İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 EKİM 2017

KÜRESEL GÜNDEM: Trump’tan Nükleer Anlaşmadan Çekilme Sinyali ve AB’nin Tutumu

Trump’tan Nükleer Anlaşmadan Çekilme Sinyali ve AB’nin Tutumu

ABD Başkanı Donald Trump, dış politikadaki marjinal çıkışlarına İran’ı da ekledi. 13 Ekim tarihinde İran Devrim Muhafızları’nı yaptırım listesine aldıklarını açıklayan Trump, Hazine Bakanlığına yaptırım uygulama talimatı verdi. Obama yönetiminin 2015 yılında İran ile imzaladığı nükleer anlaşmanın, İran’a nükleer silah programına devam etmesi için fırsat tanıdığını ifade eden Trump, anlaşmanın bu biçimiyle devam edemeyeceğini belirtti. Kongre’den anlaşmanın eksikliklerini gidermesini isteyen Trump, bu çabanın bir sonuç vermemesi durumunda inisiyatif alarak anlaşmayı sonlandıracağını duyurdu. Trump’ın talimatı doğrultusunda ABD Kongresi, 60 gün içinde Tahran’a yaptırım uygulanması ya da uygulanmaması konusunda bir karar verecek. Kongre yaptırımları yeniden başlatma kararı alırsa, ABD nükleer anlaşmadan çekilecek. Peki, Trump’ı bu kararı almaya yönlendiren nedenler neler?

Trump’ın Nükleer Anlaşmadan Çekilme Kararının Ardında Yatanlar

Hatırlanacağı üzere, Nisan 2012’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesi olan ABD, Birleşik Krallık, Rusya, Çin ve Fransa’nın yanı sıra Almanya’nın (P5+1) da katıldığı bir heyet oluşturularak İran ile müzakere sürecine başlandı. Temmuz 2015’te müzakereler neticesinde İran’ın nükleer programının silah elde etme kapasitesine ulaşmasını engelleyecek şekilde sınırlandırılması ve programın uluslararası kuruluşların denetimine açık olması karşılığında bu ülkeye uygulanan yaptırımların kaldırılması yönünde mutabakat sağlandı. Ocak 2016’da İran’ın nükleer silah edinme kapasitesinin ortadan kalktığına yönelik Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (International Atomic Energy Agency-IAEA) verdiği raporun ardından nükleer program çerçevesinde İran’a uygulanan yaptırımların ABD ve AB tarafından kaldırıldığı açıklandı.

Şüphesiz ki anlaşmanın en önemli sonucu, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden birine sahip olan İran’ın enerji ihracatının önündeki engellerin kalkması oldu. Yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte İran’ın 100 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen finansal varlıklarına yeniden erişimi sağlanmış ve İran tüm ülkelerle ticari ilişkilerini geliştirme imkânına kavuşmuştu. Anlaşma, küresel güçler bakımından da önemli avantajlar sağladı. Nükleer anlaşma ile AB’nin İran politikasında yaşanan keskin dönüş, AB’nin ekonomisi bakımından önemli bir etki yarattı denebilir. Tahran, nükleer anlaşmadan yararlanarak özellikle AB ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini hızla geliştirdi. Örneğin Fransa, Almanya, İtalya, İspanya gibi AB devletlerinin ve özel şirketlerin İran ile yaptıkları ticari anlaşmaların değeri 600 milyar dolara yakın.

Peki, Trump’ın bu kararı hayata geçirmek istemesinin nedeni ne? Birincisi, İran özellikle nükleer anlaşmayla birlikte bölgesel bir güç haline geldi. İran’ın bölgesindeki diplomatik ve politik etkinliği hızla gelişmeye başladı. İran’ın bölgede artan etkisi, ABD için stratejik önemde olan İsrail ve Suudi Arabistan’ın geleceği için ciddi bir endişe yaratıyor. Bölgenin nükleer silaha sahip tek ülkesi olarak nitelendirilen ve ABD’nin müttefiki olan İsrail anlaşmadan memnun değil. İran’ın artan bölgesel etkisi Sünni güç Suudi Arabistan'ı ve Sünni yönetimlerin bulunduğu diğer Körfez ülkelerini endişelendiriyor. Bu ülkeler Şii İran'la ilgili derin şüphelere sahip. Öyle ki Suriye, Yemen ve başka yerlerdeki savaşları İran'ın desteklediğini düşünüyorlar. Bu minvalde, Körfez ülkelerine milyarlarca dolar silah satan Trump’ın, kendini bölge devletlerinin yanında olduğunu göstermek zorunda hissederek İran’ı yeniden hedef tahtasına oturttuğu düşünülebilir. Hatırlanacağı üzere, Trump’ın başkan seçildikten sonraki sert söylemleri, Tahran karşıtı icraatları beraberinde getirdi. Yeni Amerikan Başkanı, ilk yurtdışı seyahatini İran’ın iki rakibi İsrail ve Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Bununla da kalmadı, Suudi Arabistan’la 110 milyar dolarlık silah anlaşması imzaladı.

