İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
8-14 ŞUBAT 2012

MAASTRİCHT ANTLAŞMASI’NIN YİRMİNCİ YILDÖNÜMÜ KUTLANDI: AB’NİN YENİ BİR ANLATIYA İHTİYACI VAR

Avrupa Birliği’ni kuran Maastricht Antlaşması yirmi yıl önce 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanmıştı. Antlaşma’nın yirminci yılı nedeniyle Maastricht kentinde iki günlük bir konferans düzenlendi. Antlaşma’nın imzalandığı salonda yapılan toplantıda AB kurumlarının üst düzey yetkilileri, akademisyenler ve uzmanlar bir araya geldi. Maastricht Antlaşması’nın imzalandığı tarihte Avrupa Komisyonu Başkanı olan Jacques Delors Ekonomik ve Parasal Birlik’in (EPB) gerçekleştirilmesinde eksik kalan bazı düzenlemelere dikkat çekti. Delors, EPB taslağını dönemin üye devlet liderlerine sunarken özellikle uzun dönemli işsizlik ve genç işsizliği konusunun EPB kriterleri arasında yer almasını kabul ettiremediğini belirtti. İstihdam ve büyüme konusunun AB’nin ve EPB’nin geleceği açısından önemi, ancak 1999 Amsterdam Antlaşması’na İstihdam politikası ile ilgili bir bölüm eklenmesi, üye devlet istihdam politikalarının gözetimi ve eşgüdümü sürecinin başlatılması ve kriz sonrasında 30 Ocak 2012 tarihindeki AB Konseyi toplantısında kabul edilen İstihdam Dostu Büyüme belgesi ile kavranmış oldu.

Konferans konuşmacıları arasında yer alan ve Antlaşma’nın imzalandığı tarihte Hollanda Maliye Bakanı olan Wim Kok, Yunanistan’ın durumuna dikkat çekti. Kok, alınan önemlerin Yunanlılar üzerindeki etkilerinin endişe verdiğini belirtti ve Yunanistan’ın Avro Alanı içinde kalması için çaba gösterilmesi gerektiğini ekledi. Yine Maastricht Antlaşması’nın imzalandığı dönemde Ekonomik ve Parasal Birlikten Sorumlu Komisyon Üyesi olan Hennig Christophersen, AB içinde ekonomik olarak daha güçlü olan Kuzey Avrupa ülkeleri ile ekonomik sorunları olan Güney Avrupa ülkeleri arasında artan bir ayrıma dikkat çekti ve AB ülkelerinin farklılıklarına rağmen bir arada olmaya devam etmeleri gerektiğini ifade etti. ABD’de George Mason Üniversitesi’nde Jean Monnet Kürsüsü sahibi AB uzmanı Desmond Dinan AB’nin eskiden “barış ve refah” ile özdeşleştirildiğini ancak kriz sonrasında bunun yerini “endişe, tasarruf ve kemer sıkma”ya bıraktığını belirtti. Dinan, AB süreci ile daha temiz ve sınırsız bir Avrupa’nın gerçekleştiğini, ancak AB’nin bu kazanımları nedeniyle takdir edilmediğini vurguladı.

Konferansın düzenleyicilerinden Limburg Bölgesi guvernörü Theo Bovens, AB’nin genç nesiller için “barış”a ek olarak yeni bir anlatı bulması gerektiğini ifade etti. “Yeni nesiller sadece barış içinde yaşadılar, savaş onların ebeveynlerinin kabusu idi” diyen Bovens’e karşılık Dinan, bu yeni anlatının AB’nin “dünyada demokrasi ve insan haklarına olan bağlığı” olabileceğini öne sürdü. Konuşmacıların büyük bir bölümü AB’nin gelecekte, üyelerin her politika alanına göre farklı hızlarda ilerleyeceği bir “çok vitesli Avrupa” modeline dönüşeceğini ileri sürdü. Profesör Olaf Sleijpen, bu modelin halihazırda EPB, Schengen Alanı gibi çeşitli alanlarda uygulanıyor olduğunu hatırlattı ve geçtiğimiz günlerde üzerinde 25 ülkenin mutabakat sağladığı mali anlaşmaya da tüm ülkelerin onay vermemesinin “dünyanın sonu anlamına gelmeyeceğini” belirtti.

Bilindiği üzere bundan yirmi yıl önce imzalanan Maastricht Antlaşması Avrupa bütünleşme sürecinde çığır açmıştı. Maastricht’te imzalanan “Avrupa Birliği Antlaşması” (ABA) ile, Avrupa Topluluklarını kapsamına alan ve bir siyasi birliğe ulaşma hedefini de içeren Avrupa Birliği’nin temelleri atılmıştı. ABA, EPB hedefinin yanında ortak dış ve güvenlik politikası ve adalet ve iç işlerinde işbirliği hedeflerini de Avrupa bütünleşmesinin konusu haline getirmişti. Bu doğrultuda, 1990 ve 2000’li yıllarda Avrupa bütünleşme süreci ilerledi. Maastricht, Avrupa’nın 1989 sonrasında Doğru Avrupa’daki gelişmeler ve Soğuk Savaş’ın bitimine uyum sağlama ve kurumsal yapısını pekiştirme çabası olarak görülebilir.  Maastricht’te imzalanan ABA ile ortak bir dış ve güvenlik politikası oluşturan, iç güvenlikte işbirliğinin sağlandığı, iç sınırlar ortadan kalkarken dış sınırlarda ortak kuralların uygulamaya konduğu tam anlamıyla birleşik bir Avrupa’nın temelleri atılmıştır. Bunun yanında yine Maastricht’te temelleri atılan Ekonomik ve Parasal Birlik AB’nin en başarılı projelerinden biri olmuştur. Ne yazık ki, ABD’de başlayan küresel kriz Avro Alanı’nı da etkisi altına almıştır. Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İspanya ve İtalya’da yaşanan borç krizleri Avro Alanı’nın geleceğini tehdit etmektedir. Uzmanlara göre, bugünkü krizi aşmanın tek yolu Maastricht kurallarına geri dönerek, borçlanma oranı, bütçe açığı gibi kriterlerde üye devletleri sıkı bir denetime tabi tutmak ve üye devletlerin ekonomi politikalarını mümkün olduğunca uyumlaştırarak EPB’nin ekonomik ayağını güçlendirmektir.