İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
19-25 EKİM 2015

İKV`DEN ANALİZ

Merkel Ziyaretinin Ardından Mülteci Krizi Işığında Türkiye-AB İlişkileri

Geçtiğimiz hafta Türkiye-AB ilişkilerinde önemli bir canlanmaya sahne oldu. Avrupa Komisyonu (Birinci) Başkan Yardımcısı Franz Timmermans’ın Ankara ve İstanbul’daki temaslarının ardından, Almanya Başbakanı Angela Merkel Pazar günü İstanbul’a sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ile görüştü.

Son dönemde Türkiye ile ilişkileri düşük viteste tutan AB için bu hızlanmanın önemli bir sebebi vardı: AB’nin kapılarına dayanan ve 2015’in ilk 9 ayında 710 bini bulduğu belirtilen mülteci ve düzensiz göçmenler. AB nasıl baş edeceğini bilemediği bu mülteci akını sebebiyle Türkiye’nin önemini bir kez daha anladı ve bu konuda daha fazla işbirliği sağlamaya yönelik temaslarını yoğunlaştırdı. Mülteci pazarlığı olarak anılan bu görüşmelerin bir yanında AB’nin Türkiye’den beklentileri, öteki yanında da AB’nin sunduğu bazı ödüller bulunmakta.

AB Türkiye’ye Ne Sunuyor, Ne Bekliyor?

AB, Türkiye’den mülteciler konusunda işbirliği beklerken, mülteci akınının AB ülkelerine ulaşmadan Türkiye’de tutulmasını ve iltica talepleri reddedilen göçmenlerin kabul edilmesini bekliyor. Türkiye, AB’ye giden düzensiz göçün rotası üzerinde önemli bir geçiş ülkesi olduğundan, AB, sınırlarının korunması ve istenmeyen göçün önlenmesinde Türkiye ile tam bir işbirliği sağlamayı umuyor. Türkiye halihazırda, 2.500.000’u aşan Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparak, aslında üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyor. Ancak daha iyi bir hayat umuduyla AB’ye gitmeye çalışan mülteciler, Türkiye üzerinden Yunan adaları ve Balkanlar hattını izleyerek Slovakya, Macaristan gibi AB üye ülkelerine ulaşmaya, oradan da Almanya gibi daha gelişmiş ülkelere geçmeye çalışıyorlar. AB, mülteci ve göçmenleri AB sınırlarına ulaşmadan Türkiye’de tutmayı ve Türkiye’nin ise göçmenleri barındıracak, mümkün olduğunda geldikleri ülkelere iade edecek ve AB’ye geçişlerini önleyecek bir mekanizma oluşturmasını bekliyor. Türkiye’nin bu kapasiteyi oluşturması için de yük paylaşımına giderek Türkiye’ye sağladığı mali desteği artırmayı hedefliyor.

3 milyar avro olarak ifade edilen maddi desteğin yanında, AB’nin Türkiye’ye sundukları ise şunlar: AB katılım müzakerelerinin yeni fasılların açılması suretiyle hızlandırılması, Türk vatandaşları için vize serbesti sürecinin öne çekilmesi ve Türk liderlerin AB zirvelerine davet edilmesi.

AB’nin vaatlerini yerine getirmesi için açılması öngörülen “Yargı ve Temel Haklar”, “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” gibi fasıllardaki GKRY blokajının kalkması, vize serbesti sürecinde ise yol haritasında öngörülmüş olan 73 kriterin Türkiye tarafından yeterince yerine getirildiğine hükmedilmesi gerekli. Dolayısıyla, AB’nin bu konularda hızla ilerleme sağlaması oldukça zor gözüküyor. Her koşulda Türkiye’nin, verilen sözlerin takipçisi olması ve zaten hak etmiş olduğu bazı kazanımların bir lütuf gibi sunulmasına direnmesi gerek.

Mülteci Sorunu Nasıl Çözülür?

Peki, gittikçe daha ciddi boyutlara ulaşan mülteci krizini çözmek için Türkiye ve AB ne yapabilir? Her şeyden önce iki tarafın da bu konuda birlikte çalışmasının önemini vurgulamalıyız. Mültecilerin yaşadığı dram tüm ilgili tarafların tam işbirliği ve yük paylaşımını gerektiriyor. Türkiye, Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nı imzalayarak, AB’nin sınır dışı ettiği düzensiz göçmenleri, Türkiye’den geçtiklerinin kanıtlanması şartı ile kabul etmeyi taahhüt etmişti. 2017 yılında uygulanmaya başlanması öngörülen bu anlaşma ile Türkiye, bu istenmeyen göçmenleri almayı ve mümkünse kaynak ülkeler ile de benzer anlaşmalar imzalayarak vatandaşı oldukları ülkelere iade etmeyi üstleniyordu. Anlaşmanın imzalanması ile koşut olarak vize serbesti sürecini de başlatan Türkiye, bu süre zarfında, vize liberalizasyonu yol haritasında öngörülen kriterleri de yerine getirmeyi öngörüyor. Başka bir ifade ile, Türkiye göçmenleri barındıracak kapasiteyi oluşturmalı, sınır kontrollerini güçlendirmeli, insan kaçakçılığı ile daha yoğun bir mücadeleye girişmeli, belge güvenliğini sağlamalı, temel hak ve özgürlüklerdeki karnesini düzeltmeli.

