İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MART 2018

AB GÜNDEMİ: AB`den Brexit Anlaşmasının İlk Taslağı: Henüz Ufukta Uzlaşı Görünmüyor

AB'den Brexit Anlaşmasının İlk Taslağı: Henüz Ufukta Uzlaşı Görünmüyor

Aralık 2017’de tamamlanan Brexit müzakerelerinin ilk aşamasında vatandaş hakları, İrlanda sınırı ve ayrılığın faturası konularında belli bir uzlaşı sağlayan AB ve Birleşik Krallık’ın, bundan sonraki süreçte AB’den ayrılık anlaşmasının şartlarını ve ilişkilerin geleceğini masaya yatırması bekleniyor. Ancak AB’nin, iki tarafın üzerinde anlaştığı ilkeleri temel alarak hazırladığı taslak anlaşma metni Birleşik Krallık’ın tepkisine neden oldu. Yeni gerilimin en önemli nedeni ise Kuzey İrlanda.

AB ile Birleşik Krallık Arasında Görüş Ayrılıkları Devam Ediyor

Bilindiği üzere Birleşik Krallık’ın 2019 yılı mart ayında AB’den ayrılması öngörülüyor. Belirlenen takvimde, 2018 yılı Ekim ayında Birleşik Krallık ile AB arasındaki ayrılık anlaşmasının şartlarının da belirleneceği müzakerelerin ikinci aşamasının sona ermesi, 2019 yılı Mart ayına kadar geçecek sürede Birleşik Krallık Parlamentosunun, AB Konseyi’nin ve AP’nin yapılan anlaşmayı oylaması gerekiyor. Bu minvalde Avrupa Komisyonu önemli bir adım atarak 28 Şubat 2018 tarihinde Brexit anlaşmasının ilk taslağını (European Commission Draft Withdrawal Agreement on the withdrawal of the United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland from the EU and the European Atomic Energy Community) açıkladı. Taslak anlaşma geçen aralık ayında taraflar arasında uzlaşılan konular temel alınarak hazırlandı. Belge henüz Birleşik Krallık’ın onayından geçmiş değil ancak taslakta yer alan ifadeler AB ve Birleşik Krallık taraflarındaki görüşlerin birbirlerinden ne kadar uzak olduğunu bir kez daha ortaya koyar nitelikte.

Avrupa Komisyonunun açıkladığı 120 sayfa ve 168 maddeden oluşan taslak anlaşmanın Londra açısından en hassas maddelerinden biri Birleşik Krallık toprakları içerisinde yer alan Kuzey İrlanda ile AB üyesi olan İrlanda Cumhuriyeti arasında görünmez bir sınırın nasıl oluşturulacağı ile ilgili. Hatırlanacağı üzere aralık ayında tamamlanan müzakerelerin ilk aşamasında İrlanda ile fiziki bir sınır olmayacağı ve Kuzey İrlanda Barış Anlaşması’na (Hayırlı Cuma Anlaşması) sadık kalınacağı konusunda uzlaşı sağlanmıştı. Başka bir deyişle, somut bir sınır uygulamasına gidilmiyordu. Şüphesiz ki bu önemli bir adımdı, Birleşik Krallık hükümeti müzakerelerin en başından beri Kuzey İrlanda ve İrlanda arasındaki sınırın yeniden çekilmesini ve pasaport kontrolü gibi düzenlemelerin sıklaştırılmasını istemiyordu. Ada'nın bu bölgesinde yeniden fiziki sınır uygulamasına geçilmesi durumunda, Kuzey İrlanda barış sürecinin bundan etkilenebileceği düşünülüyordu. Birlik üyesiyken Birleşik Krallık'a bağlı Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasında sınır ve gümrük sorunu yaşanmıyor olsa da Birleşik Krallık’ın AB'den ayrılması bu sorunları tetikleyebilirdi.

Ancak açıklanan son taslak anlaşma metninde AB üyesi İrlanda ile Birleşik Krallığın parçası olan Kuzey İrlanda arasında somut sınır uygulanamaması için söz konusu bölgenin Birliğin ortak mevzuat alanı içerisinde yer almayı sürdürmesi gerektiği kaydediliyor. Başka bir deyişle, Kuzey İrlanda AB Adalet Divanının (ABAD) otoritesi altında AB ile gümrük birliğinde kalmayı sürdürebiliyor. AB, bu önerinin Birleşik Krallık ile Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti arasına tam bir sınır koyulmasından kaçınmak için aralık ayında varılan uzlaşmayla uyumlu olduğunu düşünüyor. Ayrıca Birleşik Krallık’ın ayrıntılı bir başka seçenek sunması halinde bundan vazgeçilebileceğinin altını çiziyor. Londra ise söz konusu bölgenin Birliğin ortak mevzuat alanı içerisinde yer almayı sürdürmesinin kendi toprakları içerisindeki ortak pazarı baltalayacağını düşünüyor. Nitekim Brüksel'in taslak anlaşma metnini açıklamasının ardından Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May parlamentoda yaptığı konuşmada metni sert bir şekilde eleştirdi. Avrupa Komisyonunun Brexit taslağının "kabul edilemez" ve "anayasal bütünlüğe" aykırı olduğunu belirten May "Hiçbir Birleşik Krallık Başbakanı buna onay veremez." ifadesini kullandı. May ayrıca, konuya çözüm bulmak için ülkesinin AB ile görüşmeleri sürdürmeye devam edeceğini belirtti.