İkinci olarak, son dönemde Rusya ve İran arasında Orta Doğu’daki bazı sorunlar konusunda açık bir yakınlaşma olduğu hissediliyor. İki ülke arasında görüşmeler ve toplantılar yapılıyor. Şüphesiz ki İran-Rusya ittifakı, ortaya çıkan yeni bölgesel denklemde Rusya’nın etkinliğini çok daha fazla artırıyor. Trump yönetimi bu gerçeği biliyor. Trump’ın Rusya’yı doğrudan karşısına alma şansı olmadığına göre, İran’a karşı başlatacağı askeri ve diplomatik politika ile İran’a paralel olarak Rusya’nın da bölgesel etkisinin önlenebileceği hesaplanıyor. Tabii ki bölgesel dengeleri bütünüyle değiştirmeye yönelik böyle bir adım atılırsa Orta Doğu’daki kriz tahmin edilenden çok daha fazla derinleşebilir ve yıllar süren bir istikrarsızlıkla karşı karşıya kalınabilir. ABD’nin tek başına yönetme şansının olmadığı böyle bir kriz, bölgesel bir savaşı tetikleyebilir.

Trump’ın Kararı Karşısında AB’nin Tutumu

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran Devrim Muhafızları hakkında yaptırım kararı alarak nükleer silah anlaşması için iptal sinyali vermesine, uluslararası aktörlerden önemli tepkiler geldi. En dikkat çekici olanı kuşkusuz AB’nin tepkisiydi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May’in ofislerinden yapılan ortak açıklamada, üç ülkenin İran ile nükleer anlaşmanın devamı konusunda kararlı olduğu belirtildi. Trump’ın anlaşmayı onaylamamak yönündeki tutumunun dikkate alındığını ifade eden üç lider, ortak ulusal güvenlik çıkarları gereğince anlaşmanın tüm taraflarca uygulanmasından yana olduklarını, aksi yöndeki hareketlerin sonuçları konusunda endişe duyduklarını ifade etti. Macron ayrıca, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi arayarak Fransa’nın anlaşmadaki taahhütlerinin arkasında olduğunu bildirdi.

Benzer şekilde, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini bir açıklama yaparak nükleer anlaşmanın bir “ikili anlaşma” olmadığına dikkat çekti. “Anlaşmayı sonlandırmak tek bir ülkeye bağlı değil” diyen Mogherini, anlaşmayı korumak için kolektif bir çabanın sarf edilmesinden yana olduklarını ve anlaşma koşullarının yeniden müzakere edilmesini gerektirecek bir durum olmadığını kaydetti. Mogherini AB’nin, İran ile nükleer anlaşmaya tam destek vermeyi sürdüreceğini ekledi. Mogherini ayrıca, AB’nin de oynadığı kolaylaştırıcı rol sonucu, İran ile nükleer anlaşmanın “12 yıllık diplomatik çabaların ardından” yapıldığını ve küresel nükleer silahsızlanma mimarisinin temel taşlarından biri olduğunu belirtti. Anlaşmanın başarılı bir şekilde uygulanmasıyla, İran’ın nükleer programının barışçıl kalmasının sağlandığı kaydedilen açıklamada, IAEA’nın İran’ın nükleer hususlara ilişkin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini sekiz kez teyit ettiği hatırlatıldı. İran’ın nükleer programına yönelik yaptırımların kaldırılmasının ekonomik ve ticari ilişkiler açısından olumlu etkilerine dikkat çekilen açıklamada, bunun İran’la iş birliğinin artırılması ve diyalog tesis edilmesine imkân sağladığı belirtildi.

Sonuçta, nükleer anlaşmadan sonra uluslararası güçlerin ve küresel şirketlerin İran ile kurmuş olduğu ilişkiler, geçici olmayıp çok yönlü çıkarlara dayanıyor. Bu bakımdan Trump’ın İran politikasının, başta AB olmak üzere, uluslararası alanda beklenen desteği görmesi oldukça zor. Bu yönelimde küresel sermayenin de sanıldığı gibi bir çıkarı olmaz. Trump’ın bu kararına rağmen önümüzdeki dönemde, İran ekonomisinin gerek petrol gelirlerinin artması gerekse yabancı yatırımların ve iktisadi faaliyetlerin ivme kazanması paralelinde yüksek büyüme oranları yakalayacağı öngörülüyor. İran’ın, başta Almanya, Fransa ve İtalya olmak üzere, AB ülkelerinden önemli tutarda yatırım çekmesi bekleniyor. Yaptırımlar nedeniyle yurt içi talebin büyük ölçüde ertelendiği İran’da otomotiv, inşaat, makine, tekstil, hazır giyim, gıda ve kimya sektörlerinin güçlü bir performans sergileyeceği tahmin ediliyor.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı