İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 EYLÜL 2017

AB GÜNDEMİ: Almanya’nın Seçimi: AB’nin Geleceği ve Türkiye-AB İlişkileri İçin Ne Vaat Ediyor?

Almanya’nın Seçimi: AB’nin Geleceği ve Türkiye-AB İlişkileri İçin Ne Vaat Ediyor?

24 Eylül 2017 tarihinde gerçekleşen federal seçimlerde beklendiği gibi ipi göğüsleyen Hristiyan Demokratların lideri Angela Merkel oldu. Dördüncü defa başbakan olacak Merkel’i önümüzdeki günlerde zorlu koalisyon görüşmeleri beklerken ilk defa radikal sağ partinin meclise girmesi ise bu seçimin kötü bir sürprizi oldu. Tüm bunların AB’nin geleceği ve son dönemde gerginleşen Türkiye-AB ilişkileri açısından yansımaları olacak.

Son yıllarda seçimler tıpkı Brexit referandumunda ve ABD seçimlerinde olduğu gibi en tecrübeli anket şirketlerini bile şaşırtacak şekilde sonuçlanıyor. Öte yandan yükselen popülizm karşısında merkezde yer alan partilerin ve daha ılımlı siyasi görüşlerin ise iktidarlarını oy kaybına uğrayarak koruyabildikleri görülüyor. Özellikle Brexit sonrasında, bu yıl AB’nin geleceği masaya yatırılmışken Hollanda, Fransa ve son olarak Almanya’da art arda gelen seçimler, AB’nin önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceği açısından da büyük önem taşıyordu. Tüm bunların ortasında Almanya’da seçimler öncesi çok da büyük bir sürpriz beklenmiyor; her ne kadar ilkbahar döneminde Avrupa Parlamentosu başkanlığını bırakarak Sosyal Demokrat Parti’nin (Sozialdemokratische Partei Deutschlands - SPD) başına geçen Martin Schulz’un etkisiyle “büyük koalisyon”un ortağı iki partinin arasındaki fark son derece azalsa da, anketler bu rüzgârın kısa süreli olduğunu ve yaklaşık yüzde 38 oy oranıyla Merkel’in dördüncü defa başbakan seçileceğini gösteriyordu. Kısacası makul Alman seçmeni, 24 Eylül akşamı kimseyi şaşırtmayacak sonuçlar ortaya koyacaktı. Nitekim beklenen oldu, Angela Merkel seçimlerden galip ayrıldı. Ancak bu, beklenenin aksine damakta kötü bir his bırakan bir zafer oldu. “Büyük koalisyon”un iki ortağı da bir önceki seçime oranla ciddi oy kaybı yaşadılar, SPD savaş sonrası dönemdeki en kötü seçim sonucunu elde etti. Tüm bunların ötesinde asıl sürprizi “utangaç seçmen” yaptı; kamuoyu araştırmalarının gösterdiğinin çok daha üstünde oy alarak Almanya için Alternatif Partisi (Alternative für Deutschland - AfD) 89 vekille Bundestaga girdi.

24 Eylül seçimlerinin sonuçlarını değerlendirmeden önce kısaca Almanya’daki seçim sistemine bakmak gerekiyor. Hâlihazırda 61,5 milyon seçmenin bulunduğu Almanya’da, bu seçmenlerin 31,7 milyonu kadın, 29,8 milyonu erkek ve 22 milyonu 60 yaş üzeri.  En fazla seçmenin yaşadığı bölgeler ise Kuzey Ren-Vestfalya (13,2 milyon kişi), Bavyera (9,5 milyon kişi) ve Baden-Württemberg (7,8 milyon kişi). Federal seçimlerde oy pusulasında seçmenler iki tercih yapıyorlar. İlkinde, doğrudan aday gösterilen politikacılardan kendi bölgelerini temsil edecek ismi seçiyor; ikincisinde, seçimlere katılan partiler arasında bir tercih yapıyorlar. 598 sandalyeye sahip Almanya Parlamentosunun alt kanadı Bundestag’a 299 milletvekili kendi bölgelerini temsilen doğrudan giriyor. Geri kalanlar ise partilere verilen oy oranlarına göre dağılıyor. Bunun dışında siyasi partilerin Bundestag’a girebilmeleri için yüzde 5’lik seçim barajını da aşmaları gerekiyor.

Seçim Sonuçları Neyi Gösteriyor?

Katılım oranı yüzde 76,2 olarak gerçekleşen seçimlerin sonucunda, Hristiyan Demokrat Birlik (Christlich Demokratische Union – CDU) seçimlere birlikte girdiği Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (Christlich-Soziale Union in Bayern – CSU) ile birlikte oyların yüzde 33’ünü alarak beklendiği gibi seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Onu “büyük koalisyon”daki ortağı SPD yüzde 20,5 oyla izledi. Üçüncü parti yüzde 12,6 ile AfD olurken onu yüzde 10,7 ile Hür Demokratlar Partisi (Freie Demokratische Partei – FDP), yüzde 9,2 ile Sol Parti (Die Linke) ve yüzde 8,9 ile Yeşiller Partisi (Bündnis 90/Die Grünen) izledi.

