İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 MART 2018

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Vizeden Göçe, İnsan Hareketliliği Odaklı Türkiye-AB İlişkileri

Vizeden Göçe, İnsan Hareketliliği Odaklı Türkiye-AB İlişkileri

Son aylarda Türkiye-AB vize serbestliği diyaloğunda hareketlilik artmış, ilgili bakanlıkların eşgüdümüyle hazırlanan pozisyon belgesi Komisyona iletilmişti. Böylece uzun bir aranın ardından, vize serbestliği meselesinde top, AB’nin yarı sahasına bırakılmış oldu. O tarihten bu yana da AB cephesinde vize/göç gündemine ilişkin meydana gelen her gelişme, Türkiye’de daha meraklı ve hevesli gözlerle takip edilmeye başlandı. Dolayısıyla yoğunluğu artan gelişmeler silsilesinin net bir röntgenini çekme, satır aralarındaki şeytanların peşine düşme gerekliliği kendisini her zamankinden daha fazla gösterdi.

Mart ayı, Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısı’nın yıl dönümü olduğu için aslında sembolik ve önemli bir döneme işaret ediyor. Mekanizmalarının işlerlik kazandığı tarihten bu yana eleştiri oklarından kurtulamayan Türkiye-AB Mülteci İşbirliği, güncel konjonktürde iki boyutuyla fazlasıyla gündemde. İlk olarak Türkiye’deki Suriyelilere destek amaçlı oluşturulan fon mekanizmasının 2018-2019 dönemi için öngörülen üç milyar avroluk kısmındaki son durum; ikinci olarak ise vize serbestliği diyaloğunun hızlandırılacağı yönündeki taahhüttün doğurduğu beklentiler. Bu iki boyuttan ilkine ilişkin önemli gelişmeler yaşanmış olsa da ikinci boyutta henüz daha “atılmayan adımlar” ve Komisyonun Schengen vize siteminde gitmeyi öngördüğü değişiklikler, kafaları karıştırmış vaziyette.

Yeniden Meşhur Üç Milyar Avro

Lafı hiç dolandırmadan ifade etmekte fayda var. Evet; Komisyon, Türkiye’de mülteci krizinin yönetimi ve Suriyelilerin entegrasyonu için 2018-2019 döneminde kullanılmak üzere üç milyar avro tutarında fon ayırmaya karar verdi. Bu miktar, 2016-2017 dönemini kapsayan üç milyar avroluk ilk aşamanın ardından ikinci aşama için ayrılan tutarı oluşturuyor. 14 Mart 2018 tarihinde Komisyon, bu duyuruyu büyük bir coşku ve gururla kamuoyu ile paylaştı. Çünkü malumun ilamı olsa da söylenmesi gerekir; Komisyon, Türkiye’ye ilk aşamada aktarılan üç milyar avroyla kontratı gerçekleştirilen ve uygulaması başlayan projelerle çok gurur duyuyor. Dolayısıyla bu fonla hayata geçirilen imza projeleri kısaca hatırlamakta fayda var. 

İnsani yardım projelerine bakıldığında, 19 ayrı ortakla gerçekleştirilen bu uygulamalardan en fazla 1,2 milyon mülteciye doğrudan destek sağlayan ve AB’nin tarihindeki en yüksek bütçeli yardım projesi kabul edilen Acil Sosyal Güvenlik Ağı (Emergency Social Safety Net – ESSN) dikkat çekiyor. Bunun yanında, Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısı’nın tesis ettiği yardım projeleri sayesinde, 266 bin kadar mülteci çocuk eğitim fırsatına ulaşırken, aileleri de doğrudan eğitim yardımı aldı. Ayrıca doğrudan sağlık ve dil desteği, mesleki eğitimler ve temel hizmetlere erişeme dair benzer nitelikli projeler, bu işbirliği sayesinde mümkün oldu.

Gelinen noktada ise Komisyon, bu alandaki işbirliğinin etkinliğinin altını çizerek, hâlihazırda başarılı şekilde süren projeleri desteklemek ve edinilen deneyimle daha etkili projelere imza atmak adına, fon programını 2018-2019 döneminde de sürdürme kararı aldı. Dolayısıyla 2018 yılı sonuna kadar bütçe aktarımının başlaması; bir milyar avroluk tutarın Komisyon bütçesinden, iki milyar avroluk kısmın ise Üye Devletlerin doğrudan ödemelerinden sağlanması öngörülüyor. Fonun hızlı ve esnek yapısı sebebiyle, denetlenebilirliğine ilişkin eleştiriler gün yüzüne çıksa da, önemli bir inisiyatif olduğu yadsınamaz. Önümüzdeki dönemde, özellikle kalıcı çözüme yönelik projelerin daha dikkatle önceliklendirilmesi tavsiye edilebilir.

