İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
9-16 KASIM 2013

BAŞBAKAN ERDOĞAN POLONYA’YA RESMİ ZİYARET GERÇEKLEŞTİRDİ

Polonya’nın AB konusunda Türkiye’ye verdiği desteğe değinen Erdoğan, şöyle devam etti:

“AB üyeliği konusunda sürekli olarak Polonya’yı hep yanımızda gördük. Desteğini hiçbir zaman bizden esirgemediler ve bu desteklerini sürekli olarak devam ettirdiler. Aramızdaki ticaret hacmi, peki olması gereken noktada mı? İşte orası olması gereken noktada değil. Bunu bundan önceki görüşmelerimizde de gerek Türkiye’de, gerek benim bundan önceki buraya gelişimde de konuşmuştuk. Tabii 5 milyar doları biz Polonya ve Türkiye’nin potansiyeli noktasında çok çok düşük görüyoruz. Daha önce planladığımız bir 7 milyar dolara ulaşma vardı. Artık biz bunu 7 milyar dolar değil süratle yoğun bir şekilde 10 milyar dolar seviyesine çıkarmamız gerekir diye düşünüyorum. Bu konuda da her türlü irade mevcut. Olmaması için hiçbir sebep yok.”

Basın toplantısı öncesinde, iki ülkenin Ulaştırma Bakanları tarafından “Denizcilik Ulaşımı Konusunda İşbirliği Anlaşması” imzalandı.

Polonya Cumhurbaşkanı Bronislaw Komorowski ve Meclis (Sejm) Balkanı Ewa Kopacz ile de görüşen Erdoğan, Polonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü tarafından düzenlenen “Türkiye-AB İlişkileri” konulu konferansta konuştu.

Türkiye ile Polonya ilişkilerinin Avrupa’da eşine ender rastlanır köklü bir maziye sahip olduğunu, iki ülkenin dostluk itibarıyla 90 yılı, diplomatik ilişkiler bakımından da 2014’te 600 yılı geride bırakacağını ifade eden Erdoğan, Polonya Cumhurbaşkanı Komorowski’nin Mart ayında Türkiye’ye yapacağı ziyarette 600’üncü yıl dönümünün kutlanacağını ve kutlamaların çeşitli etkinliklerle yıl boyunca devam edeceğini belirtti.

Şu anda AB üyesi ülkelerde yaşayan, çalışan, çoğunluğu o ülkelerin vatandaşlığına geçmiş Türklerin sayısının 6 milyona yaklaştığını ifade ederek, “Türkiye siyaseten, ekonomik olarak, güvenlik olarak, fiziken yani tarihin ve coğrafyanın gereği olarak AB ile zaten bütünleşmiştir” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye’nin, halkı Müslüman ülke olması AB’ye üye olması için asla engel değildir. Hepimiz Avrupa tarihinin, tıpkı bugün Ortadoğu’da olduğu gibi çok kanlı din ve mezhep savaşlarına sahne olduğunu biliyoruz. Avrupa’da ırkçılık üzerinden çıkan savaşların geride milyonlarca ölü insan bıraktığını hepimiz biliyoruz. Avrupa, esasen farklılıkların ortadan kaldırıldığı, her türlü farklılığın zenginlik olarak değerlendirildiği yani din, mezhep, etnik köken farklılıklarını dışlamış bir birliktir, müktesebat bunu gerekli kılıyor. Böyle bir birliğin, Müslüman olduğu için bir ülkeyi dışarıda bırakması kendi ilkelerine, kendi özüne, kendi birlik ve varlık sebebine tamamen aykırıdır. Biz, en başından itibaren, AB’nin böyle bir ayrımcılık yapmadığına inanıyor, bundan sonra da yapmayacağını umuyor ve bekliyoruz. Eğer öyle bir şey varsa o zaman AB bunu açık, net ortaya koymalı. İkircikli bir davranış içerisinde olmamalı, tam tersine AB’nin hem Türkiye’ye hem İslam coğrafyasına böyle bir dışlama yapmadığını göstermesini beklemek bizim hakkımızdır.

Türkiye’nin AB’ye tam üye olması, AB ile İslam dünyası arasında yeni bir kaynaşmanın kapılarını aralayacak, kafalardaki soru işaretini giderecektir. Türkiye’nin AB üyeliği bölgesel barış adına çok güçlü bir adım olacak, medeniyetlerin ittifakına, ön yargıların kırılmasına büyük fayda sağlayacaktır. Şu anda medeniyetlerin çatışmasının bedellerini ödüyoruz. Bundan kurtulmamız gerekiyor.”

“Şu anda dört dörtlük üye olanlarla kısa bir yarışa girelim, onlarda ne varsa hepsi bizde var" diyen Başbakan Erdoğan, yasal düzenlemelerde eksik olması durumunda bunların hepsini yapacaklarını söyledi.

Buna muktedir olduklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Ama bunu bize diyemiyorlar. Yani ‘sizin şu noktada eksiğiniz var’ diyemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki dedikleri takdirde, Türkiye’de bu siyasi irade var, bunu yaparlar ve AB’ye gelip girerler. Ama samimi olanlar şunu söylüyor, ‘biz, 76 milyonluk Türkiye’nin yükünü çekemeyiz.’ Biz size yük olmaya gelmiyoruz zaten, yük almaya geliyoruz. Türkiye’nin buna ihtiyacı yok. Ama şu anda AB üyesi ülkelerin içerisinde AB’ye yük olanlar hem de nasıl var. İşte Avro Bölgesinde olanları gördünüz değil mi? Milyonlarca değil, yüz milyarlarca avro ödediler, üyelerini ayağa kaldırabilmek için. İsim vermeyeceğim, siz anlarsınız. Bunlar hep yaşandı. Türkiye’nin böyle bir durumu yok. Türkiye bir kuruş sizden bu noktada almıyor, tam aksine veriyor. Bugüne kadar birlikle ilişkilerimizde, ülkemize verilen sözlerin tutulmamış olması ve uygulanan çifte standartlar Türkiye kamuoyunun AB üyeliğine olan inancını maalesef azaltmaktadır. Bakınız 2004’te müzakere süreci ile ilgili adım atıldığında o zaman Türkiye’de AB sürecine olan destek yüzde 70, yüzde 75’lerdeydi. Ama şimdi bu yüzde 30-35’e düştü. ‘AB’ye girmek istiyor musunuz?’ diye soruyorsunuz, vatandaşımız o noktada istediğini söylüyor, ‘peki alırlar mı?’ diye soruyorsunuz, yüzde 70-75 ‘almazlar’ diyor. Niye? İnancını kaybetti.”

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik noktasındaki kararlılığını muhafaza ettiğini de belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Önümüze çıkarılan tüm engellere, tüm olumsuzluklara rağmen, sabırla biz bu süreci götürüyoruz. Sadece müktesebata uyum için değil, ülkemiz için, milletimiz için, geleceğimiz için reformlarımızı yapıyoruz. Demokratikleşme ve insan hakları konusunda yaptığımız çalışmalar, esnasında vatandaşlarımızın da bu konudaki beklentilerinin bir sonucudur. Türkiye’nin üyeliğinin AB küresel alanda sağlayacağı katkının AB içindeki vizyon sahibi liderlerce görüleceğine inanıyorum. AB, inanıyorum ki stratejik muhasebesini yapmalıdır, yapacaktır ve buna göre hareket etmelidir. Türkiye’nin içinde yer almadığı AB ise tekemmül etmemiş bir siyasi proje olarak kalacaktır.”