İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 EYLÜL 2017

AB’NİN GELECEĞİ: 2017 Birliğin Durumu Konuşması: Satır Araları ve AB İçin Altıncı Senaryo

2017 Birliğin Durumu Konuşması: Satır Araları ve AB İçin Altıncı Senaryo

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, 13 Eylül 2017 tarihinde, Strazburg’da AP üyelerine hitaben “Birliğin Durumu” konuşmasını gerçekleştirdi[*]. Lizbon Antlaşması’nın getirdiği yeniliklerden biri olan Birliğin Durumu konuşması, Komisyonun yıllık politika önceliklerine ve sunacağı girişimlere ışık tuttuğu ve AP üyelerine görüşlerini sunma imkânı verdiği için yılın en önemli politika olaylarından biri olarak anılıyor ve 2010 yılından bu yana her yıl AB çevrelerince yakından takip ediliyor. Bu yılki Birliğin Durumu konuşması, Avrupa bütünleşmesinin gelecekte izleyeceği rotaya ilişkin içerdiği ipuçları nedeniyle heyecanlı bir bekleyişe sahne oldu.

Juncker Komisyonu’nun, Brexit ve mülteci krizinin damga vurduğu görev süresinden umut verici bir miras yaratmak için fazla zamanı kalmadı. Birliğin Durumu konuşması; Juncker Komisyonu’nun, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma sürecini yöneten Komisyon değil, Avrupa bütünleşmesine yeni bir ivme kazandıran ve adeta AB’nin küllerinden doğmasını sağlayan Komisyon olarak hatırlanmak için atacağı adımları ortaya koyma şansı tanıdığı için önemle bekleniyordu.

Komisyonun Politika Programı: Öngörülen Girişimler Mercek Altında

Juncker’in üçüncü Birliğin Durumu konuşmasında, AB’nin varoluşsal krizden geçtiği değerlendirmesiyle söze başladığı geçen yılki konuşmasına kıyasla daha iyimser bir ton hâkimdi. Sondan ikinci Birliğin Durumu konuşması, içerdiği iddialı reformlar nedeniyle bazı analistler tarafından Juncker’in “Jacques Delors anı” olarak nitelendirildi. “Daha bütünleşmiş, daha güçlü ve daha demokratik bir AB” teması çerçevesinde şekillenen Birliğin Durumu konuşmasında, Juncker Bratislava Zirvesi ve Roma Antlaşması’nın 60’ıncı yıl dönümü gibi vesilelerle Üye Devletlerin birbirlerine ve AB’ye olan bağlılık yeminlerini tazelediklerine dikkat çekti ve “Yelkenlerimizdeki rüzgârı yakalayalım” diyerek yakalanan ivmenin sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi.

Juncker, konuşmasının ilk bölümünde; ticaret, sanayi, siber güvenlik, göç ve mülteci krizi gibi alanlarda önümüzdeki dönemde sunacağı girişimler hakkında bilgi verdi. Avustralya ve Yeni Zelanda ile STA müzakerelerine başlanması, STA müzakere yetki belgelerinin şeffaflığının artırılması, AB’de stratejik yatırımlarda bulunmak isteyen yabancı firmaların yakın takibe alınması ticaret alanında öngörülen girişimleri oluşturdu. Yeni bir Sanayi Politikası Stratejisi’nin açıklanması, siber saldırılara karşı Avrupa Siber Güvenlik Ajansı’nın kurulması ve düzensiz göçmenlerin geri gönderilmesi, yasal yollar ve Afrika ile dayanışmanın artırılması konularında teklifler sunulması, Juncker Komisyonunun öngördüğü diğer girişimlerin satır başlarını oluşturdu.

Juncker’in Altıncı Senaryosu

2017 Birliğin Durumu konuşması, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma kararı alması sonrasında başlatılan ve Komisyonun, Mart 2017’de açıkladığı beş farklı gelecek senaryosu ortaya koyan Beyaz Kitap ile hız kazanan Avrupa bütünleşmesinin geleceğine dair muhakeme sürecinde, Juncker’e AB’nin geleceğine dair kendi vizyonunu ortaya koyma fırsatı sunduğu için önem taşıyordu. Nitekim Juncker, Eylül ayı başında Politico’ya verdiği mülakatta, bu yılki Birliğin Durumu konuşmasının 2018 yılında gerçekleştireceği konuşmaya kıyasla daha önemli olduğu mesajını vermiş ve kendi görüşlerini aktaracağını duyurmuştu.

