İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 EKİM 2017

AB`NİN GELECEĞİ: Macron’un Daha Demokratik ve Bütünleşmiş Avrupa Projesi

Macron’un Daha Demokratik ve Bütünleşmiş Avrupa Projesi 

Politik kimliğinin önemli bir parçasını oluşturan AB yanlısı fikirleriyle ön plana çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kurguladığı “Avrupa Projesi”ni hayata geçirme sinyallerini vererek AB’nin geleceğinde söz sahibi olmak istediğini bir kez daha gösterdi. Brexit’in yanı sıra Avusturya, Hollanda ve Fransa’daki seçimlerde Avrupa şüphecisi politikacıların kazandığı yüksek oy oranları, Avrupa bütünleşmesinde tehlike çanlarının çalmaya başladığının sinyallerini vermişti. Bu anlamda katı Avrupa şüphecisi, sistem ve göç karşıtı Marine Le Pen’e karşı ezici bir galibiyet kazanan Macron, aynı zamanda popülist görüşlere karşı sembolik bir zafer de kazandı. Bu nedenle politik gündemini AB çerçevesinde şekillendiren siyasi kariyerinin başındaki 25’inci Fransa Cumhurbaşkanı, AB’nin savunduğu liberal ve çok kültürlü değerlerin yeni yüzü haline geldi.

AB şüpheciliği ve sağ popülizme karşı ulusal seçimlerde kazanılan zaferin devam etmesi için Avrupa’nın geleceğini kurgulama senaryolarının somut politikalara dönüşmesi gerekiyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, 13 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirdiği Birliğin Durumu konuşmasında “daha bütünleşmiş, daha güçlü ve daha demokratik bir Avrupa inşa etmenin tam zamanı” olduğunu belirtti. Geçen yıl gerçekleşen Bratislava Zirvesi’nde kabul edilen rotaya sadık kalınması gerektiğini vurgulayan Juncker, ortak politika alanlarında atılması gereken adımlara da değindi.

Komisyon Başkanı’nın konuşmasından 13 gün sonra Fransa Cumhurbaşkanı Macron da  “daha güçlü, bütünleşmiş ve demokratik bir Avrupa” oluşturmak için Avrupalıların ipleri eline alması gerektiğini dile getiren bir konuşma gerçekleştirdi. Ortak politika alanlarında gereken değişimler hakkındaki önerilerini aktaran Fransa Cumhurbaşkanı Macron, küreselleşme sürecine uyumun önemine dikkat çekti. Küreselleşmenin yarattığı eşitsizlikler ve krizlerle mücadele edip süreci, bireylerin ve ulusların yararına çevirmek için Avrupalıların ayrışma noktalarına değil, ortak değerlere odaklanması gerektiğini belirtti. “Avrupalıların, Avrupa için mücadeleyi bıraktıkları için şu anki sorunların yaşandığını” dile getiren Macron, AB’nin geleceğinin politikacıların yanı sıra vatandaşların da sorumluluğunda olduğu mesajını verdi. Bu yönüyle umut vadeden ve etkileyici olarak nitelendirilen konuşma, diğer yandan sunulan önerilerin uygulanabilirliği konusunda kafalarda birçok soru işareti bıraktı. 

