İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-31 AĞUSTOS 2018

AB GÜNDEMİ: Mülteci Krizinde İtalya ve İspanya Karşıtlığı

Mülteci Krizinde İtalya ve İspanya Karşıtlığı

BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) 3 Eylül 2018 tarihinde yayımladığı rapor, kurumun İyi Niyet Elçisi Tacik asıllı yazar Khaled Hosseini’nin sözleriyle başlıyor. Hosseini, bundan tam 3 yıl önce Ege kıyılarına vuran cesediyle mülteci krizinin aslında ne anlama geldiğini en acımasız şekliyle insanlığın yüzüne çarpan Alan Kurdi’nin kendisinde bıraktığı derin etkiyi paylaşıyor. Dağılan ailelerin, yaşam mücadelesinde yenik düşen mültecilerin trajik durumunun hala devam ettiğini dile getirirken; sorunun boyutuna kıyasla çözüm çabalarının yetersiz kaldığının altını çiziyor.  2015’ten bu yana Avrupa’ya giden göçmen sayısının azaldığı belirtilen raporda Akdeniz’in hiç olmadığı kadar ölümcül bir yer olduğuna dikkat çekiliyor. Yılın başından bu yana 1.600 göçmenin öldüğü veya kaybolduğu Akdeniz; iç savaşlardan, açlıktan ve ölümden kaçıp Avrupa’ya ulaşmak için aşılması gereken son sınav olarak görülüyor. Ancak ölüm kalım savaşını kazanan göçmenlerin son zamanlardaki bir diğer sınavı da karaya adım atabilmek.

Tüm gözler, son aylarda hararetli gündemin göbeğindeki AB üyesi ülkelere çevrilmiş durumda. Haziran ayından bu yana İtalya İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin başrolde yer aldığı alevli tartışmalar, mülteci kotalarının nasıl düzenleneceğine odaklanıyor; ancak çözüme giden yollar dikenli tellerle çevrili. Bu anlamda “ülkesinin Avrupa’nın mülteci kampı olmasına izin vermeyeceğini” açıklayan İtalyan Bakan Salvini ile elini taşın altına koyarak İtalya’dan gelen gemiyi ülkesine kabul eden İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, AB’nin içinde bulunduğu “sıfır tolerans” ve “hoşgörü” ikilemindeki iki ayrı uç noktayı temsil ediyor.

AB Göç Yönetiminde Saflar Belirleniyor (mu?)

Sosyo-ekonomik benzerlikler taşıyan İtalya ile İspanya’nın son dönemdeki en büyük ortak noktası, ülke tarihinde ilklerin yaşandığı süreçlerin ardından kurulan yeni hükümetler. Avro Alanı’nın en büyük üçüncü ve dördüncü ekonomilerindeki politik çalkantılar, Birliğin ortak para birimi üzerinde derin endişeler yaratmıştı. İtalya’da çok sayıdaki gelgitin ardından 1 Haziran günü kurulan AB şüpheci ve popülist koalisyon, AB’ye sembolik bir darbe indirmenin yanı sıra avronun dolar karşısında değer kaybetmesine de sebebiyet vermişti. Aynı gün İspanya’da güvensizlik oyuyla 7 yıldır ülkeyi yöneten Rajoy hükümetinin düşmesi karşısında nefesini tutarak bekleyen AB, hiç ummadığı bir anda çok önemli bir müttefik edinmişti. Nitekim aşırı sağcı lider Matteo Salvini, yeni hükümetin politikalarındaki dominant karakter haline gelip AB’yi İtalya’dan faydalanmakla suçlarken; yeni İspanyol Başbakan sosyal demokrat Pedro Sánchez, Birliğin kriz anlarında ihtiyaç duyduğu isim olduğunu kanıtladı. 