Avrupa bütünleşmesinin farklı evrelerinde; uzun yıllar Lüksemburg Başbakanı ve Avro Grubu Başkanı şimdi de Komisyon Başkanı gibi farklı rollerde edindiği deneyimi ve Avrupa projesine olan derin bağlılığını yansıtan oldukça duygusal bir konuşma gerçekleştiren Juncker, “Muhakemeden eyleme geçme zamanı geldi” sözleriyle Beyaz Kitap’ta ortaya koyduğu beş senaryoya bir yenisini ekledi: “Daha bütünleşmiş, daha güçlü ve daha demokratik bir Birlik”. Juncker bu kapsamda, AB’nin geleceğinin; özgürlük, eşitlik ve hukukun üstünlüğü temel değerlerinin üzerine inşa edilmesi gerektiğini ortaya koydu.

Daha bütünleşmiş bir Birliğin aynı zamanda daha kapsayıcı bir birlik olması gerektiğinin altını çizen Juncker; Avrupa bütünleşmesinin en önemli başarı hikâyelerini ve çok vitesli Avrupa’nın en belirgin örneklerini oluşturan sınır kontrollerinin bulunmadığı Schengen Alanı’na ve tek para birimini kullanan 19 ülkenin dahil olduğu Avro Alanı’na atıfta bulundu. Bu bağlamda Juncker, AB sınırlarının güvenliğinin artırılması için 2007 yılında AB üyesi olan Bulgaristan ve Romanya’nın bir an önce, 2013 yılında üye olan Hırvatistan’ın da gerekli koşulları getirir getirmez Schengen Alanı’nda dahil olması gerektiğini vurguladı.

“Opt out” (dışında kalma hakkı) elde eden iki ülke (Danimarka ve Birleşik Krallık) dışındaki tüm üye ülkelerin Maastricht kriterlerini karşılamaları halinde tek para birimini benimseme yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatan Juncker, Avro’nun; belli bir grubun değil, AB’nin tamamının tek para birimi olarak tasarlandığının altını çizdi. Bu kapsamda Juncker, Avro Alanı’na dahil olmak isteyen ülkeleri teşvik etmek üzere teknik ve finansal destek sağlayacak Avro Alanı Katılım Aracı’nın hayata geçirilmesini önerdi. Juncker’in üzerinde durduğu diğer hususlar ise Bankacılık Birliği’nin bir an önce tamamlanması, üye ülkeler arasında Avrupa Sosyal Haklar Sütunu üzerinde uzlaşmanın sağlanması ve sosyal adalete dair ortak bir anlayış geliştirilmesi amacıyla Avrupa Sosyal Standartlar Birliği oluşturulması doğrultusunda çalışılmasıydı.

Juncker’in konuşmasında öne çıkan bir diğer tema; eski Doğu Bloku ülkelerinde gıdadan kozmetiğe Batı Avrupa’daki muadillerine kıyasla daha düşük kalitede ürünlerin piyasaya sürülmesi oldu. Nitekim Macaristan Başbakanı Victor Orbán bunu “son dönemin en büyük skandalı”, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ise “gıda apartheid’ı” olarak nitelendirmişti. “Eşitler Birliğinde ikinci sınıf tüketiciler olamaz” sözleriyle yasal olmayan bu tür uygulamalara tepki gösteren Juncker, bunların önüne geçilmesi için ulusal gıda otoritelerine daha fazla yetki verilmesi gerektiğini savundu.

Konuşmasında, genişleme politikasına da değinen Juncker, AB’nin komşu bölgelerde istikrarı sağlamak istiyorsa Batı Balkan ülkelerine inandırıcı bir üyelik perspektifi sunmayı sürdürmesi gerektiğini kaydetti. Temmuz 2014’te görevine başlamadan yaptığı açıklamayı yineleyen Juncker, hiçbir aday ülkenin üyeliğe hazır olmadığını belirterek, mevcut Komisyonun görev süresi doluncaya kadar, yani 2019 sonuna kadar yeni bir genişleme dalgasının gerçekleşmeyeceğini kaydetti. Buna rağmen AB’nin genişlemeyi sürdüreceğinin sinyallerini veren Juncker, AB’nin bundan sonraki süreçte 27 üyeden daha kalabalık olacağının altını çizdi ve aday ülkeleri; hukukun üstünlüğü, adalet ve temel haklara en önemli önceliği vermeye çağırdı. Juncker’in Türkiye’ye yönelik sözleri, Batı Balkan ülkelerine ilişkin sözleri karşısında oldukça eleştireldi. Türkiye’nin dev adımlarla AB’den uzaklaşmakta olduğu görüşünü paylaşan Komisyon Başkanı’nın hedefinde hukukun üstünlüğü, basın ve ifade özgürlüğü vardı.

