İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 ŞUBAT 2018

AB GÜNDEMİ: GKRY Seçimleri ve Kıbrıs Görüşmelerinin Geleceği

GKRY Seçimleri ve Kıbrıs Görüşmelerinin Geleceği

GKRY’de ikinci turu 4 Şubat 2018 tarihinde gerçekleşen başkanlık seçimlerinde, merkez sağ Demokratik Seferberlik Partisi’nin (DİSİ) adayı Nikos Anastasiadis, sol görüşlü Emekçi Halkın İlerici Partisi’nin (AKEL) desteklediği bağımsız aday Stavros Malas’ı geride bırakarak ikinci kez başkan seçildi. Seçimlerin 28 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşen ilk turunda yarışan dokuz adaydan hiçbirinin oy çokluğunu elde edememesi üzerine oyların yüzde 35’ini alarak ilk sırada yer alan mevcut Rum lider Anastasiadis ve yüzde 30 ile ikinci sırada yer alan eski Sağlık Bakanı Malas, ikinci turda karşı karşıya gelecek isimler olmuştu. Buna karşın seçimlerin ilk turunda, Anastasiadis’in oy oranında 2013 seçimlerine göre 10 puana varan düşüş yaşanması dikkat çekiciydi.

Birinci turun en büyük sürprizi; Malas’ın, Güney Kıbrıs halkına Annan Planı’na “güçlü bir hayır” demesi çağrısında bulunan merhum Rum lider Tasos Papadopulos’un federal çözüme karşıtlığıyla bilinen oğlu Demokratik Parti (DİKO) adayı Nikolas Papadopulos’u geride bırakarak, ikinci turda yarışmaya hak kazanmasıydı. Papadopulos, oyların yüzde 25,7’sini alarak birinci turdan üçüncü sırada çıktı. İlk turun bir diğer sürprizi, Yunanistan’daki ırkçı ve yabancı düşmanı söylemiyle tanınan Altın Şafak Partisi’nin Güney Kıbrıs şubesi olarak bilinen Rum Ulusal Halk Hareketi’nin (ELAM) oy oranında kaydedilen önemli artıştı. Mayıs 2016’da gerçekleşen parlamento seçimlerinde yüzde 3 oranında oy alarak ilk kez Rum Temsilciler Meclisine giren ELAM’ın adayı parti genel başkanı Hristos Hristu, seçimin ilk turunda yüzde 5,56 oy oranına ulaştı.

Bundan beş yıl önce, Şubat 2013’te gerçekleşen başkanlık seçimlerinin son turunda da Rum seçmenin Malas ile Anastasiadis arasında tercih yapmak zorunda kaldığını hatırlatmakta yarar var. 2013 seçimlerinde, Anastasiadis yüzde 57,5, Malas ise yüzde 42,5 oy almıştı. Yüzde 73’lük katılım oranıyla gerçekleşen 2018 seçimlerinin ikinci turunda da benzer bir tablo ortaya çıktı ve oyların yüzde 56’sını alan Anastasiadis beş yıl süreyle daha Rum Yönetimi’nin başkanı olmaya hak kazandı.

İkinci tura kalan iki adayın da adada federal çözümü destekleyen büyük partilerin adayları olması olumlu şekilde algılansa da uzmanlar, buna gerektiğinden fazla anlam yüklenmemesi uyarısında bulunuyor. Federal çözümü destekleyen adayların seçimlerin ilk turunda yüzde 65 gibi bir çoğunluğa ulaşmış olması olumlu bir gelişme olsa da bu sonuç, Rum kamuoyunun çoğunluğunun federal çözümü desteklediği şeklinde yorumlanmamalı. Çünkü seçimde adayların Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik pozisyonları kadar, Güney Kıbrıs ekonomisini iflasın eşiğine getiren 2012-13 bankacılık krizi sonrasında ekonomik toparlanmanın sağlanması konusu da seçmenin oyunda belirleyici oldu.

Krizin Faturası AKEL’e Kesilmeye Devam Ediyor

2004 yılında Yeşil Hat’ın her iki tarafında eş zamanlı olarak gerçekleşen referandumlarda Kıbrıs Türk halkının üçte ikisinin kabul ettiği, Rum halkının ise dörtte üçünden fazlasının reddettiği Annan Planı’na destek vererek o dönem siyasi kariyerini tehlikeye atan Anastasiadis, Şubat 2013 seçimlerinde başkan seçilmişti. Bankacılık krizinin etkisinde olan, adeta ekonomik bir enkazın yönetimini devralan Anastasiadis başkanlığındaki hükümet, bir ay sonra 10 milyar avroluk kurtarma paketi almak üzere uluslararası kreditörlerle anlaşmaya vardı ve sermaye kontrolleri, kesintiler ve zorlu kemer sıkma önlemlerini uygulamaya koymak zorunda kaldı. 2015 yılına gelindiğinde mali göstergelerin iyiye gitmeye başlamasıyla, GKRY yılın ikinci yarısında resesyondan çıktı. Mart 2016’da, beklenenden kısa süre içinde kurtarma programı kapsamından çıkan GKRY, “Avro Alanı’nın son başarı hikâyesi” olarak gösterilmeye başlandı.

