İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 HAZİRAN 2018

AB GÜNDEMİ: İspanya`da Neler Oluyor?

İspanya’da Neler Oluyor?

Uzun süredir Katalonya krizi ile gündeme gelen İspanya, şimdi de tarihi bir olayla dikkatleri üzerine çekiyor. Adı beş yıldır yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelen Halk Partisi’nin (Partido Popular - PP) eski genel sekreteri, İspanyol Başbakanı Mariano Rajoy’un hükümetinin, İspanya Sosyalist İşçi Partisi'nin (Partido Socialista Obrero Español - PSOE) verdiği gensoru önergesi nedeniyle yapılan oylama sonucunda düşmesiyle, İspanya’da modern demokrasi tarihinde ilk defa seçilmiş başbakan meclis tarafından görevden alınmış oldu.  

Gensoru Önergesi Neden Gündeme Geldi?

Hatırlanacak olunursa, 2013 yılında El Pais gazetesinde PP üyelerinin henüz bir ana muhalefet partisi iken anayasaya aykırı bir şekilde bağışlar alıp bunları beyan etmediğini ortaya koyan dosyaları yayımlanmasıyla beraber İspanya, iktidarda bulunan PP’nin üst düzey yöneticilerinin yolsuzluk yaptığı iddialarıyla çalkalanmıştı. Bu iddialara göre İspanya Başbakanı Mariano Rajoy da başta olmak üzere, partinin üst düzey yöneticileri neredeyse 20 yıl boyunca rüşvetten gelen paralarla gizli bir fon oluşturmuş, böylece kara para aklama ve vergi kaçakçılığı suçlarını işlemişti. Rajoy ve PP’nin o zamanki mali işler sorumlusu Luis Barcenas, ilk önce bu iddiaları reddetse de, kısa bir süre sonra gerçek dosyaların ortaya çıkmasıyla suçunu kabul etmek zorunda kalmıştı.  Başbakan Mariano Rajoy ise gizli fondan her yıl 25,200 avro aldığı iddiaları ve Barcenas’ın iddiaları doğrular nitelikteki açıklamalarıyla birlikte kitleler tarafından istifaya çağrılsa da, iddiaları yalanlayarak görevinde kalmaya devam etmişti. Rajoy, 2003 yılına kadar PP'nin genel sekreter yardımcısı, 2004'e kadar da genel sekreteri olması nedeniyle Temmuz 2017’deki yolsuzluk davasına tanık olarak ifade vermek üzere çağrılarak, modern tarihte tanıklık kürsüsüne çıkan ilk İspanyol başbakan oldu.  Bu davada Rajoy, partide yapılan yolsuzluklar hakkında hiçbir fikri olmadığını ve kendisinin yasadışı ödeme almadığını beyan etmişti.

2018 yılı Mayıs ayında gerçekleştirilen davada ise Ulusal Mahkeme, adı beş yıldır yolsuzluk iddialarıyla anılan PP’yi sözleşmeler karşılığında rüşvet aldığı gerekçesiyle suçlu buldu. Mahkeme iş adamı Francisco Correa’yı, yani bu rüşvet ağının arkasındaki beyni 51 yıl, Luis Barcenas da dâhil olmak üzere diğer çok sayıdaki eski PP üyelerini de 38 yıla kadar hapis cezasına çarptırdı. Aynı gün içerisinde Katalonya’da büyük polis operasyonları gerçekleştirilmesi üzerine eski Katalonya lideri sosyal medya hesabından, bu operasyonun yolsuzluğun üstünün kapatılması için yapılan bir gösteri olduğunu belirten bir paylaşımda bulundu.

Her ne kadar Mariano Rajoy mahkeme tarafından suçlu bulunmamış olsa da, mecliste değişim rüzgârları esmeye başlamıştı bile. Zira Rajoy, İspanya Sosyalist İşçi Partisi’nin başkanı Pedro Sánchez’in kendisinin aleyhine verdiği gensoru önergesiyle karşı karşıya kaldı. Bu gensoruyu geçememesi durumunda ana muhalefette bulunan sosyalist parti başkanının Rajoy’un yerini alması planlanıyordu ki gerçekten de böyle oldu. Sánchez, mucizevi bir şekilde Bask milliyetçileri partisi, aşırı sol parti Podemos ve bağımsızlık yanlısı Katalan partilerinin de desteğini arkasına aldı. Toplam 350 kişilik meclis üyesinden 180’i gensorunun lehine, 169’u aleyhine oy verirken, 1’i çekimser oy kullanmayı tercih etti. Böylece önergeyi sunan Sánchez meclisin büyük çoğunluğunu arkasına alarak, Rajoy’un mevcut hükümetini düşürmeyi başardı.

Mağlubiyetini kabul eden Rajoy mecliste yaptığı konuşmasında Sánchez’i tebrik ederek, devraldığından daha iyi bir İspanya bıraktığını söyledi ve kısa süre sonra PP partisinin liderliğini de bırakacağını açıkladı.

İspanya’yı Neler Bekliyor?

PP lideri Mariano Rajoy başkanlığındaki hükümetin düşmesinin ardından PSOE Başkanı Pedro Sánchez, güvenoyu yoklaması sonucunda göreve gelen ilk başbakan olarak tarihe geçti. 46 yaşındaki siyasetçi,  eski bir ekonomi profesörü, partisine de 1993 yılında katıldı. 1999 yılında, Kosova Savaşı’nın doruğunda BM Bosna-Hersek Yüksek Temsilciliğinde personel şefliği ve PSOE’nin federal yürütme kuruluna ve Madrid şehrine beş yıl boyunca ekonomi danışmanlığı yapan Sánchez, 2009-2011 yıllarında da milletvekilliği yaptıktan sonra akademiye döndü, fakat 2013 yılında meclise geri dönerek PSOE’ye başkan olarak seçildi. Kasım 2016’da partinin yürütme kurulu üyeleri onu görevden indirse de, yedi ay sonra tekrar başkan seçildi. 

