İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
4-10 TEMMUZ 2012

GKRY’NİN AB DÖNEM BAŞKANLIĞINA TEPKİLER DEVAM EDİYOR

İngiltere'nin önde gelen siyasetçi ve diplomatları ülkenin yüksek tirajlı gazetelerinden Daily Telegraph’ta İngiliz kamuoyuna hitaben yayımladıkları mektupta KKTC ve Kıbrıs Türk toplumuna karşı sürdürülen ayrımcılığa son verilmesi için çağrıda bulundu. 

Daily Telegraph gazetesinde 5 Temmuz 2012 tarihinde yayınlanan mektupta, özellikle Kıbrıs'ta garantör bir güç olan İngiltere'ye, Kıbrıslı Rumların onlarca yıldan beri kullanmakta oldukları hak ve fırsatların aynılarının Kıbrıslı Türklere de sağlanmasına yardımcı olmak için nüfuzunu kullanma çağrısında bulunuldu. Mektubun GKRY’nin AB Dönem Başkanlığı’nı devralması vesilesiyle Kıbrıs’taki Dikelya İngiliz Üssü’nde düzenlenen törenle aynı tarihte yayımlanması da dikkat çekti.


Daily Telegraph’ta yayımlanan mektup aralarında Avrupa Parlamentosu milletvekilleri Barones Sara Ludford, Graham Watson, Michael Cashman, Kıbrıslı Türk kökenli İngiliz siyasetçi Barones Meral Hüseyin Ece, Kıbrıslı Türk moda tasarımcısı Hüseyin Çağlayan, yazar Martina Cole ve İzlanda eski İngiliz büyükelçisi Kıbrıslı Türk kökenli Alp Mehmet'in de bulunduğu 13 kişinin imzasıyla yayımlandı. GKRY’nin 1 Temmuz 2012 itibariyle Avrupa Birliği Başkanlığını devraldığı ve Kıbrıslı Türklerin bir kez daha devre dışı bırakıldığı vurgulanarak Kıbrıslı Türklerin 2004 yılındaki Annan Planı'na evet dedikleri ancak Rumların bu plana karşı çıktıkları hatırlatıldı. 


Mektupta, Kıbrıslı Türklerin, kendi suçları olmamasına karşın ambargoların kıskacında kalmaya devam ettikleri ve artık, kendilerini bu haksız ve yasal dayanağı olmayan izolasyondan kurtarmaları için dünyaya haykırdıkları vurgulandı. Kendini dünyaya ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ olarak tanıtan GKRY’nin, Kıbrıs devleti ortaklığının bozulduğu Aralık 1963'ten beri Kıbrıslı Türkleri temsil etmediğine işaret eden mektupta Kıbrıslı Türklerin, uluslararası temsilden mahrum bir şekilde en basit ekonomik ve insan haklarını kullanmak için verdikleri mücadele de anlatıldı.  Kıbrıs'taki garantör güçlerden biri olan İngiltere’ye, dünyanın geriye kalanının Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuzey Kıbrıs'ta yaşayanları temsil etmediğini anlamasında öncülük etme çağrısında bulunulan yazıda, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı mağduriyetin sorumluları arasında İngiltere’nin de bulunduğu dile getirildi.

Daily Telegraph gazetesindeki yazıda imzası bulunan Avrupa Parlamentosu üyesi Watson, AP'nin Strazburg'daki toplantısında Rum dönem başkanlığı ile ilgili tartışmalarda söz alarak kendisini Moskova'ya rehin eden GKRY’nin AB'ye liderlik yapamayacağını vurguladı. "Avrupa'nın tek komünist Cumhurbaşkanı" olarak nitelendirdiği GKRY lideri Hristofyas'a gönderme yapan Watson, Avrupa'nın Rum kesimi ile Rusya arasındaki yakın ilişkilerden duyduğu rahatsızlığı gündeme getirdi. GKRY’nin Türkiye ile müzakerelerden kaçınıp tel örgülerin ardındaki vatandaşlarının sorunlarını görmezden gelerek AB'ye başkanlık yapamayacağını vurgulayan Watson, Kıbrıslı Türklerin AB’nin unutulmuş ve mağdur edilmiş vatandaşları olduğunu da sözlerine ekledi.

AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy da 5 Temmuz 2012 tarihinde GKRY’nin, Avrupa Birliği dönem başkanlığını devralması vesilesiyle Kıbrıs’taki İngiliz Dikelya Üssü içinde bulunan Kurio Antik Tiyatrosu'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada GKRY dönem başkanlığı ile ilgili temenni ve endişelerini dile getirdi. Herman Van Rompuy, törende yaptığı konuşmada GKRY’nin 31 Aralık 2012 tarihine kadar AB’nin değerlerini ve misyonunu temsil edeceğini, dolayısıyla Kıbrıs’taki bölünmüşlüğü sona erdirmek için üzerine önemli bir görev düştüğünü ifade etti. Kıbrıs sorununun üstesinden gelmenin AB için çok önemli olduğunu vurgulayan Van Rompuy, Kıbrıs bölünmüş oldukça, AB’nin de bir şekilde bölünmüş olacağının da altını çizdi.

Bilindiği üzere GKRY’nin Avrupa Birliği’nin kurtarma fonuna başvurmasından kısa bir süre sonra Rusya’dan da 5 milyar Avro tutarında bir destek talebinde bulunması  AB yetkililerince tepki ve şaşkınlıkla karşılanmıştı. GKRY lideri Hristofyas Rusya’dan destek talep etmenin yanlış veya çelişkili bir tutum olmadığını iddia etmiş, AB nezdindeki tepkileri anlayamadığını dile getirmişti.