Sayıları dört milyonu bulan AB ve Birleşik Krallık vatandaşlarının için Brexit sonrasındaki hakları da 168 madde içinde düzenlenen konular arasında yer alıyor. Buna göre eğer 29 Mart 2019 tarihine kadar bu vatandaşlar kaldıkları ülkede en az beş sene yaşamış olurlarsa o zaman o ülkede süresiz bir şekilde kalmaya hak kazanacaklar. Taslağa göre, şu anda bir AB ülkesinde yaşayan Birleşik Krallık vatandaşları, Brexit sonrasında başka bir AB ülkesine taşınamayacaklar. Yine taslağa göre geçiş döneminde Birleşik Krallık’a taşınan AB vatandaşlarının da Birleşik Krallık’ta kalmaya haklarının olması gerektiği belirtilirken, Londra bu maddeye karşı çıkıyor. Birleşik Krallık hükümeti bu kişilere daha önce yerleşenler gibi ülkeye otomatik olarak yerleşme hakkı verilmemesi gerektiğini düşünüyor. Neticede karşılıklı olarak vatandaşların haklarının korunması konusunda oldukça ilerleme sağlanmış olunmasına rağmen müzakerelerin ikinci aşamasında AB ve Birleşik Krallık arasında bazı uzlaşmazlıklar devam edecek gibi görünüyor.

Müzakerelerin ikinci aşamasında tarafların ayrılık tarihinden sonraki dönemi kapsaması öngörülen "geçiş sürecine" ilişkin detayları da görüşmesi bekleniyor. Geçiş döneminin koşulları, iki taraf arasında henüz görüşülmedi; ancak, bu süreç hakkında müzakerelerin zorlu geçmesi bekleniyor. Birleşik Krallık, geçiş sürecinin Mart 2019'da gerçekleşecek Brexit’ten sonra yaklaşık iki yıl sürmesini istiyor. Brüksel ise, Birleşik Krallık'ın AB’den ayrılmasından sonraki geçiş döneminin 31 Aralık 2020 tarihini geçmeyeceğini açıkladı.

Birleşik Krallık’ın, Mart 2019 sonunda başlayıp 31 Aralık 2020’de sona erecek geçiş sürecinin iki yıl olması çağrısına ise Brüksel tamamen kapıyı kapatırken Londra’nın ödemesi gereken ayrılık faturası da taslak anlaşmada 40-45 milyar avro olarak öngörülüyor.  Taslak ayrılık metninde yer alan bir diğer maddeye göre AB’nin yedi yıllık bütçe planlamasının da sonu olması sebebiyle Birleşik Krallık’ın 2020 yılının sonuna kadar AB bütçesine “katkı sağlamaya” devam edeceği belirtiliyor. Birleşik Krallık’ın ayrıca kırk seneden uzun süren AB üyeliği nedeniyle ödemesi gereken finansal katkıları da ödeyeceği ifade ediliyor.

İkinci olarak AB tarafı geçiş sürecinde Birleşik Krallık'ın mevcut ve yeni kabul edilecek AB hukukuna uyması ancak karar alma mekanizmalarında söz hakkı olmaması gerektiğini savunuyor. Bu süreçte ayrıca Birleşik Krallık’ın Gümrük Birliği ile Tek Pazar’da kalması ve ABAD’ın yargı yetkisinin devam etmesi öngörülüyor. Özellikle 28 Şubat tarihli taslak metinde geçiş sürecinin bitiminden önce ABAD’ın alacağı kararların Birleşik Krallık’ta “bütünüyle bağlayıcı olacağı” aktarılıyor. Öte yandan Birleşik Krallık ise Brexit'in bir parçası olarak Gümrük Birliği ile Tek Pazar’ı bırakacağını ve AB mahkeme kararlarının üstünlüğünü sona erdireceğini daha önce açıklamıştı.

Son olarak Brexit müzakerelerinde ikinci aşamayı özellikle zorlayacak konu, iki taraf arasındaki ticaret anlaşması. Bilindiği üzere Birleşik Krallık AB'den ayrılmadan önce taraflar, teknik olarak bir ticaret anlaşması imzalayamıyor. Ancak ikinci aşamada AB’nin ve Birleşik Krallık’ın ayrılık tarihinden sonra inşa edecekleri ticaret anlaşması için ön hazırlıkları tamamlaması bekleniyor. AB, Birleşik Krallık’tan bu konuya dair pozisyonunu ortaya koymasını istiyor.  Hatırlanacağı üzere, Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May ülkesinin bu konudaki stratejisini 17 Ocak 2017 tarihinde gerçekleştirdiği bir konuşma esnasında açıklamıştı. Birleşik Krallık, Avrupa ile kapsamlı bir STA’yı hedefliyor ve bu kararının altında iki temel sebep yatıyor. Öncelikle Birleşik Krallık, içerisinde söz hakkının olmadığı bir Birliğin hazırladığı ortak pazara ilişkin düzenlemelerin bir parçası olmak istemiyor. Yani AB’nin ticari ve ekonomik düzenlemelerinden ve kısıtlamalarından muaf olmak istiyor. Dahası küresel ekonomik büyüme içerisindeki paylarını giderek artıran gelişmekte olan ülkelerle karşılıklı STA’lar imzalayabilmek istiyor, çünkü AB’nin mevcut ortak pazar düzenlemeleri, üye ülkelere münferit üçüncü ülkelerle karşılıklı STA imzalama hakkı tanımıyor. AB ile Birleşik Krallık’ın ticari ve ekonomik ilişkilerinin geleceği için Birlik ve Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (Comprehensive Economic and Trade Agreement-CETA) örnek gösteriliyor.

Sonuçta, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılmasını sağlayacak müzakerelerin birinci aşamasında anlaşma sağlansa da ayrılık anlaşması ve geçiş sürecine dair konuları kapsayan ikinci aşamanın zor geçmesi bekleniyor. Birleşik Krallık ile AB’nin gelecekteki ilişkilerini şekillendirecek müzakerelerde her iki tarafın da yaratıcı ve azimli olması gerekiyor.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı