İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MART 2018

AB GÜNDEMİ: İtalya Siyasetinde Taşlar Yerinden Oynarken, AB`ye Etkileri Merak Konusu

İtalya Siyasetinde Taşlar Yerinden Oynarken, AB'ye Etkileri Merak Konusu

“Bugün Üçüncü Cumhuriyetin ilk günü!” Bu sözler, 4 Mart 2018 tarihinde zaferi ilan edilen 5 Yıldız Hareketi’nin (M5S) lideri 31 yaşındaki Luigi Di Maio’ya ait. Sistem karşıtı ve popülist bir sol hareketin oyların yüzde 32,2’sini alarak seçimlerin tartışmasız galibi olması gerçekten de İtalya tarihinde yeni bir sayfanın açıldığının habercisi. Yine de bunun “üçüncü cumhuriyet” olduğunu söylemek için biraz erken olabilir, çünkü M5S yüzde 40’ın altında kaldığı için koalisyon ortağı bulmak zorunda. Potansiyeli en yüksek koalisyon ortağı, AB liderlerinin korkulu rüyası olabilecek AB şüpheci, aşırı sağ parti Kuzey Ligi (Lega Nord). Oyların yaklaşık yüzde 18’ini alarak üçüncü sıraya yerleşen Kuzey Ligi, ülkenin kuzeyinde çoğunluğu elde etmeyi başardı. Bu bağlamda ülkenin güneyinde çoğunluğu sağlayan M5S ile birlikte kuracakları olası koalisyonda İtalyan vatandaşlarının çoğunluğunu temsil edecekleri aşikâr. Bu konuya iki ayrı perspektiften bakmak mümkün: ilki İtalyanların ve İtalya’nın geleceği, ikincisi Avrupa entegrasyonu. Her iki bakış açısının kesişim noktaları olsa da ciddi farklılıklar bulunduğu inkâr edilemez. Ancak şu da bir gerçek ki; kurucu üye olmasına rağmen Birlik içinde borusu fazla ötmeyen İtalya, AB liderleri tarafından çok uzun zamandır görmediği ilgiyi M5S’nin zaferi sayesinde görmeye başlayacak.

Sistem Karşıtlığının Getirdiği Zafer

İtalya’nın, AB kurumlarında gurur duyulacak isimlere sahip olduğunu hatırlatmak gerekiyor. AP Başkanı Antonio Tajani, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi bu isimlerden bazıları. Ancak bu durum Politico’nun “Italy Can’t Get no Respect” başlıklı yazısında da altı çizildiği üzere İtalyanların AB tarafından terkedilmiş hissetmesini engellemiyor. Afrika’dan gelen göç dalgalarının ilk durağı İtalya, ülkelerindeki iç savaş ve yoksulluktan kaçan insanların Akdeniz’i geçerken yaşadığı dramlarda hep adı geçen ülke konumundaydı. Diğer yandan 2008 mali krizinde özellikle bankacılık sektöründe çalkantılar yaşayan ülke, günümüzde hala GSYH’sinin yüzde 132’sine tekabül eden kamu borcuna sahip olması sebebiyle AB’nin “hassas” kurucu üyesi olarak görülüyor. Genç işsizliğin yüzde 32’yi bulduğu ülke, uzun yıllar boyunca “dolce far niente” felsefesinin politik kararlardaki yansımalarına şahit oldu. 1922 ile 1943 yılları arasında ülkeyi yöneten faşist lider Mussolini’den sonra çok sesliliği sağlamak adına kurulan eşit yetkiye sahip iki kanatlı parlamento; İtalyan demokrasisinin temel yapı taşlarından birini oluştururken, karar mekanizmasını öngörülerin ötesinde yavaşlattı. Sonuç olarak Euronews’in de belirttiği üzere, 1 Ocak 1946 tarihinden bu yana ülkede 66 hükümet değişmesine neden olan kronik politik istikrarsızlık, İtalyan siyasetinin ana karakteri haline geldi.

