İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-28 ŞUBAT 2018

KÜRESEL GÜNDEM: Sayfiye Mekânından Kıyamet Senaryolarına Münih Güvenlik Konferansı

Sayfiye Mekânından Kıyamet Senaryolarına Münih Güvenlik Konferansı

Her yıl transatlantiğin iki yakasından liderler, karar alıcılar, askeri yetkililer, güvenlik mensupları, savunma analistleri; yani kısacası küresel sistemde uluslararası güvenliğin tesisine etki edebilecek tüm aktörler Münih Güvenlik Konferansı’nda bir araya geliyor. Konferansın kıyamet, kasvet ve benzeri korkutucu sıfatlarla beraber anıldığı 54’üncüsü, 16-18 Şubat 2018 tarihlerinde gerçekleşti.

Münih Güvenlik Konferansı bir yandan gerçekten de sıcak çatışmaya dönebilecek, vahameti yüksek konuların barışçıl bir diyalog çerçevesinde çok taraflı üst düzey münazaralarla gündeme taşındığı değerli bir sahne, bir “küresel agora”. Diğer yandan uluslararası siyasetteki başat iklimin koklanabileceği, dengesizliklerin ve potansiyel çatışmaların izlenebileceği bir panik butonu rolü taşıyor. Geçtiğimiz yıllarda, güncel güvenlik trendlerinin yakından incelenebilmesi için Münih Güvenlik Konferansı hep sağlıklı bir açık hava laboratuvarı oldu.

Barack Obama’nın ABD Başkanı unvanıyla katıldığı son Münih Güvenlik Konferansı’na, yani 2016 yılındaki 52’nci konferansa ilişkin İKV Dergisi’nde yer alan analizde “Liderlerin Sayfiye Mekânı” başlığı kullanılmıştı. Bu benzetme belli ölçüde küresel sistemin durağan, stabil ve statükocu son demlerini doğru yansıtıyordu. Küresel teröre karşı ortak tutuma ilişkin niyet beyanlarında bulunuluyor, ABD ile Rusya’nın işbirliği yapabileceği alanlar gündeme taşınıyor, toplantılar fazlasıyla yüksek düzeyli katılımcılara sahne oluyordu. “Gerçek ötesi” siyasetin iki yıl içerisinde geçirdiği serbest düşüşü andıran, takibi zor dönüşümünün yansımaları, 54’üncü Münih Güvenlik Konferansı’nda, belki de hiçbir uluslararası etkinlikte daha önce görülmediği kadar net anlaşıldı.

Hem konferansın temasını hem de 2018 Münih Güvenlik Raporu’nun başlığını oluşturan “Eşiğe - ve sonra geriye? (To the brink – and back?)” mottosu da aslında karamsar havanın bir yansıması. Mottonun ilk kısmı, yani “eşik”, pek çoklarına göre, vahametin ve hatta kıyametin eşiği.  İkinci kısım ise kıyametin eşiğinden geri dönüşe işaret ediyor. Konferans boyunca katılımcılar da aslında bir vahamete doğru mu sürüklenildiği sorusunu sıklıkla gündeme taşıdı. Konferans Başkanı Wolfgang Ischinger konferans başlarken yaptığı açıklamada, mottonun sonundaki soru işaretini kaldırabilmeyi umduğunu dile getirdi. Ancak Ischinger konferansın sonunda şunları kaydetti: “Artık bunu yapabileceğimizden tamamen emin değilim”. Başka bir ifadeyle, konferans boyunca aranan birliktelik, transatlantik işbirliği ve umut ortaya çıkarılamadı. Bir yandan konferansa katılım gösteren küresel lider sayısının azlığı, diğer yandan istihbaratçı/silahlı kuvvetler personeli sayısındaki artış kasvet ve gerginliğin yansıması olarak gösterildi. Dolayısıyla Münih Güvenlik Konferansı’nın 54’üncüsünü masaya yatırırken, bütün bu değişkenleriyle birlikte dikkate almak gerekir.

Gerileyen Batı İttifakının Konferans Salonundaki Emareleri

Konferanstan ve tartışmalardan beklenen verimin alınamamasında şüphesiz ki ABD ile Avrupa’nın savunma işbirliği mimarisinde doğan, tarihte görülmemiş ciddiyetteki çatlakların ve ayrışmaların büyük payı var. Donald Trump’ın başkanlığa geldiğinden bu yana sergilediği korumacı tutumu ve Avrupa ülkelerini suçlayıcı söylemleri, transatlantik güvenlik işbirliğini beklenenden de fazla şekilde sarstı.

