İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
6-12 HAZİRAN 2016

İKV`DEN ANALİZ

AB’nin Göçmen Krizi Şapkasında Yeni Bir Tavşan: Üçüncü Ülkelerle Kapsamlı İşbirliği Çerçevesi 

Avrupa Komisyonu, göçmen krizi ile mücadeleye yönelik yeni önlemlerini 7 Haziran 2016 tarihinde kamuoyu ile paylaştı. Önlemler, göçün kaynağı veya transit ülkelerle kapsamlı işbirliği içeren düzenlemeler öngörüyor. Bilindiği üzere bölgesel ve küresel krizlerle birlikte yerinden edilmiş kişilerin 60 milyona ulaştığı güncel durumda, AB ülkeleri, düzensiz göçün en büyük hedefi haline geldi.  Dolayısıyla bu kriz, Komisyonun ve diğer AB kurumları ile AB ülkelerinin uzun süredir önlem alması gereken bir fenomene dönüştü. Fakat Juncker Komisyonu’nun göreve başlamasıyla göç yönetimi AB’nin 10 temel önceliği arasına girmiş olsa ve bu alanda kapsamlı reform çabaları devam etse de, pek çokları bu çabaları birbirinin aynısı, etkin olmayan çözüm denemeleri olarak görüyor. Dolayısıyla 7 Haziran 2016 tarihinde ortaya koyulan önlemlerin yeni bir soluk getirip getiremeyeceği, Komisyon’un şapkadan bu sefer de aynı tavşanı mı çıkaracağı merak konusu.

AB, 2015 yılından bu yana üçüncü ülkelerle göç yönetimi alanında işbirliği yapması ve yük paylaşımında bulunması gerektiğini her geçen gün daha da net fark ediyor ve politikalarını bu yöne kaydırıyor. 2015 yılının sonunda Batı Balkan ülkelerinin liderleriyle düzenlenen toplantı; AB ile Afrika ülkeleri arasındaki karşılıklı ilişkilere göç yönetimi boyutunu da ekleyen Valetta Zirvesi ve aynı şekilde 2015 yılının sonunda büyük bir hız kazanan Türkiye-AB mülteci uzlaşısı çalışmaları; pek çok cephede AB’nin göçmen krizini yüksek düzeyli diyaloglarla çözmeyi öngördüğünün işareti oldu. Fakat o tarihten bu yana ortaya koyulan yol haritaları, zirve bildirileri, ortak açıklamalar, uzlaşılar krizin çözümünde etkin bir araç haline gelemedi. Öte yandan geçtiğimiz günlerde Türkiye ile AB arasında üzerinde mutabık kalınan mülteci uzlaşısı ile güçlendirilen Türkiye-Yunanistan geri kabul mekanizması, Türkiye üzerinden Yunan adalarına gerçekleşen düzensiz göçte gözle görülür bir azalmaya sebep oldu. Türkiye ile Yunanistan’ın yanı sıra Frontex gibi AB kurumları ile NATO’nun da devreye girmesiyle Ege’de zorlu fakat sayısal anlamda olumlu sonuçlar ortaya koyan bir göç yönetimi örneği yaşandı. Komisyon, bu örneğin gösterdiği başarıyı dikkate aldı ve 7 Haziran tarihinde yayımlanan bildiride, kısa vadede üçüncü ülkelerle etkin işleyen bir geri kabul ve kaynak ülkeye yeniden yerleştirme mekanizması kurulmasını politikasının merkezine oturttu.

Yani, önceden belirlenen on altı üçüncü ülkeyle kurulacak kapsamlı işbirliği modelleri aracılığıyla, düzensiz göçmenlerin ülkelerine ulaştırılmasına, geri kabullerine ve yeniden entegrasyonlarına yönelik mekanizmalara öncelik verilecek. Böylelikle üçüncü ülke vatandaşlarının düzensiz yollarla hayatlarını tehlikeye atmasının ve insan kaçakçılığının da önüne geçilmeye çalışılacak. Öte yandan eş zamanlı olarak, üçüncü ülke vatandaşlarının hukuka uygun yollarla AB’ye ulaşımını sağlayacak önlemlerin de gündeme alınması öngörülüyor. Bütün bu önlemlerin hayata geçirilebilmesi ve bu ülkelerin göç yönetimi kapasitelerinin artırılabilmesi için, geri kabul mekanizmasının parçası olacak kaynak ülkelere ek mali kaynak ayrılması planlanıyor. Komisyon’un bu çerçevede işbirliği mekanizmaları öngördüğü üçüncü ülkeler ise şunlar: Etiyopya, Eritre, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Somali, Sudan, Gana, Fil Dişi Sahilleri, Cezayir, Fas, Tunus, Afganistan, Bangladeş ve Pakistan.

Bu Sefer Şapkadan Çıkan Tavşan Farklı mı?

Hem kısa vadede yukarıda bahsi geçen bu ülkelerle etkin geri kabul ve entegrasyon politikalarının ortaya koyulabilmesi hem de orta ve uzun vadede kaynak ülkelerde göçe sebep olan unsurların ortadan kaldırılabilmesi ve kapasite artırımının sağlanabilmesi için bu meselenin AB’nin kalkınma politikasının da parçası haline getirilmesi tartışılıyor. Dolayısıyla, Komisyon’un önerileri ışığında bahsi geçen ülkelerle ticaret, komşuluk ve göç ilişkilerini oluştururken, önümüzdeki dönemde AB, göç yönetimine ilişkin oluşturduğu yeni çerçeveyi dikkate alacak.

Komisyonun ortaya koyduğu bu yeni politikanın son yıllarda ortaya atılan birbirinin benzeri politika üretim çabalarından farkları olduğunu söylemek mümkün. Komisyon farklı olarak, ortaya attığı bu çerçeve ile, orta ve uzun vadeli yapısal kalkınma hamleleri öne sürüyor. Başka bir ifadeyle, daha önce pek çok kez denediği gibi günü kurtarma çabasındansa, her kaynak ülke için farklı, kapsamlı bir çözüm arama yoluna giriyor. Şüphesiz ki bu çabanın ne kadar yol alacağı, kısa bir Don Kişot hikayesine mi dönüşeceğini zaman gösterecek. Bahsi geçen yeni kalkınma yaklaşımı, mali yardım araçlarının daha yaratıcı, farklı, hedef odaklı, esnek ve hızlı dağıtımına dayanıyor. 

Komisyonun öne sürdüğü plana göre, kaynak ülkelerden göç akının önüne geçilecek mali yardım ve kalkınma politikalarının hayata geçirilebilmesi için özel sektör yatırımlarına her zamankinden fazla pay biçilecek. Bunun için ise yenilikçi yatırım modellerine ihtiyaç duyulacak. Bu çerçevede Komisyon, 2016 yılında AB çapında halihazırda varlığını sürdüren bütün yatırım araçlarını kapsayan, bu araçların deneyimlerinden faydalanan yeni bir yenilikçi yatırım aracını tanıtacağını belirtti. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde AB’nin yenilikçi politikalarla, daha önce görmediğimiz çözüm önerileriyle ortaya çıkması gerekiyor. Aksi halde, seyircilerin tekrar tekrar izledikleri illüzyon gösterisini bir kez daha izlemesi kaçınılmaz olacak.