Tablo 1: Almanya Federal Seçimlerinin Sonuçları

Kaynak: Deutsche Welle

Aslına bakıldığında Merkel dördüncü defa seçilerek, Konrad Adenauer ve Helmut Kohl’den sonra Almanya tarihinde üçüncü defa en uzun süre başbakanlık yapmış kişi olacak. Ancak bu zafere gölge düşüren iki unsur dikkat çekiyor. İlki, CDU/CSU’nun geçen seçimlere kıyasla yaklaşık yüzde 8,5 oranında oy kaybetmesi; ikincisi ise AfD’nin üçüncü parti olarak parlamentoya girmesi. Hristiyan Demokratların eriyen oylarının ve AfD’nin yükselişinin sebebi olarak ise Merkel’in mültecilere yönelik izlediği açık kapı politikası gösteriliyor. Seçim sonuçlarına bakıldığında AfD’ye, “büyük koalisyon”un ortakları Hristiyan Demokratların 980 bin, Sosyal Demokratların ise 470 bin oy kaptırdığı görülüyor. Nitekim AfD seçmenleri arasında yapılan araştırmalara göre, seçmenlerin yüzde 89’u Merkel’in açık kapı politikasının Alman vatandaşlarının endişelerini göz ardı ettiğini düşünüyor, yüzde 85’i daha güçlü sınır kontrolleri istiyor ve yüzde 82’si ise 12 yıllık Merkel iktidarının artık sona ermesi gerektiğini düşünüyor. Kaderin ilginç bir cilvesi olsa gerek; seçim sonuçları AfD’nin en çok oy aldığı bölgelerin, göçmenlerin en az yoğun olarak bulunduğu bölgeler olduğunu gösteriyor.

Almanya Seçimlerinin Sonuçları AB’yi ve Türkiye ile Olan İlişkileri Etkileyecek

24 Eylül akşamı ortaya çıkan tablo, Almanya’nın önümüzdeki dönemde yine bir koalisyonla idare edileceğini gösteriyor. Bu noktada üç seçenekten bahsetmek mümkün. İlki mevcut “büyük koalisyon”un devamı, yani CDU/CSU ile SPD koalisyonu. Merkel, seçim sonrası yaptığı konuşmada, Sosyal Demokratlar ile koalisyon kurmaya yeşil ışık yakmış olsa da savaş sonrası dönemin en düşük oyunu alan SPD’nin lideri Martin Schulz bu sefer muhalefette kalarak yaralarını sarmayı ve partiyi toparlamayı tercih edeceğini belirtti. Diğer seçenek ise “Jamaika” denilen Hristiyan Demokratlar, Hür Demokratlar ve Yeşiller koalisyonu. Bununla ilgili de çeşitli sıkıntılar mevcut. Hâlihazırda CDU’nun kardeş partisi CSU’nun lideri ve Bavyera eyaleti başbakanı olan Horst Seehofer, 2018’de yapılacak eyalet seçimleri sonrasında da bu görevini devam ettirmek istiyor. Seçimlerden üçüncü parti olarak çıkan AfD’ye daha fazla oy kaptırmamak için tutumunu sertleştirmesi bekleniyor. Öte yandan diğer koalisyon ortakları arasında bir denge kurmak da çok kolay gözükmüyor. Son seçenek olarak da erken seçime gidilmesi telaffuz ediliyor. Ancak böylesine bir hamlenin radikal sağı daha da güçlendirebileceği göz önünde bulundurulduğunda kimse bu seçeneği düşünmek istemiyor.

Fransa seçimlerinde AB yanlısı Macron’un galibiyetinden sonra, AB’nin geleceğinin tartışıldığı bir dönemde yeniden güçlü bir Almanya-Fransa ekseninin oluşturulabileceği konuşuluyordu. Ancak Almanya seçimlerinin ardından Merkel’in sönük zaferi ve Macron’un görüşlerini büyük ölçüde paylaşan Sosyal Demokratların artık iktidarda olmayacağından hareketle AB’nin geleceği konusunda endişe bulutlarının çok daha hızlı dağılmayacağını söyleyebiliriz. Öte yandan potansiyel koalisyon ortağı Hür Demokratların, Macron’un Avro Alanı konusundaki görüşlerini desteklemedikleri biliniyor.

Seçim öncesinde tarihinin en gergin dönemlerinden birini yaşayan Türkiye-Almanya ilişkileri açısından bakıldığında ise Almanya’da hangi koalisyon iktidara gelirse gelsin gerginlik öncesi günlere dönüşün çok hızlı olmayacağı ortada. Arzu edilen her iki tarafın da ilişkileri daha fazla germeyen mutedil bir dil kullanması. Ancak Merkel’in Bundestag’da üçüncü parti konumundaki AfD’nin baskısı nedeniyle kısa vadede seçim öncesi belirtilen yeni Türkiye politikasından geri adım atmayacağı öngörülebilir. Ayrıca pek çok uzman, seçim sonuçlarını radikal partiler lehine etkileyen mülteci politikasında önümüzdeki dönemde sertleşme olmasını bekliyor. Bu durumda akıllara iki soru geliyor: İlki, Türkiye ile mülteci uzlaşının geleceğinin ne olacağı; ikincisi, Almanya’da yaşayan 3 milyona yakın Türk kökenli nüfusun bu durumdan nasıl etkileneceği. Seçim öncesinde AfD’li Gauland’ın Türk kökenli Federal Uyum Bakanı Özoğuz için ırkçı ifadeler kullandığını bu noktada hatırlamak gerekiyor. Dolayısıyla uyum ve entegrasyon konusunda bugüne kadar elde edilen kazanımların yitirilmemesi, hem Almanya’da yaşan Türk kökenli vatandaşlar açısından hem de Türkiye-Almanya ilişkileri açısından son derece önemli.

Çisel İleri, İKV Araştırma Müdürü