Şüphesiz ki geçmişin gölgesi 4 Mart 2018 tarihinde gerçekleşen genel seçimlerde kendisini fazlasıyla gösterdi. Sistemin tıkanan çarklarından kurtulma umudu, öfke ve karamsarlık karışımı duygularla verilen oylar, tam da korkulduğu ama aynı zamanda da beklenildiği gibi sistem karşıtı siyasi partileri zafere taşıdı. Bu konjonktürde sistem karşıtlığı ortak noktasında buluşmalarına rağmen politik skalanın iki ayrı ucunda bulunan isimler ön plana çıktı: doğrudan demokrasi taraftarı solcu M5S ile aşırı sağcı Kuzey Ligi. Yan yana gelmesi politik mantık hatası olacak bu ikilinin ülke yönetiminde söz sahibi olmaya diğer partilerden daha yakın olması, İtalya’daki politik kaosu çok net bir şekilde resmediyor.

2009 yılında komedyen Beppe Grillo tarafından kurulan M5S’in, oyların yaklaşık 33’ünü alarak hem ülke hem de AB bünyesinde derin sarsıntı yarattığı gün gibi ortada. Partiye ismini veren beş temel amaç -suya erişim, sürdürülebilir ulaşım, internet erişimi hakkı, sürdürülebilir kalkınma ve çevrecilik- ekseninde politik retoriğini şekillendiren M5S, ülkedeki yüksek yolsuzluk ve işsizlik oranını ağır bir dille eleştiriyor. Öte yandan partinin AB’nin politik kararlarını sorgulayan söylemleri, bazen AB şüpheciliği olarak yorumlansa da aslında Brüksel ile Roma arasında çok daha sıkı bir işbirliği olması gerektiğini vurguluyor. Bu anlamda özellikle göç krizine dair öncelikleri olan M5S, yenilenebilir enerji kaynakları ve sürdürülebilir kalkınma konularına da önem veriyor. Mevcut sorunları AB işbirliğiyle çözmeyi hedeflediğini dile getiren M5S; seçilmesi halinde, İtalya’nın AB içindeki gücünü artırma sinyalleri vererek, AB yanlılarından da oy kazanmış olabilir.

Diğer yandan anayasal değişiklik teklifi referandumda reddedildikten sonra 2016 yılının aralık ayında başbakanlıktan istifa eden Matteo Renzi’nin lideri olduğu Demokratik Parti (PD), büyük bir hezimete uğradı. İtalyan halkının bir kez daha desteklemediği Renzi, politik kariyerindeki ikinci istifasını vererek, 2013 yılından bu yana ülkeyi yöneten PD’nin “yoluna devam etmesi” gerektiğini ifade etti.  Yenilgiyi kabullenerek muhalefette kalacağını bildiren PD’nin nasıl bir “yolda” yürüyeceği büyük bir soru işareti olsa da, sabrının sonuna gelen İtalyan halkının PD’nin hatalarından ders almasını bekleyecek zamanı yok. Aynı şekilde birçok kere başbakanlık koltuğuna oturmuş “fazla medyatik” Silvio Berlusconi de İtalyanların “artık yeter” dediği diğer bir isimdi. Seçimler öncesinde kendi partisi Haydi İtalya ile Kuzey Ligi ve İtalya’nın Kardeşleri arasında merkez sağ koalisyonu oluşturan Berlusconi, bu çabasına rağmen beklediği sonuca ulaşamadı. Matematiksel hesaplarda koalisyon ortağı olarak yer alması mümkün gözükse de, oyların yüzde 14’ünü almış eski bir başbakan ile koalisyon kurulması mevcut siyasi dinamikler çerçevesinde pek olası değil.

  Şekil: 4 Mart 2018 Genel Seçim Sonuçları (yüzde)

  Kaynak: İtalya İçişleri Bakanlığı

İtalya için Nasıl Bir Gelecek?