Ülkelerin çiçeği burnunda yöneticileri daha göreve geldikleri ilk haftada tartışmaların odağındaki bir problemle karşı karşıya kaldı: Libya’dan yola çıkmış Aquarius isimli göçmen gemisi. İtalya kıyılarına kabul edilmeyen Aquarius, durumun bir “insanlık krizi” haline gelmemesi için Sánchez’in 4 Haziran günü devreye girmesiyle Valencia kıyılarına yanaştı. Göçmenlerin ölüm kalım savaşında yardım elini uzatan sosyalist lider yaptığı açıklamada, ülkesine daha fazla mülteciyi kabul edebileceğini de dile getirerek AB nezdinde “artık ben buradayım” mesajını verdi.

AB’yi ikiye bölen göçmen kotası tartışmalarında yükü paylaşma konusunda gönüllü olan Sánchez, koalisyon ortaklarıyla sorunlar yaşayan Almanya Şansölyesi Merkel’in de sıkı sıkıya sarıldığı bir can simidi. 28-29 Haziran tarihlerinde gerçekleşen AB Liderler Zirvesi’nde Yunanistan ve İspanya ile mülteci işbirliğinde mutabık kalınırken; 8 Ağustos günü imzalanan mülteci anlaşması İspanya’yı Merkel’in açık kapı politikasının bir parçası haline getirdi. 11 Ağustos Cumartesi günü yürürlüğe giren anlaşma, ilk olarak İspanya’ya ayak basan ve sonradan Almanya’ya geçmeye çalışan mültecilerin 48 saat içinde İspanya’ya geri gönderilmesine imkân veriyor.  Bu yönüyle göç yanlısı tarafta yer alan İspanya, AB göç yönetiminde lider konuma yerleşmeyi hedeflediğini de gösterdi. Uçurumun karşı tarafında yer alan İtalya ise AB göç politikasını baştan aşağı yenileme konusunda kararlı olduğunu ve tartışmaların daha önce birçok defa olduğu gibi yavaşça unutulmasına izin vermeyeceğini kanıtladı.

15 Ağustos’ta İçişleri Bakanı Salvini beklenmedik bir şekilde 190 göçmeni taşıyan Diciotti isimli geminin Sicilya kıyılarına yanaşmasına izin verdi. Ne var ki bu izin, göçmenlerin karaya çıkması için verilmemişti. Sadece çocukların ve hastaların gemiden ayrılması mümkün olurken; kalan 177 göçmen 26 Ağustos gününe kadar gemide beklemek durumunda kaldı. Bu süreçte tüm AB üyelerine göçmenleri kabul etme ve İtalya’nın yükünü paylaşma çağrısı yapan Salvini’ye tek olumlu cevap İrlanda’dan geldi.  20 göçmeni alacağını açıklayan İrlanda’nın yanı sıra AB ile müzakerelere önümüzdeki yıl başlaması beklenen Arnavutluk da 20 göçmeni ülkesine kabul edeceğini belirtti.

Şekil 1: Ülkelere Denizden Ulaşan Göçmen Sayısına Dair Veriler

Kaynak: BM Uluslararası Göç Örgütü (IOM)

* 2018 yılı verileri 1 Ocak-1 Ağustos 2018 tarihleri arasında söz konusu ülkelere deniz yoluyla ulaşan göçmen sayısını ifade etmektedir.

AB’nin İtalya’ya yardım etmemesi durumunda, Birlik bütçesine olan katkısına devam etmeyeceği tehdidinde dahi bulunan İtalya, bir kurucu üye olarak etki gücünün sınırlarını zorlamış gibi görünüyor. Ancak bu etki gücünü, iç politikadaki itibarını artırmak uğruna heba etmiş olma ihtimali yüksek. Çünkü İtalya’nın Birlik bütçesine katkısını 20 milyar avro olarak lanse eden Di Maio’nun açıklamaları, Komisyonun Bütçeden Sorumlu Üyesi Günther Oettinger tarafından oldukça net bir şekilde yalanlandı. İtalya’nın AB bütçesine yıllık 3 milyar avro katkı yaptığını dile getiren Oettinger, bu durumun üye ülkelerin inisiyatifiyle gerçekleştiğini dolayısıyla herhangi bir zorlama olmadığını hatırlattı. Sonuç olarak İtalya’nın tehdidini kale almayan Komisyon ve AB liderleri, Birliğin tehditlere boyun eğmeyeceğini göstermiş oldu; fakat sorunu çözmek için somut bir adım da atmadı.