 “Yeni Avrupa” İçin Gereken Dönüşümler

Yaklaşık iki saat süren konuşmasında, Birliğin mevcut durumu ve geleceği hakkındaki eleştiri ve önerilerine yer veren Fransa Cumhurbaşkanı beş anahtar kelimenin önemine dikkat çekti: Güvenlik, egemenlik, işbirliği, küresel ısınma ve Dijital Tek Pazar. Emmanuel Macron, AB’nin günümüzde “zayıf, yavaş ve etkisiz” olduğu eleştirisinin ardından Avrupa’da “ortak stratejik kültür”ün olmadığını dile getirdi. Bunun yanında, etkili bir şekilde ortak hareket etme kapasitesinin eksikliği ve Üye Devletlerin farklı siyasi ve ekonomik dinamiklere sahip olması gibi etkenlerin, Birliğin güvenilirliğini zedelediğini de sözlerine ekledi. Var olan sorunları kabul ederek tepkilerin ve şüphelerin haklı olduğu imajını veren Macron, eleştirileri reddetmek yerine onları kabul etmeyi tercih etti. Aynı zamanda ortak bir stratejik kültür oluşturulması konusunda her bir Avrupalının sorumluluğu olduğunu vurgulayarak Avrupa’nın geleceğinde vatandaşların aktif rol alması gerektiğini belirtti. Çok yönlü ve eş zamanlı gerçekleştirilmesi gereken politika değişiklikleri öngören Macron’un önerilerinin merkezinde “ortak hareket etme” yer alıyor (Bkz. Tablo).  27 üye ülkenin çok kültürlülüğü içerisinde kusursuz bir işbirliği hayal eden Fransa Cumhurbaşkanı’nın önerilerinin en fazla eleştirildiği ve “ütopik” bulunduğu nokta da işte burada: Üye ülkeler arasındaki mevcut ekonomik, mali ve sosyal farklılıklarının birkaç yılda aşılarak ortak standartlar benimsenmesinin gerçekçi olmadığı savunuluyor.

Tablo: Macron’un “Yeni Avrupa” Projesinde Ön Plana Çıkan Öneriler

Macron’un fikirleri, bazıları tarafından heyecan verici bulunsa da başta Almanya olmak üzere Üye Devletlerin liderleri söz konusu önerilere temkinli yaklaşmayı tercih etti. 24 Eylül’deki Almanya federal seçimlerini kazanarak dördüncü dönem başbakan seçilen Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı ile görüşeceklerini açıklamış olsa da Macron’un heyecanını paylaşmadığı aşikâr. Kendisini Avrupa bütünleşmesindeki itici güç olarak konumlandıran Fransız lider, kolay yılmayan bir karaktere sahip; ancak, Avrupa’nın geleceğini kendi vizyonu çerçevesinde şekillendirmek için çok fazla kişiyi ikna etmesi gerekiyor.

Doğup büyüdüğü Amiens şehrinde 6 Nisan 2016 tarihinde başlattığı ne sağ ne de sol görüşlü En Marche! Hareketi’yle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zafer kazanan Macron, aynı zamanda cumhuriyet tarihinde yeni bir dönemi başlatan kişi. Yenilikçi, hırslı ve özgüveni yüksek karakterinin ve doğru stratejilerinin yanı sıra The Economist’te belirtildiği üzere Macron, seçim sürecinde oldukça şanslıydı. Şanslı sürecin ne kadar devam edeceği belli olmasa da anketler Emmanuel Macron’un popülaritesinin giderek azaldığını gösteriyor. Le HuffPost ve CNews için düzenlenen anketler, haziran ayında yüzde 39 olan Macron karşıtlığının eylül ayında yüzde 56’ya yükseldiğini belirtiyor. Buna ek olarak, işsizlik, güvenlik, göç ve vergi konularının en önemli sorunlar olarak nitelendirildiği Fransa’da, vatandaşların sadece yüzde 7’si ekonominin iyiye gittiğini düşünüyor. Bu anlamda, Macron’un hem ulusal bağlamda hem de AB konusunda savunduğu politikaların hızlı ve etkili sonuçlar vermesi Fransa Cumhurbaşkanı için önem arz ediyor. Özellikle Almanya ile güçlendirilecek ticari ve politik işbirliğinin getireceği olumlu sonuçların bu nedenle kritik olduğunun altını çizmek gerekiyor. Macron’un, Fransız siyasal sisteminde yarattığı değişimi Avrupa bütünleşmesinde de gerçekleştirmeyi amaçladığı düşünülüyor. Bunu gerçekleştirebilmesi ise Sorbonne Üniversitesi’nin amfi tiyatrosunda savunduğu fikirlerin, diğer üye ülkelerin politikacıları ve vatandaşları tarafından benimsenmesiyle mümkün olabilir.