AB sınırlarının bekçisi konumuna gelen Türkiye’nin bu ağır yük ile baş etmesi elbette ki AB’nin sürekli, kapsamlı ve efektif desteğine bağlı. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada sınırlarını kontrol etmesi, AB tarafından iade edilen göçmenleri barındırması veya geldikleri ülkelere iade etmesi son derece karmaşık, zor ve süreklilik isteyen bir süreç. Sorunun uzun vadeli olarak çözülebilmesi için AB’nin yasal göç politikasını gözden geçirerek daha açık ve gerçekçi bir politikaya geçmesi, göçe yol açan nedenleri ortadan kaldırmak için daha etkili bir dış politika izlemesi, Türkiye’nin ise hem bir hedef ülke hem de bir transit ülke olması hasebiyle göç ve iltica politikalarını çağdaş, etkin ve kapsamlı bir yapıya oturtması gerekli.

Türkiye ve AB İlişkilerinde Bir Canlanma mı Söz Konusu?

Krizle karşı karşıya kalan AB’nin çareyi Türkiye’de araması ilişkilerin canlanmasına vesile olur mu? İlk bakışta, mülteci krizi sonucunda gelişen olaylar Türkiye’yi AB’nin, AB’yi de Türkiye’nin gündemine taşımış görünüyor. Özellikle AB, sorunlarının çözümünde Türkiye’ye ihtiyaç duyarak, Türkiye’nin Avrupa için önemini bir kez daha anlamış oldu. Bu ilişkilerin canlanmasına yol açacak olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Ancak ilişkilerin sadece bu kriz aracılığıyla canlanmasını beklememek gerek.

Öncelikle, Türkiye’nin, bu gelişmeleri yararına kullanabilecek bir durumda olması önemli. Ancak seçimler öncesinde bir geçici hükümet ile yönetilen ve terör sorunu yaşayan Türkiye’nin, bu fırsatı iyi değerlendirebileceğini söylemek mümkün değil. Öte yandan, sürecin gerçekten canlanabilmesi için Türkiye’nin demokratikleşme yönünde ilerlemesi, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü gibi alanlarda eksikliklerini gidermesi, ekonomik ve siyasi reformlara devam edebilmesi gerekiyor. AB tarafında ise, Türkiye’nin üyeliği yönünde bir iradenin oluşmadığını görüyoruz. Müzakere sürecinde fasıllar açılsa bile, AB Konseyi’nin 2006 kararı ile hiçbir fasıl geçici olarak kapatılamıyor. AB’nin Türkiye’ye sunduğu üyelik perspektifi inandırıcılığını kaybetmiş durumda. Değil Türkiye’nin üyeliği, Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması dahi AB kamuoyunun soğuk yaklaştığı bir konu. Bu ortamda, Kıbrıs müzakerelerinden çıkacak olumlu bir sonuç müzakere sürecini canlandırma potansiyelini taşısa da, Türkiye’yi nihai hedef olan üyeliğe taşımada yetersiz kalacak.

Son tahlilde, Türkiye ve AB birbirine gereksinim duymaya devam edecek. Türkiye için AB çıpası her alanda önemli ve yeni başlamakta olan Gümrük Birliği revizyonu süreci ile birlikte vize serbesti süreci ve yavaş da olsa devam eden bir müzakere süreci Türkiye’nin AB ile angaje olmasını gerektirecek. AB için de bu süreçler, Türkiye’nin işbirliğini kazanmayı ve Türkiye üzerinde etkili olmaya devam etmeyi sağlayacak.

Türkiye’nin beklentisi, AB kurumlarında ve karar alma sürecinde yer almasını sağlayacak üyelik hedefi için çalışmaya devam etmek olmalı. Türkiye, mülteci krizinde olduğu gibi, AB’nin Türkiye’ye yaklaşımını değiştiren olayları iyi değerlendirmeli ve bıkmadan AB reformlarını sürdürerek, AB’ye sadece çıkarda değil, değerlerde de yakın olabilmeli.