Bu açıdan değerlendirildiğinde seçim sonucu; halkın, kampanyasında mali istikrarın sağlanması ve ekonomik büyüme ortamına dönülmesini vurgulayan Anastasiadis’i başkan olduğu beş yıllık süre boyunca Güney Kıbrıs’ta sancılı da olsa ekonomik toparlanma ve istikrarı sağlama yolunda attığı adımlar nedeniyle ödüllendirdiğini; diğer deyişle de mali krizden o dönem iktidarda olan AKEL’i sorumlu tutmaya devam ettiğini gösteriyor.

Müzakere Masası Ne Zaman Kurulacak?

Rum tarafındaki seçim sürecinin tamamlanmasının ardından en fazla merak edilen konu şüphesiz Temmuz 2017’de çıkmaza giren Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlayıp başlamayacağı. Hatırlanacağı üzere, Mayıs 2015’te KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum lider Anastasiadis arasında yürütülmeye başlanan BM gözetimindeki müzakereler, varılan yakınlaşmalar ve Kıbrıs Türk tarafının çabaları neticesinde oldukça kritik bir noktaya taşınmıştı. Taraflar, 28 Haziran 2017 itibarıyla adada kapsamlı çözüm için temel parametreler üzerinde siyasi uzlaşı arayışıyla İsviçre’nin Crans-Montana kasabasında bir araya gelmişti. Kurulan iki müzakere masasından ilkinde Kıbrıs meselesinin en hassas boyutu olan güvenlik ve garantiler, ortaklık devletinin üç garantörü olan Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık dışişleri bakanlarının ve gözlemci statüsündeki AB’den yetkililerin katılımıyla; Kıbrıs meselesinin iç boyutlarına ilişkin konular ise iki toplum temsilcileri arasında paralel şekilde görüşülmüştü. Crans-Montana’da BM Genel Sekreteri António Guterres’in sunduğu çerçeve üzerinden sürdürülen görüşmeler, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının tüm kararlılığına ve yapıcı çabalarına rağmen Rum tarafının sergilediği uzlaşmaz tavır nedeniyle onuncu gününde sonuçsuz kalmıştı.

İkinci tura kalan iki adayın da Kıbrıs’ta federal çözüme sıcak bakan isimler olması, olumlu bir gelişme olarak yorumlanıyor. İki aday da çözüm müzakerelerini yeniden başlamak istediklerini dile getirse de, Anastasiadis’in adada çözüm için karar anı olarak nitelendirilen Crans-Montana görüşmelerinde uzlaşmaz bir tavır benimseyerek masayı terk ettiği unutulmamalı. Anastasiadis’in çözüme hiç olmadığı kadar yaklaşıldığı bir noktada masayı terk etmesi, Rum tarafında seçim davullarının erken çalmaya başlaması nedeniyle başkanlıkta ikinci dönemi garantilemek isteyen Rum liderin, federal çözüm karşıtı kesimlerin oylarını kaybetme korkusuyla çözüm için tarihi bir fırsatı feda ettiği yorumlarına yol açmıştı. Rum tarafının masadaki tutumu, müzakerelere gözlemci statüsünde katılan AB yetkilileri tarafından da eleştirilmişti. Bazı analistler, Malas’ın yerleşik BM parametrelerine dayalı çözüme Anastasiadis’e kıyasla daha yakın bir isim olduğunu; seçim kampanyası sürecinde bu konuda açık ve net bir tutum sergilediğini belirtiyor ve bu açıdan Malas’ın seçilmemesinin, çözüm süreci açısından da kayıp olarak yorumlanabileceğini ifade ediyor.

Gelinen noktada, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlayabilmesi için Türk tarafı ve Rum tarafı liderlerinin bu yönde irade ortaya koyması ve BM nezdinde girişimde bulunması gerekiyor. Kıbrıs Türk tarafı, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da ifade ettiği gibi, ucu açık bir sürece girmek istemiyor. Buradan hareketle; müzakerelerin yeniden başlaması için Kıbrıs Türk tarafı, öncelikli olarak bundan sonraki sürecin sonuç odaklı ve belli bir zaman çizelgesine bağlı şekilde ilerlemesi gerektiğini savunuyor. Bunun yanında Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının müzakere masasından kalkması veya görüşmelerin bir kez daha Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle çıkmaza girmesi halinde KKTC’nin statüsünün ne olacağına dair net bir perspektif sunulmasını bekliyor. Müzakerelerin başarılı olabilmesinin ise her şeyden önce KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın dile getirdiği gibi, Rum tarafının 1963 yılında gasp ettiği devletin yönetimini Kıbrıslı Türklerle siyaseten eşit bir ortaklıkta paylaşmayı içine sindirmesi yönünde önemli bir zihniyet değişimini zorunlu kıldığını unutmamak gerekiyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı