol oynayabilir, ona bir alternatif olamaz. Ticaret rotaları, pazar yapısı, rekabet avantajları ve karşılaştırmalı üstünlük açısından incelendiğinde AB pazarının Türkiye açısından vazgeçilmezliği ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Gümrük Birliği ile AB pazarında elde ettiği payı artırmak için Tek Pazar’ın bir parçası haline gelmelidir. AB üyesi olmak bu geniş ve alım gücü yüksek pazarda hem üretici ve ihracatçı hem de kural koyucu olarak Türkiye’ye önemli bir açılım sağlayacaktır. Yukarıda belirtildiği üzere, AB hedefi sadece ekonomik getirileri nedeniyle değil, modernleşme ve kalkınma projemize hizmet eden bir model ve bütünleşme hareketi olarak da değerini korumaktadır. Türkiye’nin gerçek anlamıyla ileri bir demokrasi haline gelmesi, artan milli gelirinin bölgeler arasında daha eşit bir şekilde paylaşılması, sosyal hizmetlerin kalitesi, tüketici hakları, kadının statüsü gibi çok çeşitli açılardan bakıldığında AB projesinin değerini koruduğu görülmektedir.