İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
7-13 MART 2016

İKV`DEN ANALİZ

7 Mart Türkiye-AB Zirvesi: Yeni Bir Uzlaşıya Doğru

7 Mart 2016 tarihinde Brüksel’de Türkiye-AB Zirvesi’ne katılan Başbakan Davutoğlu, AB liderlerini yeni talep ve teklifler sunarak oldukça şaşırttı. Bir gün önce Başbakan’ın Almanya Başbakanı Merkel ve Hollanda Başbakanı Rütte ile yaptığı toplantıda da gündeme gelen mülteci ortak eylem planına yönelik olarak Türkiye’nin masaya getirdiği yeni teklifler şu şekilde sıralanıyor:

-Türkiye'nin Yunan adalarından geri kabul ettiği her bir Suriyeli için Türkiye'den başka bir Suriyelinin bir AB üyesi ülkeye yerleştirilmesi;

-Türkiye’ye öncelikle 3 milyar avroluk mevcut fonun aktarılmasının hızlandırılması ve ek olarak AB’nin Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar için 2018 sonuna kadar 3 milyar avro daha toplamda 6 milyar avro yardım sağlaması;

-Daha önce Ekim 2016 olarak açıklanan vizesiz seyahat tarihinin öne çekilerek en geç Haziran ayı sonuna kadar sağlanması;

-Türkiye ile AB arasındaki devam eden üyelik müzakerelerin canlandırılması için yeni müzakere fasıllarının açılması.

Türkiye’nin AB’ye önerdiği bu tekliflere baktığımızda, vize serbestliği için, AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanması ile aynı tarihin yani Haziran 2016’nın hedeflenmesi makul bir yaklaşımdır. Bu şekilde baştan beri birbiri ile ilişkilendirilen bu iki konunun eş zamanlı olarak yürürlüğe girmesi sağlanmış olacaktır. Öte yandan, Avrupa Komisyonunun 4 Mart tarihinde yayınladığı ikinci vize raporunda belirtilen ve Türkiye’nin yerine getirmesi gereken 46 koşulun bu tarihe kadar tamamlanması gerekecektir.

Bu koşullar arasında pasaportların AB’ye uyumlu hale getirilmesi, pasaport sahteciliğinin önlenmesi, sahil güvenlik birimlerinin güçlendirilmesi, sınır kontrollerinin güçlendirilmesi, ilgili Avrupa Konseyi Sözleşmelerinin imzalanarak onaylanması, göç açısından kaynak teşkil eden ülkelere vize uygulaması getirilmesi, veri güvenliği kanunu gibi bazı kanunların AB ile uyumlu bir şekilde çıkarılması, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kapasitesinin güçlendirilmesi gibi birçok madde bulunmaktadır.

TBMM, hükümet ve ilgili Bakanlıkların bu hedefler doğrultusunda hızla ilerlemeleri gerekmektedir. Bunun yanında, vize serbestliği hedefinin Türkiye’de tüm kesimler tarafından desteklenmesinin yanında, AB’ye vizesiz seyahat mümkün olsa dahi, her zaman AB üyesi devletlerin sınır kapılarından geri döndürülme riskinin de olduğu hatırlatılmalı ve Türk halkı bu çerçevede iyi bir şekilde bilgilendirilmelidir.

Türkiye’nin talep ettiği fonlar ise bir pazarlık unsuru olarak yorumlansa da, AB ile yük paylaşımı açısından ele alınmalıdır. Mülteci meselesinin devam eden bir sorun olduğu ve Türkiye’nin geri kabul mekanizması ile AB’den düzensiz göçmenleri geri almasının beklendiği dikkate alındığında, bir göç yönetimi konusu olarak görülebilecek tüm bu unsurların maliyetini Türkiye’nin tek başına üstlenmesi düşünülemez. O bakımdan bu fonların gerektiği sürece devam etmesi ve yürütülmesinde AB ve Türkiye arasında etkin bir işbirliği elzemdir.

Yunan adalarından geri kabul edilecek her bir Suriyeli için Türkiye’den bir Suriyelinin AB ülkelerine yerleştirilmeleri hususu ise, Suriyelilerin savaştan kaçan kişiler olarak uluslararası koruma hakkına sahip oldukları gerçeği göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. Bu kapsamda, Suriyelilerin AB ülkelerine yerleştirilmeleri, uluslararası hukukun bir gereğidir. Öte yandan, AB’nin Suriyeli mültecileri almak konusunda belirlediği kota olan 160,000 kişi halen AB ülkeleri arasında paylaşılamamıştır. Bazı Üye Devletler üzerlerini düşen kotayı alma konusunu referanduma götüreceklerini açıklamıştır. Birçok AB üyesi devletin gösterdiği bu isteksizlik Suriyeli mültecilerin Türkiye’deki kamplardan AB ülkelerine yerleştirilmesini de haklı ancak gerçekçi olmayan bir hedef haline getirmektedir. Bu durumda, Türkiye’nin hesaplarını AB’deki gerçekleri dikkate alarak yapması önemlidir.

Son olarak Türkiye’nin müzakere sürecinin canlandırılması talebi de haklı bir taleptir. Ancak, Türkiye’nin öngördüğü Enerji, Yargı ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik,  Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları gibi fasılların açılabilmesi için Güney Kıbrıs’ın vetosunun kaldırılması gerektiği hatırlanmalıdır. AB ile mülteci krizi sebebiyle ortaya çıkan bu yakınlaşmanın müzakere süreci üzerinde de olumlu bir ivme yaratabilmesi için Türkiye’nin reform sürecine hız vermesi ve özellikle yargı bağımsızlığı, medya ve ifade özgürlüğü gibi konularda AB standartlarını dikkate alması büyük önem taşımaktadır.