François Mitterrand ve Charles De Gaulle’ün İzinde

“Ne sağ ne de sol” olarak başladığı politik yolculuğuna hem sağ hem de sol olarak devam eden Macron, Fransız siyasetini yönlendirmiş iki önemli liderin izinden gittiğini her fırsatta vurguluyor: Charles De Gaulle ve François Mitterrand. Nitekim 13’üncü yüzyılda inşa edilen Sorbonne Üniversitesi’nin amfi tiyatrosunda, Avrupa’nın geleceği hakkında konuşmayı tercih etmesi de bunu kanıtlıyor. 1991 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Mitterrand ile Fransız politikacı Philippe Séguin arasında gerçekleşen referanduma sunulması öngörülen Maastricht Antlaşması’na ilişkin tartışmaya yine Sorbonne Üniversitesi ev sahipliği yapmıştı. Sıkı bir AB taraftarı olan Mitterrand, Fransız halkına referandumda “Evet” oyu kullanma çağrısında bulunmuş ve güçlü muhalif fikirlere rağmen Avrupa bütünleşmesinin derinleşmesini savunmuştu. Bu nedenle de yüzde 51’lik oy oranıyla antlaşmanın kabul edildiği referandum 20 Eylül 1992 gününü Fransa ve AB için tarihi bir gün olarak nitelendirmişti.

Avrupa bütünleşmesi konusunda iki zıt görüşün bir araya gelmesinden 26 yıl sonra, Birliğin zor günler geçirdiği bu dönemde Emmanuel Macron Mitterrand’ın mirasını devralmış gibi görünüyor. Sembollere ve tarihi referanslara önem veren merkeziyetçi liderin Sorbonne’da savunduğu görüşler sayesinde Mitterrand’ın kazandığı başarıyı elde etmeyi umut ettiğini de söyleyebiliriz.  Her ne kadar Macron’un AB bütçesi ve Avro Alanı konusunda destek istemesi, Almanya tarafında pek coşkuyla karşılanmasa da Macron kolay pes edecek gibi görünmüyor. 22 Ocak 2018’de Fransa ile Almanya arasında yeni bir Elysée Anlaşması imzalanmasını teklif eden Macron, iki ülke arasındaki işbirliğinin 2024’e kadar güçlendirilmesini arzuladığını dile getirdi.  Bu yönüyle Charles de Gaulle ile Konrad Adenauer’in 22 Ocak 1963’te imzaladığı işbirliği anlaşmasını bir adım öteye taşımayı hedefleyen Macron’un, Mitterrand’ın yanı sıra de Gaulle’ün adımlarını da takip ettiğini gösteriyor. Her iki liderin işbirliği ve bütünleşme çabalarını tamamlamaya çalışan Macron, Avrupa bütünleşmesinin iyileştirilmesi sürecinde hem kendisini hem de Fransa’yı lider konumuna getirmeyi de amaçlıyor.

Son olarak altını çizmek gerekiyor ki; küreselleşmenin yarattığı eşitsizlikler ve krizlerle mücadele ederken korumacı ve ayrılıkçı fikirlerin güç kazanmasının engellenmesi büyük önem taşıyor. Bunu sağlamak için bütünleşmiş bir Avrupa olarak hareket etmekten başka çare olmadığını belirten Emmanuel Macron’un, “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” felsefesini benimsediğini söyleyebiliriz. Avrupa bütünleşmesinin iyileştirilmesinde inisiyatif alan Fransız liderin dayanışma çağrısına, Avrupalı liderlerden nasıl bir cevap geleceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Macron’un fikirlerinin Brexit sonrası AB’nin geleceğini kurgulayan senaryolara ne şekilde dâhil edileceği ve “yeni Avrupa”nın nasıl şekilleneceği ise daha uzun bir dönemde ortaya çıkacak gibi görünüyor.

Selvi Eren, İKV Uzman Yardımcısı