Temeli Zayıf Göç Karşıtları Birliği

AP seçimleri öncesi göç politikasını yeniden şekillendirme konusundaki hedeflerini ve birbirine duydukları hayranlığı oldukça coşkulu bir şekilde ifade eden Salvini ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban, göç akınını durdurma konusundaki politikaları açısından birbirlerini tamamlıyorlar. 27 Ağustos günü Milano’da bir araya gelen ikili, göç karşıtlığı cephesinin güçleneceğine dair sinyaller verdi. Görüşme sonrası yaptığı açıklamada Macaristan’ın AB ülkelerine kara sınırından geçmeye; İtalya’nın ise denizden ulaşmaya çalışan göçmenlerin engellenebileceğini kanıtladığını dile getiren Orban, yapılması gerekenin sınırları kapatmak ve gelenleri ülkelerine geri göndermek olduğu konusunda ısrarcı. Orban’la aynı yolda yürüdüğünü ifade eden Salvini ise kendi ülkesinin yeterince mülteci aldığı görüşüyle diğer üye ülkelerin de sorumluluk alması gerektiğini vurguladı. Bu bağlamda göç karşıtı ülkeleri bir araya getirmek isteyen Orban ve Salvini, kendilerini ironik bir durumun içine sokmuş gibi görünüyor. Nitekim popülist politikaları ve AB normlarını takip etmek istemeyen tavırlarıyla benzerlikler taşıyan iki lider, oldukça temel bir konuda birbirleriyle çelişiyor: Salvini, ülkesine mülteci kabul etmeyen ülkeleri sürekli olarak suçlayan açıklamalar yaparken; Orban, Macaristan’a mülteci kabul etmeyeceğini açıkça dile getiriyor. Bu sebeple Çekya, Slovakya ve Polonya’nın da Macaristan ile aynı tutuma sahip olduğu göç karşıtları cephesinde İtalya’nın, mızıkçılık yapan üye olarak konumlanması fazlasıyla muhtemel bir senaryo.  

Şekil 2: 2018 Yılında İspanya’ya En Çok Göç Veren 5 Ülke

Kaynak: IOM

Diğer yandan “hoşgörü” cephesinin günümüzdeki göç yönetimi krizinin asıl sorumlusu olduğu düşünüldüğünde o tarafta da durumun pek parlak olmadığını ifade etmek gerekiyor. Mülteci sorununu çözme konusunda mücadelesini sürdüren Merkel’e çok benzer bir tavır sergileyen Sánchez,  AB üyelerinin insani sorumluluğunu yeniden hatırlatmış olsa da fırtına geçene kadar sessizce bekleyen çok fazla lider mevcut. Bu anlamda İtalya’nın tavrını kınadığı halde mülteci gemisinin Fransa kıyılarına yanaşabileceği yönünde çağrıda bulunmayan Macron, göç yanlıları cephesindeki sorunun en somut örneği.

Sınırın nerede çekileceği, kime AB refahından faydalanma hakkı verileceği; kimin önüne ise duvarlar inşa edileceği konusunda her üye ülkenin farklı cevaplara sahip olması, AB’nin göç politikasının geleceğinin önündeki en büyük engellerden biri. Bu bağlamda mülteci kotası konusunda göç yanlısı liderlerin ikiyüzlülüğünü oldukça doğru tespitlerle dile getiren Salvini, Birliği en zayıf noktasından vurarak, Birliğin kriz çözmedeki yetersizliğini gözler önüne seriyor.  Şu bir gerçek ki çözüm, sadece ve sadece ortak bir irade sayesinde gerçekleşebilir. Ancak norm belirleyen konumunu kendi içinde kaybetmeye başlayan AB’nin, savunduğu değerlere üye ülkelerin mutlak uyumunu sağlamakta zorlanması, içinden çıkılması güç bir kısır döngü yaratıyor.  

Selvi Eren, İKV Uzman Yardımcısı