ABD Başkanı Trump’ın özellikle AB ülkelerine temel eleştirisi, NATO çerçevesinde ülkelerin savunmaya ayırdığı bütçeleri yetersiz bulmasından kaynaklanıyor ve ABD’nin yükün büyük bölümünü tek başına omuzladığını öne sürüyor. Her şeye rağmen ABD kanadının konferansa güçlü bir delegasyonla katılım gösterdiğini de belirtmek gerekir. ABD Savunma Bakanı James Mattis, Ulusal Güvenlik Danışmanı H. R. McMaster, ABD Dışişleri Başkan Yardımcısı John Sullivan as kadrodaki isimlerden bazıları. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı ekibi, Pentagon ve ABD Başkanı Trump’ın söylemlerindeki ve öne sürdükleri politikalardaki farklılıklar, Münih Güvenlik Konferansı’nda da sıkça eleştirilen konular arasında yer aldı. ABD delegasyonunun veteranlarından Senato Üyesi John McCain ise önceki yıllardan farklı olarak, kanserle mücadelesi sebebiyle katılım gösteremezken eşi aracılığıyla konferansa bir mesaj yolladı: “Cesur olacağınıza güveniyorum.” McCain, güvenlik krizlerinin eşiğindeki bu dönemde tüm tarafları cesarete çağırdı. Bu cesaret çağrısında da gözlerin yöneldiği esas aktör şüphesiz ki AB’ydi.   

Ve Sahne Avrupa’nın…

İki amiral gemisinden Almanya ev sahipliğinde gerçekleştirilen Münih Güvenlik Konferansı’nda AB’den özellikle Brexit çalkantılarının ve ortak savunma politikası fısıltılarının yayıldığı bir dönemde, yüreklere su serpen gösterişli bir duruş bekleniyordu. Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Fransa Başbakanı Edoardo Philippe, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel gibi ilgi çekici isimlere rağmen ulusal hükümetler düzeyinde katılımın sönük kaldığı değerlendiriliyor. Hatta çarpıcı katılımın ötesinde, AB ülkelerinin yaklaşım farklılıkları konferansa damgasını vurdu.

Avusturya Başbakanı Kurz’un başı çektiği bir kısım AB merkezli katılımcılar, Birliğin düzensiz göç ve sınır güvenliği gibi öncelikli konulara odaklanmasını savunuyor. Diğer yandan özellikle Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel ve onun gibi düşünen isimler, kısa vadeli gelişmeler etrafında bir AB güvenlik politikası inşa etmenin yanlış olduğunu; güvenlik tehditlerinin ana sebeplerine inilmesini gerektiğini öne sürüyor. Tüm taraflar, AB’nin savunma ve güvenlik politikalarının bütüncüllük arz etmesi gereğini sıklıkla dillendirse de konferans katılımcıları tarafından ortaya atılan “bütüncüllük” algısı farklılıklar gösteriyor. Tüm bu kargaşada AB’nin büyük bir hevesle tanıtımını üstlendiği, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’un düşmanlarına korku salacağını iddia ettiği Daimi Yapısal İşbirliği’nin (PESCO) pek de esamesi okunmuş değil.

Bütüncüllük demişken… Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in yokluğunda, konferansın AB kanadından en ağırlıklı katılımcı 2019 yılında AB’den ayrılması öngörülen Birleşik Krallık’ın eleştirilerin odağındaki Başbakanı Theresa May’di. Bu durum bile Avrupa’nın savunma ve güvenlik perspektifi açısından ipuçları içeriyor. Uzmanlar, May’i etkinliğin en üst düzey katılımcısı olarak değerlendiriyor. May’in beklenenden çok farklı vurgularda bulunduğunu belirtmek zor. Tahmin edileceği üzere May, Brexit ve AB’nin ötesinde tüm Avrupa ülkelerini içine alacak geniş kapsamlı bir işbirliği tasavvuru ortaya koyarken, AB ve Birleşik Krallık’ın mutlak suretle savunma işbirliğini eksiksiz sürdürmesi gerektiği görüşünde. Sonuç olarak, AB’nin henüz savunma ve güvenlik temalı çalkantılarını aşmaya yaklaşamadığı söylenebilir. Ortaya koyulan politikalar ve perspektifler de büyük ölçüde belirsizlik taşıyor. Böyle bir kıyamet senaryosunun eşiğinde, Türkiye’nin tutumu, beklentileri ve konumu ise hem Batı ittifakının güvenliği ve bölge güvenliği hem de küresel sistemin geleceği açısından kritik.

3 günlük konferansta Türkiye’yi en üst düzeyde, Başbakan Binali Yıldırım, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli temsil etti. Başbakan Yıldırım liderliğindeki Türkiye delegasyonu, konferans çerçevesinde Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker ve Fransa Başbakanı Philippe gibi kritik aktörlerle bir araya geldi. Başbakan Yıldırım konferansta göç, terörle mücadele ve Türkiye'nin Suriye'den kaynaklanan güvenlik sorunlarına ilişkin bir konuşma gerçekleştirdi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ve Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel ile ikili görüşmelerinin yanı sıra konferansın Genişleyen Körfez oturumunda barış ile istikrar için ortak çaba ve arabuluculuğun önemini hatırlatan bir konuşma yaptı. Önümüzdeki dönemde, Türk yetkililerin bu tür ikili diyalogları, ortaya koyulan işbirliği ve birlikte çalışma deneyimleri şüphesiz ki kıyamet senaryolarının gün yüzüne çıktığı bu dönemde hem Türkiye’nin konumunun netleşmesi hem de küresel ölçekte çözüme ulaşılmasında hayati önem taşıyacak.

Ahmet Ceran, İKV Uzmanı