Seçimler öncesi yapılan anketler, M5S ve Kuzey Ligi oylarının yükseldiğini bildirirken, AB liderleri için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Avro Alanı’nın üçüncü büyük ekonomisi ve Birliğin kurucularından olan İtalya; sistem karşıtı, popülist ve AB şüpheci bir siyasete doğru sürükleniyordu. 2017 yılının karmaşasında değerlerine sıkı sıkıya sarılan AB liderleri, gelecek odaklı senaryolar sunarken, yanı başlarında yükselen tepkilerin boyutlarını ya fark etmemişti ya da müdahale edecek kadar önemsememişti. Fransa’da Macron, AB yanlısı görüşleriyle Birliğin geleceğini yönlendirmek için hırslı adımlar atarken; Almanya’da dördüncü kez seçilen Merkel, koalisyon hükümeti kurmak için sayısız görüşmeler gerçekleştiriyordu. Yalnız ve kenara itilmiş hisseden İtalyan vatandaşları ise kendilerini politik istikrarsızlığa ve ekonomik durgunluğa mahkûm eden AB yanlısı politikacıları cezalandırmak için sabırla sandığa gitmeyi bekliyordu.

Tepkisel davranışların belirlediği sandık sonuçları, bundan sonra istikrarlı bir politik yapıya sahip olmayı umut ederken, tam tersine çözülmesi büyük bir ihtimalle aylar alacak yeni bir karmaşaya sebep oldu. 23 Mart 2018 tarihinde ilk resmi koalisyon görüşmelerine başlanacak İtalya’da seçimin ardından geçen günler, oluşan şok ve endişe dalgasında herhangi bir azalma yaratmadı. AB liderleri için karamsar tablolar çizen koalisyon seçenekleri tartışılırken, daha önce ülke yönetiminde söz sahibi olmamış partilerin hükümet kurması halinde İtalya’yı nelerin beklediği hakkında da teoriler ortaya atılıyor. Seçimler öncesinde liderliği paylaşmayacağı hakkında kesin açıklamalar yapan M5S; çoğunluğu elde edememesi nedeniyle söylemini değiştirerek, her partiyle tek tek görüşeceğini açıkladı. Ülkeyi yönetmeye kararlı olduğunu açıkça ifade eden M5S lideri Luigi Di Maio, bu uğurda yan yana gelmesi pek mümkün olmayan partilerle de koalisyon oluşturabileceğinin sinyallerini veriyor. Bu kapsamda oyların yüzde 17,7’sini alan aşırı sağcı, göçmen ve sistem karşıtı Kuzey Ligi’nin lideri Matteo Salvini de hükümette yer alma, hatta başbakan olma fırsatını kaçırmayacağının altını çiziyor. AB şüpheci ve Türkiye karşıtı söylemleriyle bilinen Salvini’nin dâhil olduğu bir İtalyan hükümeti, AB liderleri için kelimenin tam anlamıyla bir kâbus senaryosu.

Peki, AB’nin kâbusu, İtalya’yı uzun yıllardır aradığı politik ve sosyo-ekonomik istikrara kavuşturabilir mi? Yapılan analizlerin açıkça ortaya koyduğu üzere, bu soruya verilebilecek en iyimser cevap “belki”. Nitekim “ötekiler” düşmanlığı ve suçlama çerçevesinde şekillenen popülist söylemler, halka yapabileceğinden çok daha fazlasını vaat ettiği için ülke yönetimindeki çok yönlü kararların sonuçlarını öngörme yeteneğine sahip değil. Öte yandan sosyal politikalara ağırlık veren solcu M5S ile milliyetçi Kuzey Ligi’nin oluşturacağı olası bir koalisyon hükümetinin neler doğuracağı da ayrı bir merak konusu. Aralarında bir denge oluşturma ihtimalinin yanında kendi çıkarları çerçevesinde ülkeyi içinde olduğundan daha büyük bir kaosa sürükleme riski de olan söz konusu ikili, İtalyanlar için büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir. Bu hayal kırıklığının ilk emarelerini, Almanya’daki gibi uzun görüşmelere sahne olması muhtemel koalisyon arayışları sırasında görebiliriz.

Selvi Eren, İKV Uzman Yardımcısı