Pedro Sánchez, yeni görevini devralmak için 2 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen yemin töreninde İncil üzerine yemin etmek istemeyen ilk İspanya Başbakanı oldu. Katolik Kilisesi’ni zaman zaman karşına almasıyla da bilinen Sánchez, parti liderliğine gelirken kullandığı manifestosunda Katolik Kilisesi’ne yapılan yardımların kesilmesini de öngörüyordu. Ayrıca, devlet okullarında dini eğitim için para verilmesini ve kilisenin kimi vergilerden muaf tutulmasını da kaldırmak istediği biliniyor. Tüm bu bilgilerin ışığında, Pedro Sánchez’in İspanya Kralı 6’ıncı Felipe’nin huzurunda yemin ederken İncil veya haç gibi dini semboller bulundurmaması, gelecekte dini otoritelerle sorunlar yaşanabileceğini düşündürüyor.

Sánchez, İspanya Hükümetini devralırken, aynı zamanda birtakım problemleri de beraberinde devralacak. Bunlardan ilki Katalonya Krizi. Kasım 2017’de gerçekleştirilen Euronews söyleşisinde kendisine yöneltilen, “Başbakan olsanız Katalan krizini nasıl çözerdiniz?” sorusuna bu özerk toplumu güçlendireceği, dilinin, kültürünün ve eğitim sisteminin merkez devlet tarafından saygı göreceği, fakat Katalonya’nın tek taraflı bağımsızlık beyanının hukukun üstünlüğü prensibine aykırı olduğunu belirtmişti. Bu nedenle de, Katalanlarla görüşmeler yapacağını fakat bağımsızlık referandumu yapma hakkı vermeyeceğinin altını çizmişti. 

Sorunlardan bir diğeri de, Pedro Sánchez Hükümeti’nin meclis döneminin bitmesinin planlandığı 2020’nin ortalarına dek yönetimde olacağı düşünülse de bunun önünde bazı engeller çıkma olasılığı. Zira Sánchez’in partisinin 350 koltuklu mecliste yalnızca 83 vekili var ve bir önceki hükümeti düşürmek için diğer azınlık partilerinin desteğini almış olsa bile, gelecekte kararları yürürlüğe koyabilmesi için bu diğer partilerin daha fazla ikna edilmesi gerekecek. Bu partilerin genelde ayrılıkçı veya kemer sıkma politikası karşıtı olduklarını düşünecek olursak, Sánchez’in bu meclis dönemini sorunsuz atlatıp atlatamayacağı sorusu akılları kurcalıyor.

Bu Durum AB için Ne İfade Ediyor?

Bu aralar iki gelişme AB tarafından mercek altına alınmış durumda. Bunlar, İtalya’da kurulan koalisyon ve İspanya’da düşen Rajoy hükümeti. Her iki olay da hem ülkeler hem de AB için yepyeni bir sayfa açıyor. Bilindiği üzere, İtalya’nın koalisyon kurma süreci AB tarafından endişeli gözlerle takip ediliyordu. Zira mevcut düzene karşı olan 5 Yıldız Hareketi ve aşırı sağ Kuzey Ligi partilerinin başını çektiği bu koalisyon, AB’nin ve Avro Alanı’nın geleceğini de olumsuz etkileme potansiyeline sahip. Özellikle iki ülkenin de ekonomisinin çalkantılı olduğunu düşünecek olursak, Birliğin ve Avro Alanı’nın zarar görmemesi için İtalya ile birlikte İspanya’daki sürecin de sorunsuz bir şekilde hallolması gerekli. İyi haber şu ki, Pedro Sánchez AB yanlısı olduğunu açıklayan bir sosyal demokrat. Son zamanlarda AB genelinde aşırı sağın yükselmesinin aksine İspanya’da AB ile işbirliği yapacak izlenimi veren bir liderin seçilmesi AB için pozitif bir gelişme olarak görülüyor.

Özellikle de Sánchez’in kurduğu kabine AB’nin gözlerini yaşartacak cinsten. 17 bakandan 11’i kadın olan “feminist kabine”, Avrupa’da kadın bakan sayısı en yüksek hükümet oldu. Bundan sonra, başbakan yardımcısından, ekonomi ve maliye bakanlığına, sanayi, ticaret ve turizmi aynı çatı altında tutan bakanlıktan, savunma ve adalet bakanlığına, tüm kilit mevkiler bu güçlü özgeçmişe sahip kadınlara emanet olacak. Ayrıca, Kültür Bakanlığı görevi ödüllü yazar Maxim Huerta’ya verilirken, Bilim Bakanlığı görevi İspanya'nın ilk astronotu olan Pedro Duque'ye verildi. Sánchez ayrıca, hükümetinde Avrupa Komisyonu Bütçe Genel Müdürü Nadia Calvino'yu ekonomi bakanı, eski Avrupa AP Başkanı Josep Borrell'i de dışişleri bakanı yaparak, Brüksel ile eşgüdümlü politika izleneceğini söyleyerek ve “Kabine, cinsiyet eşitliğinden yana, kuşaklar arası, dünyaya açık ama AB’ye demirli” diyerek de AB otoritelerinin yüreğine su serpti.  Peki, bu hükümet gerçekten AB yanlısı bir politika izleyecek mi, yoksa bazı sorunlar yaşayacak mı? Bunu gelecek günler gösterecek.

Melis Bostanoğlu, İKV Uzman Yardımcısı