2018-2019 dönemi için ayrılan fonun dağıtımında, Suriyelilerin uzun vadeli entegrasyonu daha derinlemesine dikkate alınmalı ve özellikle işgücü piyasasına katılıma ilişkin farkındalık ve yetkinlik artırıcı projeler gündeme taşınmalı. Neticede, Türkiye-AB arasında insan hareketliliğinin en kritik boyutlarından birini göç yönetimi oluşturuyor ve bunun en etkili şekilde sürdürülmesinin sağlanması gerekiyor.

Vize Politikalarında Güvenlik-Kolaylık İkilemi

Öte yandan, Türkiye-AB insan hareketliliği ilişkisinin en kritik boyutunu şüphesiz ki her şey bir yana, vize serbestliği diyaloğu oluşturmaya devam ediyor. Bizler, her geçen gün gözlerimizi vizesiz Avrupa hayaline ilişkin radikal ve olumlu gelişmelere açma arzusuyla uyanırken, doğrudan vizeyle bağlantılı ama vize serbestliği diyaloğundan tamamen bağımsız birtakım değişiklik önerileri Komisyonunun ajandasına taşınmış durumda. Komisyonun öne sürdüğü ve Konsey tarafından tartışılması beklenen vize politikalarına ilişkin bu değişiklikler, temelde daha ileri seviye güvenliği ve gereksiz külfetlerin azaltılmasını amaçlıyor. İlk bakışta, değişikliklerin Türkiye’nin de aralarında bulunduğu üçüncü ülke vatandaşlarına büyük kolaylıklar getireceğini öne sürmek zor.

Üçüncü ülke vatandaşlarına olumlu yansıması beklenen bu iyileştirme hamleleri arasında eskiden en fazla üç ay önceden yapılabilen vize başvurularının süresinin altı aya çıkarılması, vize kararının verileceği sürenin 15 günden 10 güne düşürülmesi, bazı sınır bölgelerinde çok kısa süreli seyahatler için sınırda vize başvurusu gerçekleştirilmesi ve en önemlisi de vize başvurularının çevrimiçi yapılabilmesi yer alıyor. Olumlu kabul edilebilecek hamlelerin yanı sıra, AB’nin mevcut kolluk ve vize veri tabanlarının hepsinde başvurana ilişkin her zamankinden daha ileri seviye kontrollerin gerçekleşecek olması, vize başvuru ücretlerinin 60 avrodan 80 avroya çıkarılması ve geri kabul konusunda işbirliğine gitmeyen üçüncü ülkelerle mevcut vize rejimlerinin sertleştirilmesi gibi güvenlik odaklı önlemler de değişiklik tasarısında bulunuyor.

Her ne olursa olsun, güncel tabloda 105 kadar üçüncü ülke vatandaşı, AB’ye seyahat için vize bariyeriyle karşı karıya. Şüphesiz ki Türkiye’nin bu 105 ülke arasında yer alması, ideal bir senaryoda kabul edilebilir değil. Bir yandan hareketliliğin göç ayağında en yakın ortak konumunda olup, diğer yandan kantarın vize ayağında 105 diğer ülke ile aynı şartlarda ele alınmak, ortaklık hukukunu ve adaylık perspektifini zarara sokmaya devam ediyor.

Bu iki konseptin iç içe geçen kaplar konumuna gelmiş olması, birindeki olumlu gelişmelerin diğerine de olumlu yansımasını gerekli kılıyor. Dolayısıyla göç gündeminin hareketlendiği, vizeye ilişkin ise pozisyon belgesinin el değiştirdiği bir ortamda; vize politikaları uzun zaman sonra AB’nin bu denli gündemindeyken, Türkiye’ye ilişkin vize serbestliği, dönemin flaş gelişmesi olmalı.

Son olarak, hem vize hem göç hususunda önümüzdeki dönemde daha sık gündeme getirmemiz gereken bir boyut olan teknolojinin de kısaca altını çizmek gerekir. Dijital dönüşümün büyük bir hız kazanmasına rağmen hâlâ olgunlaşma evresini tamamlamadığı ön kabulüyle, AB’nin hareketliliğe ilişkin daha da öne çıkarmayı arzuladığı veri tabanlarının ve teknoloji odaklı çözümlerin, yeterince etkin ve güvenli olup olmadığını yavaş yavaş konuşmaya başlamamız lazım. 

Ahmet Ceran, İKV Uzmanı