Juncker, sözlerini Tek Pazar’a değinerek sürdürdü. Tek Pazar konusunda, karar almanın daha etkili hale getirilmesi doğrultusunda nitelikli çoğunluk metodunun yaygınlaştırılması gerektiğini savunan Juncker, Ortak Konsolide Kurumlar Vergisi Matrahı, KDV ve finansal işlemler vergisi gibi konularda nitelikli çoğunluk metodunun geçerli olması gerektiğinin altını çizdi.

Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) durumunu değerlendiren Juncker, Avro Alanı’nın şoklara karşı daha dayanıklı hale geldiğini vurgularken Avrupa İstikrar Mekanizması’nın kademeli olarak Avrupa Para Fonu’na evirilmesi gerektiğini belirtti. EPB ile ilgili sözlerine, EPB’nin geleceğine yönelik tekliflere atıfta bulunarak devam eden Juncker, Avro Grubu’na başkanlık edecek ve aynı zamanda AB’nin krizdeki ülkelere yönelik finansal araçlarının eşgüdümünü sağlayacak bir Avrupa Ekonomi ve Maliye Bakanı atanması gerektiğini belirtti. Juncker, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avro Alanı için ayrı bir parlamento ve ayrı bir bütçe oluşturulması yönündeki görüşlerine ise “paralel yapılar oluşturmaya gerek yok” diyerek karşı çıktı. Juncker’in bu sözleri, EPB’nin geleceği konusunda Merkel’in görüşlerine daha yakın bir çizgi benimsediği şeklinde yorumlandı.

Juncker’in AB’nin güvenliğinin sağlanması konusunda değindiği temel konulardan biri terörle mücadele oldu. AB’nin terörle mücadele konusunda daha da güçlenmesi gerektiğini savunan Juncker, ulus aşırı terör tehditlerinin daha etkili şekilde ele alınabilmesi için teröristler ve yabancı savaşçıların verilerinin istihbarat teşkilatlarıyla otomatikman paylaşılmasını sağlamak üzere bir Avrupa istihbarat birimi oluşturulması ve Avrupa Savcılık Ofisinin ulus aşırı terör suçlarını kovuşturmakla görevlendirme çağrısında bulundu.

AB’nin daha güçlü bir küresel aktör olması gerektiğini kaydeden Juncker’in, Birliğin uluslararası arenadaki ağırlığının artırılması için getirdiği öneri; dış politika alanında karar almanın hızlandırılması oldu. Bu kapsamda Juncker, Üye Devletleri karar almanın oybirliğinden nitelikli çoğunluk esasına kaydırılabileceği alanları belirlemeye teşvik etti. Son dönemde Avrupa Savunma Kış Paketi ve Avrupa Savunma Fonu gibi girişimlerle gündemde olan savunma alanında ise ileride atılacak adımların belirlenmesi gerektiğinin altını çizen Juncker, NATO’nun da desteklediği üzere Avrupa Savunma Birliği’nin 2025’e kadar hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kurumsal reformlara odaklanan Juncker, AB’nin daha fazla katma değer yaratabileceği alanlara ağırlık vermesi gerektiğini savundu. Bu çerçevede orantısallık ve yerindelik ilkelerinin önemi üzerinde duran Juncker, Komisyon Birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans’ın başkanlığında bir görev gücü oluşturulacağını açıkladı.

Daha demokratik bir Birlik hedefi doğrultusunda Juncker; iyi yönetişim ve AP seçimlerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. AB karşıtı ve aşırıcı partilerin AB fonlarından yararlanmalarının önüne geçilmesi amacıyla siyasi partilere ve vakıflara finansman sağlanmasına ilişkin yeni kurallar getirildiğini duyuran Juncker, Avrupa seçimleri için ulus aşırı listeler oluşturulması görüşünü savundu. Beyaz Kitap sürecinde AB’nin geleceğine yönelik farklı platformlarda, yüzlerce görüşme ile sürdürülen tartışmaların, 2018 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ortaya koyduğu gibi AB genelinde demokratik konvansiyonlarla devam ettirilmesi gerektiğini belirtti.

Juncker’in daha demokratik bir Birlik hedefi kapsamında üzerinde durduğu diğer noktalar ise Komisyon üyelerinin AP seçimlerine herkesle eşit kurallarda aday olabilmelerini sağlayan ve görev süreleri dolduktan sonraki davranışlarını da bağlayan yeni kuralların oluşturulması ve ilk kez kendisinin Komisyon Başkanı seçilmesine vesile olan 2014 AP seçimlerinde uygulanan öncü adaylar “Spitzenkandidaten” sürecinin devam etmesiydi.

Juncker’in değindiği kurumsal reformlar arasında AB liderlerinden en fazla tepkiyi alan ise şüphesiz Avrupa Komisyonu başkanlığı ve Lizbon Antlaşması ile oluşturulan AB Konseyi başkanlığı makamlarının birleştirilmesini önermesi oldu. Gemi analojisine sıkça başvurduğu konuşmasında, bu önerisini “Gemiyi idare eden tek kaptan olursa Avrupa daha iyi anlaşılır” sözleriyle destekleyen Juncker’in bu önerisi, farklı tepkiler aldı. Bazıları Juncker’in bu öneriyi federal eğilimlerin yüksek olduğu AP’nin takdirini kazanmak, diğerleri ise tartışma yaratmak için ortaya koyduğu yorumunda bulundular. AB liderlerinden Danimarka Başbakanı Lars Rasmussen ise Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Konseyin üye ülkeleri temsil eden önemli bir kurum olduğunu belirterek, kurumların yetki ve rollerinin karıştırılmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Juncker’in Yol Haritası

Juncker, altıncı senaryo olarak nitelendirdiği “daha bütünleşmiş, daha güçlü ve daha demokratik bir AB”ye erişmek için Mart 2019’a kadar yapılması gerekenleri içeren yol haritasını AB Konseyi dönem başkanlığını yürütecek ülkeler olan Estonya, Bulgaristan, Avusturya ve Romanya liderleri ile AB kurumlarının başkanlarına ilettiğini açıkladı. Bu kapsamda, Mart 2018’de AB bütçesinin geleceğine dair sunulacak planın yukarıda söz edilen girişimlerin yerine getirilmesinde belirleyici olacağının altını çizdi.

Brexit’e de AB’nin geleceği bağlamında yalnızca kısaca değinen Juncker, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması öngörülen 29 Mart 2019 tarihinin AB için oldukça üzücü ve trajik bir an olacağını ifade ederken bu tarihten bir gün sonrasına odaklandı ve AB’nin 27’ler Avrupası’na dönüşeceği 30 Mart 2019’a güçlü şekilde hazırlanması gerektiğini vurguladı. Juncker, bu tarihte, AB Dönem Başkanı Romanya’nın ev sahipliğinde Sibiu şehrinde; daha bütünleşmiş, daha demokratik ve daha güçlü bir Birlik yaratmak için gerekli kararları almak üzere özel bir zirvenin toplanması çağrısında bulundu.

30 Mart 2019’da AB vatandaşlarının, nasıl bir Avrupa’ya uyanacaklarının da demokrasiyle bir sonraki randevuları olan Mayıs 2019 AP seçimlerindeki tavrını da belirleyeceğine dikkat çeken Juncker, reformların uygulanmasının önemine değindi. Juncker son olarak, AB vatandaşlarının AP seçimleri için sandığa gittiklerinde AB’nin kendilerine yarar sağlayan bir oluşum olduğundan zerre şüphe duymadan oy kullanmalarının reformların gerçekleştirilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Çok Vitesli Değil, Tek Vitesli Avrupa mı?

Beyaz Kitap sürecindeki tartışmalar, AB için Brexit sonrasında “çok katmanlı” ya da “çok vitesli” bir geleceğe işaret ederken Juncker’in konuşmasında Avrupa bütünleşmesi için AB-27’nin hep birlikte ileriye gideceği bir geleceği tasvir etmesi oldukça çarpıcıydı. “Çok vitesli Avrupa”, AB bütünleşmesinin itici gücü Fransa ve Almanya tarafından destekleniyor. Bu görüş, 6 Mart 2017 tarihinde, Versay’da Avro Alanı’nın en güçlü dört ekonomisini bir araya getiren mini zirvede, İtalya ve İspanya tarafından da benimsenmişti. Hatta Komisyon Başkanı’nın da Avrupa bütünleşmesi için tercih ettiği rotanın çok vitesli Avrupa olduğu görüşü yaygındı. Buna karşın konuşmasında hâlihazırda çok vitesli Avrupa’nın uygulanmakta olduğu iki temel proje olan 22 üye ülkeyi kapsayan Schengen Alanı ve 19 üye ülkeyi kapsayan Avro Alanı’nın tüm üye ülkeleri kapsaması gerektiğine dikkat çekmesi, Komisyon Başkanı’nın bu düşünceden uzaklaştığını ortaya koydu. Juncker’in çok vitesli Avrupa’yı destekleyen bir açıklama yapmaması, ikinci sınıf AB üyesi olarak nitelendirilecekleri korkusunu taşıyan Doğu Avrupalı üye devletleri bir nebze rahatlatsa da Avrupa bütünleşmesinin gelecekteki rotasına ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı


[*]2017 Birliğin Durumu konuşmasının İKV uzmanları tarafından hazırlanan çevirisine erişmek için tıklayınız.